Bulgaristan’da Seçimin Kaderi Değişiyor: 43 Bin Oy Fark, 36 Yıllık Sessizlik ve Türklerin Tarihî Sorumluluğu

Rafet ULUTÜRK

Bir zamanlar isimleri değiştirilen, dilleri susturulmak istenen, topraklarından koparılan Bulgaristan Türkleri, bugün yeniden ülkenin geleceğiyle ilgili tartışmaların merkezinde. 1 Kasım’daki cumhurbaşkanlığı seçimi yalnızca iki adayın yarışı değil; demokrasi, eşit vatandaşlık, siyasi güven ve tarihî hafızanın da sınavı olacak.

BİR SEÇİMİN ARDINDA KOSKOCA BİR TARİH YATIYOR

Bulgaristan’da 25 Ekim Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu tamamlandı.

İliyana Yotova 528 bin 929 oyla yüzde 34,76, Andrey Gyurov ise 486 bin 214 oyla yüzde 31,95 oranında destek aldı.
İki aday arasındaki fark yalnızca 42 bin 715 oy.

İlk bakışta bu rakam, sıradan bir seçim istatistiği gibi görünebilir.
Ancak Bulgaristan’ın yakın tarihini bilenler için bu farkın çok daha derin bir anlamı vardır.

Çünkü bu ülkede bir zamanlar Türkçe konuştuğu için baskı gören, kimliğini korumak için mücadele eden, evini ve toprağını geride bırakarak Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan insanların çocukları ve torunları yaşıyor.

Bugün onların bir bölümü Kırcaali’de, Şumnu’da, Razgrad’da, Silistre’de ve Deliorman’da; bir bölümü ise İstanbul’da, Bursa’da, Kocaeli’de, İzmir’de ve Anadolu’nun dört bir yanında hayatını sürdürüyor.

Ama hepsinin ortak bir hafızası var.
Bir ülkeyi terk etmek zorunda kalmak, o ülkenin geleceğinden vazgeçmek anlamına gelmez.

1989’DA SINIRI GEÇENLER, BUGÜN DEMOKRASİNİN SINAVINI İZLİYOR

BULTÜRK Kocaeli Temsilcisi Alptekin Cevherli, seçim sonuçlarını değerlendirirken meselenin yalnızca sayısal bir yarış olmadığını vurguladı.

Cevherli şu ifadeleri kullandı:
“1989 yılında Türkiye’ye gelen insanlarımızın çoğu yanlarında büyük servetler getirmedi.

Bir valiz, birkaç fotoğraf, aile hatıraları ve yüreklerinde taşıdıkları vatan sevgisiyle geldiler.

Kimi fabrikalarda çalıştı, kimi küçük bir dükkân açtı, kimi çocuklarını okutabilmek için gece gündüz mücadele etti.
Bugün o insanların çocukları mühendis, doktor, öğretmen, akademisyen ve iş insanı oldu.

Fakat Bulgaristan’la bağları hiçbir zaman tamamen kopmadı.
Şimdi Bulgaristan’da iki cumhurbaşkanı adayı arasında yalnızca 43 bin civarında oy farkı bulunuyor.

Bu tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Yıllarca görmezden gelinen bir toplumun demokratik katılımı, ülkenin geleceğinde önemli bir ağırlık oluşturabilir.”

36 YILDIR OY İSTENDİ, PEKİ VERİLEN SÖZLERİN KAÇI TUTULDU?

Bulgaristan’da 1990 yılından itibaren Türk toplumunun siyasi temsili üzerine büyük umutlar oluşturuldu.

Türklerin sorunlarını çözeceğini söyleyen siyasi yapılar ortaya çıktı.
Seçimlerden önce vaatler verildi.
Türkçe eğitim konuşuldu.
Eşit vatandaşlık konuşuldu.
Bölgesel kalkınma konuşuldu.
Kamu yönetiminde adil temsil konuşuldu.

Ancak aradan geçen 36 yılın ardından hâlâ aynı meselelerin gündemde olması, ciddi bir siyasi güven sorununun varlığını gösteriyor.
Cevherli bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bizim insanlarımız yıllarca sandığa gitti. Destek verdi, umut etti, bekledi.
Ancak seçimlerin ardından kendilerine verilen sözlerin ne kadarının yerine getirildiğini sorgulamak zorunda kaldılar.

Bugün sandığa gitmeyen vatandaşlarımızı yalnızca ilgisizlikle suçlamak doğru değildir.
Belki de bazıları, ‘Ben oy verdim ama benim köyümde ne değişti, çocuğumun geleceğinde ne değişti?’ diye soruyor.

İşte bu sorulara cevap verilmeden seçmenle kalıcı bir güven ilişkisi kurulamaz.
Bulgaristan Türkleri artık yalnızca oylarının sayılmasını değil, taleplerinin de dikkate alınmasını istiyor.”

43 BİN OY FARK: SİYASİ DENGELERİN NE KADAR HASSAS OLDUĞUNUN GÖSTERGESİ

İkinci tura kalan adaylar arasındaki 42 bin 715 oyluk fark, ilk turdaki siyasi rekabetin ne kadar yakın geçtiğini gösteriyor.

Ancak ikinci tur, ilk turun basit bir tekrarı olmayarak.
İlk turda diğer adayları destekleyen seçmenlerin tercihleri, sandığa gitmeyenlerin katılımı ve siyasi partilerin tutumları sonucu değiştirebilir.

Bu nedenle Bulgaristan Türklerinin, ülkedeki diğer seçmen topluluklarıyla birlikte, ikinci turda önemli bir etki oluşturma potansiyeli bulunuyor.
Burada stratejik açıdan asıl önemli olan, Türk seçmenlerin yalnızca sayısal büyüklüğü değil; demokratik taleplerinin siyasi karar alma süreçlerinde ne ölçüde karşılık bulacağıdır.

Seçimlerde belirleyici olmak bir ihtimaldir. Kalıcı siyasi kazanım elde etmek ise örgütlü, şeffaf ve demokratik bir temsil anlayışı gerektirir.

TÜRKİYE’DEKİ SOYDAŞLARIN SESSİZLİĞİ DOĞRU OKUNMALI

Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının seçimlere katılımını etkileyen pek çok unsur bulunuyor.
Seçimlerin sık tekrarlanması, sandıkların uzaklığı, bürokratik işlemler, bilgi eksikliği ve geçmiş dönemlerden kaynaklanan siyasi hayal kırıklıkları bunlardan bazıları.

Ancak meselenin daha derin bir boyutu da var.
Türkiye’de doğan yeni nesillerin Bulgaristan’la kurdukları ilişki, anne ve babalarının ilişkisiyle aynı değil.

Birinci nesil Bulgaristan’ı doğduğu köyün sokaklarıyla hatırlıyor.
İkinci nesil anne ve babasının anlattığı hikâyelerle tanıyor.

Üçüncü nesil ise çoğu zaman Bulgaristan’ı aile geçmişinin bir parçası olarak görüyor.
Bu değişim, yalnızca seçim dönemlerinde yapılan çağrılarla tersine çevrilemez.

Cevherli’nin değerlendirmesine göre, göçmen toplumu ile Bulgaristan arasındaki ilişkinin eğitim, kültür, gençlik programları, ekonomik iş birliği ve karşılıklı ziyaretlerle güçlendirilmesi gerekiyor.
Çünkü kalıcı vatandaşlık bağı yalnızca seçim sandığında değil, gündelik hayatın içinde kuruluyor.

STRATEJİK YOL HARİTASI: SEÇİMDEN SONRA DA DEVAM EDEN BEŞ ADIM

BULTÜRK açısından seçimlerin ortaya çıkardığı en önemli ihtiyaç, Bulgaristan Türklerinin sorunlarının geçici siyasi tartışmaların ötesine taşınmasıdır.

Birinci adım: Demokratik katılımın önündeki engellerin kaldırılması.

Yurt dışındaki seçmenlerin sandıklara erişiminin kolaylaştırılması, seçim işlemlerinin anlaşılır hâle getirilmesi ve doğru bilgilendirme mekanizmalarının kurulması gerekiyor.

İkinci adım: Türk toplumunun taleplerinin yazılı ve ölçülebilir hâle getirilmesi.

Ana dilde eğitim, kamu yönetiminde eşit fırsatlar, kültürel mirasın korunması ve bölgesel yatırımlar konusunda açık hedefler belirlenmelidir.
Üçüncü adım: Siyasi partilerle kurumsal ve şeffaf diyalog.

Türk toplumunun hakları herhangi bir siyasi partinin tekeline bırakılmadan, bütün demokratik kurumlarla görüşülmeli; talepler kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır.
Dördüncü adım: Genç kuşaklarla bağların güçlendirilmesi.

Türkiye’de ve Bulgaristan’da yaşayan gençler arasında eğitim, kültür, girişimcilik ve ortak tarih programları geliştirilmelidir.
Beşinci adım: Seçim sonrası vaatlerin izlenmesi.

Seçim sonuçları ne olursa olsun, verilen taahhütlerin hangi tarihte ve ne ölçüde yerine getirildiğini takip eden bağımsız bir sivil toplum değerlendirme mekanizması oluşturulmalıdır.
Bu yaklaşım, seçim dönemindeki geçici siyasi ilgiyi uzun vadeli toplumsal kazanımlara dönüştürebilir.

SOFYA’NIN ÖNÜNDE TARİHÎ BİR FIRSAT VAR

Bulgaristan’ın geleceği yalnızca siyasi partilerin veya cumhurbaşkanı adaylarının başarısına bağlı değildir.

Ülkenin gerçek gücü, farklı kimliklere sahip vatandaşlarının aynı hukuk düzeni içerisinde eşit, özgür ve güven içinde yaşayabilmesidir.
Bulgaristan Türkleri bu ülkenin tarihinin, kültürünün ve ekonomik hayatının ayrılmaz bir parçasıdır.

Onların taleplerini dinlemek bir siyasi lütuf değil, demokratik devlet anlayışının gereğidir.
Cevherli’nin ifadesiyle:

“Biz Bulgaristan’ın zayıflamasını değil, güçlenmesini istiyoruz.
Biz toplumların birbirinden uzaklaşmasını değil, birbirine güvenmesini istiyoruz.

Biz çocuklarımızın Türkçe konuşabildiği, Bulgarcayı iyi öğrendiği, kendi kültürünü korurken ülkesinin ortak geleceğine de katkıda bulunduğu bir Bulgaristan hayal ediyoruz.
Bunun yolu ayrışmadan değil, eşitlikten geçer.”

1 KASIM’DA SANDIKLAR KAPANACAK, AMA SORUMLULUK BİTMEYECEK

1 Kasım Pazar günü Bulgaristan yeni cumhurbaşkanını belirlemek için yeniden sandık başına gidecek.

Bir aday kazanacak, diğeri kaybedecek.
Seçim gecesi rakamlar açıklanacak, siyasi değerlendirmeler yapılacak ve kutlamalar gerçekleştirilecek.

Ancak ertesi sabah Kırcaali’deki köylerde hayat devam edecek.
Şumnu’daki aileler çocuklarının geleceğini düşünmeye devam edecek.

Türkiye’deki göçmen aileleri memleketlerinden haber beklemeyi sürdürecek.
İşte siyasetin gerçek sınavı da o sabah başlayacak.
Çünkü seçim kazanmakla toplumun güvenini kazanmak aynı şey değildir.

Bir cumhurbaşkanını sandık seçer; fakat başarılı bir cumhurbaşkanlığını bütün vatandaşlara gösterilen adalet ve eşitlik belirler.

BİR VALİZLE GELENLERİN HİKÂYESİ HENÜZ BİTMEDİ

BULTÜRK Kocaeli Temsilcisi Alptekin Cevherli, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Babalarımızın, annelerimizin yaşadıklarını unutmadık.

Onların hangi şartlarda vatanlarından ayrıldığını, hangi zorluklarla yeni bir hayat kurduğunu biliyoruz.
Fakat biz geçmişin acılarını gelecek nesillere düşmanlık olarak bırakmak istemiyoruz.

Bizim istediğimiz, geçmişten ders çıkaran, kimsenin kimliğinden dolayı dışlanmadığı, bütün vatandaşların eşit haklara sahip olduğu bir Bulgaristan’dır.
25 Ekim seçimlerinde demokratik hakkını kullanan bütün vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

1 Kasım’daki seçimlerin de özgür iradenin, toplumsal barışın ve demokratik olgunluğun güçlenmesine vesile olmasını diliyoruz.
Çünkü bizim mücadelemiz yalnızca bir seçimlik değildir.

Bizim mücadelemiz, çocuklarımızın ve torunlarımızın daha adil bir geleceğe sahip olması içindir.

Bir gün çocuklarımız geriye dönüp baktıklarında, ‘Büyüklerimiz yalnızca geçmişin acılarını anlatmadılar; geleceğimiz için de sorumluluk aldılar’ diyebilmelidir.

İşte o zaman tarihî görevimizi yerine getirmiş oluruz.”