RODOPLAR’DAN BİR ASIR SONRA AYNI SORU:

Sinan AKBAŞ

BU DEVLETİ BİRLİKTE YÖNETEBİLİR MİYİZ?

Stamboliyski’den Yotova’ya uzanan bir siyasal hafıza: Bulgaristan’ın geleceği eşit vatandaşlıktadır

Rodoplar bazen yalnızca dağ değildir.
Bazen tarihin konuştuğu yerdir.

Bir söz orada söylendiğinde, vadilerden yankılanıp yıllar sonrasına ulaşabilir.

Bugün İliyana Yotova’nın Smolyan’da söylediği sözleri okurken benim aklıma Bulgaristan’ın yaklaşık bir asır önceki siyasi hayatının en önemli isimlerinden Aleksandır Stamboliyski geldi.
Stamboliyski döneminin Bulgaristan’ı başka bir Bulgaristan’dı.

Savaşların yıktığı, toplumsal sınıfların karşı karşıya geldiği, köylünün ağır yük taşıdığı, azınlıkların devletteki yerinin sürekli tartışıldığı bir ülkeydi.

Bugünün Bulgaristan’ı elbette aynı Bulgaristan değildir.

Fakat soru şaşırtıcı biçimde benzerdir:
Bu ülkenin gerçek sahibi kimdir?
Ve daha önemlisi:
Bu ülkeyi birlikte yönetmeyi başarabilecek miyiz?
Stamboliyski’nin bize hatırlattığı düşünce

Aleksandır Stamboliyski’yi değerlendirirken tarihi romantikleştirmemek gerekir. Onun dönemi de kendi çatışmalarını ve tartışmalarını taşır.

Fakat o dönemin Bulgaristan’ında Müslüman ve Türk nüfusun siyasete katılımı, yerel yönetimlerde temsili ve farklı toplumsal kesimlerin devletle ilişkisi önemli bir meseleydi. Tarihsel araştırmalar, Müslümanların özellikle Rodoplar ve kuzeydoğudaki yerel yönetimlerde Bulgarlarla ve diğer topluluklarla birlikte karar süreçlerine katıldığını gösteriyor.

Bizim tarihî hafızamızda Stamboliyski’nin Rodoplara yaklaşımı bir çağrıyı hatırlatıyor:
Bu memleket hepimizin. Gelin bu ülkenin geleceğini beraber kuralım.

Bugün, yaklaşık bir asır sonra, İliyana Yotova yine Rodoplar’da başka kelimelerle benzer büyüklükte bir meseleye dokunuyor:
“Devlet birkaç kişiye değil, herkese ait olmalıdır.”

Ve devamında yasaların ve kuralların herkes için aynı olması gerektiğini söylüyor.

İşte üzerinde durmamız gereken nokta budur.
Rodoplar tesadüf değildir

Neden bu söz Smolyan’da söylendiğinde farklı anlam taşıyor?
Çünkü burası Rodoplar.

Burada tarih yalnızca kitaplarda değildir.
Tarih mezarlıklardadır.
Köylerdedir.
Camilerde ve kiliselerde…

Dağ yollarında…
Göç etmiş ailelerin hatıralarında…
Türklerde, Bulgarlarda, Müslümanlarda, Hristiyanlarda…

Rodoplar farklı kimliklerin yüzyıllardır yan yana yaşadığı bir insan coğrafyasıdır.

Dolayısıyla Rodoplar’dan yükselen “herkesin devleti” sözü yalnızca bir seçim sloganı olmamalıdır.
Bir devlet anlayışına dönüşmelidir.
Bir asır önceki soruya hâlâ cevap arıyoruz

Stamboliyski’nin yaşadığı dönemin üzerinden yaklaşık yüz yıl geçti.
Rejimler değişti.
Krallık geçti.
Savaşlar geçti.
Komünizm geldi ve gitti.
Demokrasi geldi.

Bulgaristan NATO’ya girdi.
Avrupa Birliği’ne girdi.
Sınırlar açıldı.
Yeni nesiller yetişti.
Ama Bulgaristan’ın önündeki temel meselelerden biri hâlâ aynı:
Farklılıklarımızla birlikte aynı devlete gerçekten ortak olabilecek miyiz?

Bir Türk, Bulgaristan devletine baktığında “Bu benim devletim” diyebilecek mi?
Bir Bulgar, Türk komşusuna baktığında “Bu ülkenin benim kadar sahibidir” diyebilecek mi?

Bir Müslüman devlet kapısına gittiğinde inancının hiçbir önem taşımadığını hissedebilecek mi?

Bir Roman çocuk dünyaya geldiğinde geleceğinin daha doğduğu gün belirlenmediğine inanabilecek mi?
Demokrasi işte burada başlar.
Eşit vatandaşlık bir lütuf değildir

Yotova’nın “yasalar herkes için aynı uygulanmalıdır” sözü aslında Bulgaristan Anayasası’nın da temel ilkesidir.

Anayasa’nın 6. maddesi bütün vatandaşların kanun önünde eşit olduğunu; etnik köken, din, siyasi görüş ve diğer özelliklere dayalı hak kısıtlamalarına veya ayrıcalıklara izin verilemeyeceğini açıkça düzenliyor.

Dolayısıyla Türklerin eşit vatandaşlık istemesi bir lütuf talebi değildir.
Bir ayrıcalık talebi hiç değildir.
Anayasal vatandaşlığın hayata geçirilmesi talebidir.

Biz kimsenin hakkından alıp Türklere verilmesini istemiyoruz.

Biz Bulgar’ın hakkının Türk’e, Türk’ün hakkının Bulgar’a karşı kullanılmasını da istemiyoruz.
Bizim söylediğimiz çok basit:

Aynı devletin vatandaşlarıysak aynı hukuk altında yaşayalım.
“Gelin birlikte yönetelim” sözünün bugünkü anlamı

21. yüzyılda “birlikte yönetmek” ne demektir?

Sadece bir Türk milletvekilinin parlamentoya girmesi değildir.
Bir iki Türk’ün devlet kurumlarında görev alması da yeterli değildir.

Birlikte yönetmek;
devlet kadrolarında liyakatle temsil edilmek,
yerel yönetimlerde söz sahibi olmak,
eğitimde eşit fırsata ulaşmak,
kültürel kimliğini korkmadan yaşatmak,
ana dilini koruyabilmek,
inancını özgürce yaşayabilmek,
ülkenin ekonomik kaynaklarından adil biçimde yararlanmak,

ve en önemlisi devletin geleceğine ilişkin karar mekanizmalarında bulunabilmektir.
Çünkü gerçek eşitlik sadece “Sen de burada yaşayabilirsin” demek değildir.

Gerçek eşitlik:
“Bu ülkenin geleceğinde senin de sözün var” diyebilmektir.
Biz Bulgaristan’da “Türklerin devleti”ni istemiyoruz

Bunu özellikle açık yazıyorum.
Biz Bulgaristan’da Türklerin ayrı bir devletini istemiyoruz.

Bulgarların devleti, Türklerin devleti, Romanların devleti diye parçalanmış bir devlet anlayışını da istemiyoruz.
Bizim istediğimiz:
Bulgaristan vatandaşlarının devleti.

Bulgar’ın da devleti.
Türk’ün de.
Roman’ın da.
Pomak’ın da.
Müslüman’ın da.
Hristiyan’ın da.
Ateistin de.
İktidara oy verenin de.
Muhalefete oy verenin de.

Çünkü cumhuriyet vatandaşlarını siyasi tercihlerine veya etnik kimliklerine göre ayırmaya başladığı anda ortak devlet duygusu zayıflar.
Türkler de kendilerine bir soru sormalıdır

Fakat eşit vatandaşlık yalnızca Sofya’ya yönelteceğimiz bir talep değildir.

Bulgaristan Türkleri olarak bizim de kendimize sormamız gereken bir soru vardır:

Biz bu ülkenin yönetimine ortak olmaya hazır mıyız?
Yalnızca seçim günü sandığa gitmekten söz etmiyorum.

Devlet adamı yetiştirmekten söz ediyorum.
Hukukçu yetiştirmekten…
Diplomat yetiştirmekten…

Akademisyen, ekonomist, doktor, mühendis, belediye başkanı yetiştirmekten…

Gençlerimizi sadece göçe hazırlamak yerine Bulgaristan’ın geleceğinde söz sahibi olmaya hazırlamaktan söz ediyorum.

Eşit vatandaşlık iki taraflı bir sorumluluktur.
Devlet kapıyı açacak.
Vatandaş da o kapıdan liyakatle girecek.

Türkler oy deposu değil, devletin ortağıdır
Bulgaristan siyasetinin artık Türk seçmenine bakışını da değiştirmesi gerekiyor.

Türkler yalnızca seçim geldiğinde aranacak insanlar değildir.
Sadece Kırcaali’deki oy oranlarından ibaret değildir.

Türkiye’deki sandıklardan çıkacak oy sayısından ibaret hiç değildir.
Bir siyasi partiye ait “hazır seçmen kitlesi” olarak da görülmemelidir.

Türkler Bulgaristan Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıdır.
Ve vatandaşlık, seçimden seçime hatırlanan bir ilişki değildir.

Devlet ile insan arasında 365 gün devam eden bir hukuk bağıdır.
Rodoplar’dan Sofya’ya gitmesi gereken mesaj

Bu nedenle Yotova’nın Smolyan’daki sözlerinin asıl sınavı seçim meydanında değil, seçimden sonra olacaktır.

“Devlet herkese ait” deniliyorsa bunu uygulamada görmek gerekir.
Kırcaali’de görmek gerekir.
Smolyan’da görmek gerekir.
Şumnu’da…
Razgrad’da…
Silistre’de…
Deliorman köylerinde…

Sofya’daki devlet kurumlarında…
Ve Bulgaristan dışında yaşayan vatandaşlarla ilişkilerde görmek gerekir.

Çünkü eşit vatandaşlık kürsüde söylenince güzel bir sözdür.
Devlet politikasına dönüşünce demokrasidir.

Stamboliyski’den Yotova’ya kalan büyük soru
Aradan yaklaşık bir asır geçti.
Rodopların dağları aynı yerde duruyor.

İnsanlar değişti.
Devlet değişti.
Avrupa değişti.
Dünya değişti.
Ama dağların arasından hâlâ aynı soru yankılanıyor:

Birlikte yaşayabiliyorsak neden birlikte yönetemeyelim?
Bence Bulgaristan’ın önündeki büyük demokratik mesele tam da budur.

Mesele Türk’ün Bulgar’a karşı güç kazanması değildir.
Bulgar’ın Türk’e üstün olması da değildir.

Mesele birbirimize üstünlük kurmadan ortak bir devlet kurabilmektir.

Stamboliyski döneminden bize kalan tarihî hafızayı bugün Yotova’nın Smolyan’daki eşitlik ve herkese ait devlet vurgusuyla yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan düşünce budur:

Gelin Bulgaristan’ı birlikte yaşadığımız ülke olmaktan çıkarıp, birlikte yönettiğimiz ortak devlet hâline getirelim.

Çünkü gerçek demokrasi çoğunluğun azınlığa tahammül etmesi değildir.

Gerçek demokrasi, çoğunluk ve azınlık kavramlarının üzerinde ortak vatandaşlığın yükselmesidir.

Ve belki Bulgaristan’ın yeni yüzyıldaki en güçlü cümlesi şu olabilir:

Bu ülke senin veya benim değil.
Bu ülke bizim.

Devlet birkaç kişinin değil, hepimizin.
Yönetimi de geleceği de hepimizin ortak sorumluluğudur.