Avrupa Yanıyor, Dünya Yeniden Şekilleniyor! Peki Bulgaristan Nereye Gidiyor?

Rafet ULUTÜRK
Araştırmacı Yazar
25 Ekim 2026 | STRATEJİK ANALİZ VE KÖŞE YAZISI

Avrupa sokaklarda geleceğini ararken, büyük güçler yeni dünya düzeninin hesaplarını yapıyor. Bulgaristan ise tarihinin en önemli sorularından biriyle karşı karşıya: Kendi geleceğini inşa eden bir devlet mi olacak, yoksa değişen dünyanın kararlarına uyum sağlamakla mı yetinecek?
Dünya büyük bir değişimin içinden geçiyor.
Avrupa’nın sokaklarında protestolar yükseliyor. Başkentlerde ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, sosyal adalet, savaş ve güvenlik politikaları tartışılıyor. Washington, Moskova ve Pekin’de küresel güç dengeleri yeniden hesaplanıyor.
Bir tarafta savaşın gölgesi, diğer tarafta ekonomik belirsizlikler…
Bir tarafta silahlanma yarışı, diğer tarafta geçim sıkıntısı çeken milyonlarca insan…
Bir tarafta devletlerin güvenlik hesapları, diğer tarafta çocuklarının geleceğinden endişe eden aileler…
Dünya yalnızca siyasi bir değişim yaşamıyor. Aynı zamanda ekonomik, teknolojik, demografik ve toplumsal bir dönüşümden geçiyor.
İşte böylesine kritik bir dönemde Bulgaristan’ın önünde tarihî bir soru duruyor:
Avrupa değişirken Bulgaristan ne yapacak?
Bu soruyu yalnızca Sofya’daki siyasetçilere sormuyoruz.
Kırcaali’deki çiftçiye, Şumnu’daki öğretmene, Razgrad’daki esnafa, Varna’daki işçiye, Filibe’deki üniversite öğrencisine ve Türkiye’de yaşayan Bulgaristan kökenli yüz binlerce insana da soruyoruz.
Çünkü Bulgaristan’ın geleceği yalnızca bir hükümetin, bir cumhurbaşkanının veya bir siyasi partinin meselesi değildir.
Bu gelecek, ülkenin bütün vatandaşlarının ortak kaderidir.
Ve tarih bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Bir devletin yıkılması için mutlaka savaş çıkması gerekmez. Bazen bir ülke, insanlarını ve gelecek umutlarını yavaş yavaş kaybederek zayıflar.
1. AVRUPA NEDEN YANIYOR? ASIL YANGIN SOKAKLARDA DEĞİL, GÜVEN DUYGUSUNDA!
Avrupa uzun yıllar boyunca refahın, sosyal güvenliğin, demokratik kurumların ve ekonomik istikrarın önemli merkezlerinden biri olarak görüldü.
Dünyanın farklı bölgelerinden milyonlarca insan daha iyi bir hayat kurabilmek için Avrupa’ya yöneldi.
Çünkü Avrupa yalnızca yüksek maaşlar vadetmiyordu.
Hukuk güvenliği, eğitim, sağlık, sosyal haklar ve gelecek umudu da sunuyordu.
Fakat bugün Avrupa toplumlarının önemli bir bölümü yeni sorunlarla karşı karşıya.
Konut fiyatları yükseliyor.
Hayat pahalılığı aile bütçelerini zorluyor.
Enerji maliyetleri sanayinin rekabet gücünü etkiliyor.
Göç ve toplumsal uyum tartışmaları siyasi kutuplaşmayı artırabiliyor.
Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’nın güvenlik anlayışını yeniden şekillendiriyor.
Savunma harcamalarının artırılması tartışılırken vatandaşlar sosyal hizmetlerin geleceğini sorguluyor.
Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz ve diğer Avrupa ülkelerinde farklı nedenlerle ortaya çıkan protestoları tek bir hareket gibi değerlendirmek doğru değildir.
Ancak bu toplumsal tepkilerin önemli bir bölümü ortak bir kaygıya işaret ediyor:
Yarın bugünden daha iyi olacak mı?
İşte Avrupa’nın önündeki en önemli sorulardan biri budur.
Çünkü vatandaşın devlete duyduğu güven zayıfladığında ekonomik sorunlar siyasi sorunlara dönüşebilir.
Siyasi sorunlar derinleştiğinde toplumsal kutuplaşma artabilir.
Toplumsal kutuplaşma büyüdüğünde ise demokratik kurumların sorun çözme kapasitesi daha fazla sınanır.
Burada unutulmaması gereken temel gerçek şudur:
Ekonomik krizler devletlerin bütçelerini sarsar. Güven krizleri ise toplumların geleceğe olan inancını sarsar.
Avrupa’nın asıl sınavı yalnızca ekonomik büyümeyi yeniden sağlamak değildir.
Vatandaşlarına adil, güvenli ve öngörülebilir bir gelecek sunabilmektir.
2. AVRUPA SİLAHLANIYOR, HALKLAR GEÇİM DERDİNDE: BÜYÜK ÇELİŞKİ
Bugün Avrupa’da güvenlik kavramı yeniden tanımlanıyor.
Rusya-Ukrayna savaşı, NATO’nun geleceği, Karadeniz’deki askerî hareketlilik ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa güvenliğindeki rolü yoğun biçimde tartışılıyor.
Avrupa devletleri savunma kapasitelerini güçlendirmek için yeni yatırımlar planlıyor.
Ancak burada üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir mesele var.
Bir devletin güvenliği yalnızca askerî kapasitesinden mi ibarettir?
Elbette hayır.
Güvenlik yalnızca tank, uçak, füze ve asker sayısıyla ölçülemez.
Güvenlik aynı zamanda ekonomik dayanıklılıktır.
Gıda üretimidir.
Enerji bağımsızlığıdır.
Sağlık sisteminin gücüdür.
Eğitimin kalitesidir.
Toplumsal barıştır.
Vatandaşın hukuk sistemine duyduğu güvendir.
Bir ülke sınırlarını koruyabilir. Fakat gençleri gelecek bulamadığı için ülkeyi terk ediyorsa, orada başka bir güvenlik sorunu vardır.
Bir devlet güçlü bir orduya sahip olabilir. Fakat üretim kapasitesi zayıflıyorsa ekonomik bağımlılığı artabilir.
Bir ülke uluslararası ittifakların üyesi olabilir. Fakat vatandaşları kurumlarına güvenmiyorsa toplumsal dayanıklılığı zarar görebilir.
Bu nedenle Avrupa’nın geleceğinde iki temel güvenlik anlayışının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor:
Devletin güvenliği ve insanın güvenliği.
Bu iki kavram birbirine rakip değildir.
Tam tersine birbirini tamamlar.
Bulgaristan açısından da mesele budur.
Karadeniz’deki güvenlik riskleri değerlendirilirken Kırcaali’deki işsizlik unutulmamalıdır.
Savunma bütçesi konuşulurken Şumnu’daki okulların durumu göz ardı edilmemelidir.
Avrupa’nın geleceği tartışılırken Bulgaristan’ın boşalan köyleri de gündeme alınmalıdır.
Çünkü bir ülkenin güvenliği, yalnızca sınırlarının değil, o sınırlar içinde yaşayan insanların geleceğinin de korunmasıyla güçlenir.
3. WASHINGTON, MOSKOVA VE PEKİN: YENİ DÜNYA DÜZENİNDE KİMİN SÖZÜ GEÇECEK?
Dünya siyaseti artık yalnızca Avrupa merkezli bir düzen üzerinden açıklanamıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin arasındaki stratejik rekabet küresel gelişmeleri etkiliyor.
Washington askerî, teknolojik ve ekonomik gücünü korumaya çalışıyor.
Moskova, Ukrayna savaşı ve Avrupa güvenlik mimarisi üzerinden bölgesel ve küresel konumunu yeniden tanımlamaya çalışıyor.
Pekin ise sanayi üretimi, teknoloji, ticaret ve diplomatik ilişkiler yoluyla uluslararası etkisini genişletiyor.
Bu rekabetin sonuçları yalnızca büyük devletlerle sınırlı kalmıyor.
Enerji fiyatlarından ticaret yollarına, savunma harcamalarından yatırım kararlarına kadar birçok alanı etkiliyor.
Bugün dünya siyasetinin temel sorularından biri şudur:
Yeni uluslararası düzen, büyük güçler arasındaki uzlaşmalarla mı şekillenecek, yoksa daha fazla rekabet ve bölgesel krizle mi karşı karşıya kalacağız?
Bu sorunun kesin bir cevabı henüz yok.
Ukrayna konusunda farklı diplomatik girişimler, ateşkes önerileri ve güvenlik talepleri gündeme geliyor.
Ancak sosyal medyada dolaşan, savaşın geleceğinin Ukrayna ve Avrupa dışlanarak belirli bir toplantıda kararlaştırılacağı yönündeki iddialar doğrulanmadan kesin gerçekler olarak kabul edilmemelidir.
Buna rağmen ortada önemli bir stratejik gerçek bulunuyor:
Büyük güçler arasındaki ilişkiler değiştikçe küçük ve orta ölçekli devletlerin hareket alanı da etkileniyor.
İşte Bulgaristan’ın dikkatle değerlendirmesi gereken konu budur.
Bir devletin büyüklüğü yalnızca yüzölçümüyle ölçülmez. Diplomatik kapasitesi, ekonomik gücü, kurumlarının dayanıklılığı ve stratejik öngörüsü de belirleyicidir.
Bulgaristan, uluslararası gelişmeleri yalnızca takip eden değil, kendi çıkarlarını ve sorumluluklarını açık biçimde tanımlayan bir politika geliştirmek zorundadır.
4. BULGARİSTAN’IN COĞRAFYASI KÜÇÜK DEĞİL, STRATEJİK ÖNEMİ BÜYÜK!
Bulgaristan’ın dünya haritasındaki yerine dikkatle bakalım.
Bir tarafında Karadeniz.
Güneyinde Türkiye ve Yunanistan.
Kuzeyinde Romanya.
Batısında Balkan ülkeleri.
Avrupa Birliği ve NATO üyeliği.
Türkiye ile Avrupa arasında kara ve demiryolu bağlantıları.
Karadeniz üzerinden ticaret ve enerji güzergâhları.
Bütün bunlar Bulgaristan’a önemli bir coğrafi konum kazandırıyor.
Fakat stratejik coğrafyaya sahip olmak tek başına yeterli değildir.
Coğrafi avantajı ekonomik ve diplomatik güce dönüştürebilmek gerekir.
Bir ülke önemli bir ticaret güzergâhı üzerinde bulunabilir. Ancak ulaşım altyapısı yetersizse bu avantajdan gerektiği kadar yararlanamayabilir.
Enerji hatlarının yakınında bulunabilir. Ancak enerji arzını çeşitlendiremezse dış gelişmelere karşı kırılgan kalabilir.
Uluslararası ittifakların üyesi olabilir. Ancak kendi kurumlarını güçlendiremezse kararlarını uygulamakta zorlanabilir.
Bulgaristan’ın önünde önemli bir fırsat bulunmaktadır:
Balkanlar’da üretim, ulaştırma, enerji ve lojistik alanlarında daha güçlü bir merkez hâline gelmek.
Bunun için uzun vadeli bir kalkınma stratejisi gereklidir.
Sadece seçimden seçime değişen vaatlerle değil, yıllara yayılan planlarla hareket edilmelidir.
Çünkü coğrafya fırsat sunar, fakat o fırsatı kalkınmaya dönüştüren şey insan, kurum ve siyasi kararlılıktır.
5. KARADENİZ’DEKİ ATEŞ BULGARİSTAN’A NE KADAR YAKIN?
Karadeniz artık yalnızca ticaretin ve turizmin konuşulduğu bir bölge değildir.
Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Avrupa güvenlik tartışmalarının merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
Bu durum Bulgaristan’ı doğrudan ilgilendiriyor.
Varna ve Burgaz limanları ülkenin ekonomik hayatında önemli yere sahip.
Deniz ticareti, taşımacılık, turizm ve enerji bağlantıları Karadeniz’deki gelişmelerden etkilenebilir.
Bölgede yaşanabilecek askerî gerilimler sigorta maliyetlerini, taşımacılığı, yatırımları ve ekonomik beklentileri değiştirebilir.
Dolayısıyla Karadeniz güvenliği yalnızca askerî makamların meselesi değildir.
Sanayicinin meselesidir.
Tüccarın meselesidir.
Turizmcinin meselesidir.
Çiftçinin meselesidir.
Ve nihayetinde bütün vatandaşların meselesidir.
Bulgaristan’ın bu alanda Türkiye ve Romanya ile iş birliği yapması, NATO yükümlülüklerini yerine getirirken diplomatik çözüm kanallarını da desteklemesi önemlidir.
Çünkü savaşın ekonomik sonuçları bazen cepheden çok uzak şehirlerde bile hissedilebilir.
Karadeniz’de istikrar, Bulgaristan’ın ekonomik geleceğinin temel şartlarından biridir.
6. BULGARİSTAN’IN EN BÜYÜK TEHLİKESİ DIŞARIDA DEĞİL, İÇERİDE DE OLABİLİR!
Şimdi meselenin daha derinine inelim.
Bulgaristan’ın geleceğini yalnızca Amerika, Rusya, Çin veya Avrupa Birliği üzerinden değerlendirmek yeterli değildir.
Ülkenin kendi içindeki yapısal sorunları da ele almak gerekiyor.
Nüfus azalması.
Gençlerin göçü.
Bölgeler arasındaki ekonomik eşitsizlikler.
Kırsal yerleşimlerin zayıflaması.
Nitelikli iş gücü eksikliği.
Kamu kurumlarına güven sorunu.
Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimdeki farklılıklar.
Bunların her biri uzun vadeli kalkınmayı etkileyen meselelerdir.
Fakat hepsinin ortak noktasında insan vardır.
Bir devlet için en büyük kayıplardan biri yetişmiş insan gücünün azalmasıdır.
Çünkü bir mühendis yalnızca maaş alan bir çalışan değildir.
Yeni üretim imkânları geliştirebilecek bir insandır.
Bir öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir.
Gelecek nesilleri yetiştirendir.
Bir doktor yalnızca hastaları tedavi etmez.
Toplumun sağlık güvencesinin bir parçasıdır.
Bir çiftçi yalnızca toprağı işlemez.
Gıda güvenliğine katkı sağlar.
İşte bu nedenle Bulgaristan’ın demografik meselesi yalnızca nüfus istatistikleriyle açıklanamaz.
Bu aynı zamanda bir kalkınma, eğitim ve toplumsal dayanıklılık meselesidir.
Bir devlet insanını kaybettiğinde yalnızca bugünkü üretimini değil, yarın oluşturabileceği değerin bir bölümünü de kaybeder.
7. BOŞALAN KÖYLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI: BULGARİSTAN’IN GÖRÜNMEYEN YARASI
Bir zamanlar Kırcaali’nin köylerinde hayat vardı.
Sabahları insanlar erkenden kalkardı.
Tarlalara gidilirdi.
Çocuklar okullara koşardı.
Komşular birbirlerini ziyaret ederdi.
Bayramlarda sofralar kurulurdu.
Düğünlerde sokaklar kalabalıklaşırdı.
Evlerin bacalarından duman yükselirdi.
Bugün bazı köylerde bu görüntüler eskisi kadar sık yaşanmıyor.
Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolan sokaklarda sessizlik var.
Bazı evlerin kapıları yıllardır açılmıyor.
Bazı bahçeler artık eskisi gibi işlenmiyor.
Bazı ailelerin çocukları dünyanın farklı ülkelerinde yaşıyor.
İstanbul’da.
Bursa’da.
İzmir’de.
Berlin’de.
Londra’da.
Amsterdam’da.
Ve daha nice şehirde…
Bu insanların önemli bir bölümü doğdukları toprakları unutmuş değil.
Hâlâ köylerini hatırlıyorlar.
Hâlâ aile mezarlıklarını ziyaret ediyorlar.
Hâlâ çocukluklarının geçtiği sokakları özlüyorlar.
Fakat hayatlarını başka ülkelerde kurmuş durumdalar.
Burada sormamız gereken soru şudur:
Bir ülke, insanlarının doğdukları topraklara duyduğu sevgiyi ekonomik ve toplumsal bir bağa nasıl dönüştürebilir?
Cevap yalnızca geri dönün çağrısı yapmak değildir.
İnsanlara gerçek fırsatlar sunmaktır.
Yatırım ortamı oluşturmaktır.
Hukuk güvenliğini güçlendirmektir.
Eğitim ve sağlık hizmetlerini iyileştirmektir.
Gençlerin gelecek kurabileceği şartları hazırlamaktır.
Çünkü insanlar yalnızca geçmişlerine bağlı oldukları için değil, geleceklerini de orada görebildikleri zaman bir ülkede yaşamayı tercih ederler.
8. BULGARİSTAN TÜRKLERİ: TARİHİN YÜKÜ DEĞİL, GELECEĞİN STRATEJİK DEĞERİ
Bulgaristan Türklerinin tarihi kolay yazılmadı.
Bu toplum savaşlar gördü.
Göçler yaşadı.
Kimlik baskılarıyla karşılaştı.
Dilini ve kültürünü korumak için mücadele etti.
Özellikle 1984-1989 döneminde uygulanan zorla asimilasyon politikaları, Bulgaristan Türklerinin toplumsal hafızasında derin izler bıraktı.
1989 göçü ise binlerce ailenin hayatını kökten değiştirdi.
Bir düşünün…
Bir insan yıllarca yaşadığı evini bırakıyor.
Bahçesini bırakıyor.
Komşularını bırakıyor.
Anne babasının mezarını geride bırakıyor.
Yanına birkaç valiz alıyor.
Ve hiç bilmediği bir geleceğe doğru yola çıkıyor.
Bu yalnızca coğrafi bir yer değiştirme değildir.
Bir hayatın yeniden kurulmasıdır.
Türkiye’ye gelen Bulgaristan Türkleri büyük mücadeleler verdi.
Fabrikalarda çalıştılar.
İş yerleri açtılar.
Çocuklarını okuttular.
Sanayiye, ticarete, eğitime, bilime ve kültüre katkıda bulundular.
Bugün bu insanların çocukları ve torunları Türkiye’nin birçok alanında önemli görevler üstleniyor.
Fakat Bulgaristan açısından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir fırsat var.
Bu insanlar iki ülke arasında güçlü bir ekonomik, kültürel ve insani köprü oluşturabilir.
Türkiye’de yaşayan Bulgaristan kökenli girişimciler, akademisyenler, mühendisler, doktorlar ve diğer meslek sahipleri Bulgaristan ile yeni iş birlikleri geliştirebilir.
Üniversiteler arasında projeler hazırlanabilir.
Sanayi yatırımları desteklenebilir.
Kültürel miras çalışmaları yapılabilir.
Gençler arasında eğitim programları oluşturulabilir.
Ancak bunun gerçekleşebilmesi için Bulgaristan’ın diaspora politikalarını yalnızca seçim dönemleriyle sınırlamaması gerekir.
Bulgaristan Türkleri bu ülkenin yabancısı değildir. Bu ülkenin tarihinin, kültürünün ve geleceğinin bir parçasıdır.
Eşit vatandaşlık, Türkçe eğitim imkânları, kültürel hakların korunması, kamu hizmetlerine adil erişim ve bölgesel kalkınma gibi meseleler bu çerçevede ele alınmalıdır.
Çünkü toplumsal barış, bütün vatandaşların kendilerini devletin eşit ve değerli bir parçası olarak görebilmesiyle güçlenir.
9. TÜRKİYE-BULGARİSTAN İLİŞKİLERİ: GELECEĞİN ANAHTARLARINDAN BİRİ
Bulgaristan’ın geleceği konuşulurken Türkiye’nin rolünü göz ardı etmek mümkün değildir.
Türkiye ve Bulgaristan komşudur.
NATO müttefikidir.
Önemli ticaret ortaklarıdır.
Aynı zamanda tarihî, kültürel ve insani bağlara sahiptir.
İki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca diplomatik ziyaretlerle sınırlı kalmaması gerekir.
Enerji güvenliği.
Ulaştırma.
Lojistik.
Sanayi.
Tarım.
Turizm.
Eğitim.
Teknoloji.
Bu alanların her birinde iş birliği imkânları bulunmaktadır.
Özellikle Türkiye ile Avrupa arasındaki ulaşım güzergâhlarında Bulgaristan önemli bir konuma sahiptir.
Kapıkule-Kapitan Andreevo sınır geçişi ve diğer bağlantılar yalnızca iki ülkenin değil, Avrupa ticaretinin de önemli parçalarıdır.
Bu nedenle sınır geçişlerinin hızlandırılması, demiryolu kapasitesinin artırılması ve ortak yatırımların geliştirilmesi iki ülke için de ekonomik faydalar sağlayabilir.
Bulgaristan’ın Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmesi Avrupa Birliği üyeliğiyle çelişmek zorunda değildir.
Tam tersine, iyi komşuluk ve karşılıklı ekonomik iş birliği bölgesel istikrara katkı sağlayabilir.
Burada temel ilke açıktır:
Komşuluk korku üzerine değil, karşılıklı güven ve ortak çıkarlar üzerine kurulmalıdır.
10. BULGARİSTAN’DA SİYASETİN EN BÜYÜK SINAVI: DEVLET AKLI VE KURUMSAL UYUM
Bugün Bulgaristan’da cumhurbaşkanlığı seçimi yapılıyor.
Ancak ülkenin geleceğini yalnızca bu seçimde ortaya çıkacak siyasi tabloyla açıklamak doğru değildir.
Seçimler demokratik sistemin önemli bir parçasıdır.
Fakat devlet yönetimi seçim gününden ibaret değildir.
Seçimlerden sonra da ekonomi işlemeye devam eder.
Okullar açılır.
Hastaneler hizmet verir.
İnsanlar iş arar.
Çiftçiler üretim yapar.
Sanayiciler yatırım planlar.
Gençler geleceklerini düşünür.
Bu nedenle Bulgaristan’ın ihtiyacı, demokratik siyasi rekabetin yanında kurumsal sürekliliğin sağlanmasıdır.
Cumhurbaşkanlığı, hükümet, parlamento, yerel yönetimler ve diğer devlet kurumları anayasal yetkileri çerçevesinde çalışmalıdır.
Burada yıllardır üzerinde durduğumuz bir benzetmeyi yeniden hatırlatmak istiyorum:
Bir geminin kürekleri zıt yönlere çekilirse o geminin ilerlemesi zorlaşır.
Ancak mesele yalnızca küreklerin aynı yönde çekilmesi değildir.
Geminin doğru rotaya yönelmesi de gerekir.
Devlet yönetiminde bu rota hukuk, demokrasi, ekonomik kalkınma ve toplumsal barışla belirlenmelidir.
Siyasi görüşler farklı olabilir.
Partiler arasında tartışmalar yaşanabilir.
Fakat devlet kurumlarının işleyişi ve vatandaşların temel hakları günlük siyasi mücadelelerin ötesinde korunmalıdır.
Çünkü bir devletin gücü, yalnızca yöneticilerinin kararlarında değil, kurumlarının güvenilirliğinde de ortaya çıkar.
11. YENİ DÜNYADA EN BÜYÜK GÜÇ ARTIK YALNIZCA TOPRAK DEĞİL, İNSAN VE BİLGİDİR
Dünya ekonomisinde yeni bir dönem yaşanıyor.
Yapay zekâ üretim biçimlerini değiştiriyor.
Robotik teknolojiler sanayiyi dönüştürüyor.
Enerji sistemleri yeniden yapılanıyor.
Dijital altyapı ekonomik rekabetin merkezine yerleşiyor.
Ülkeler yalnızca doğal kaynaklarıyla değil, teknolojik kapasiteleriyle de değerlendiriliyor.
Bu gelişmeler Bulgaristan açısından önemli fırsatlar ve riskler barındırıyor.
Bir ülke yeni teknolojilere yatırım yapmazsa üretimde geri kalabilir.
Eğitim sistemini güncellemezse nitelikli iş gücü açığı yaşayabilir.
Genç araştırmacılarına imkân sunmazsa yetişmiş insanlarını başka ülkelere kaptırabilir.
Bu nedenle Bulgaristan’ın uzun vadeli kalkınma politikasında bilim, teknoloji ve eğitim merkezî bir yere sahip olmalıdır.
Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar olmamalıdır.
Araştırma ve yenilik üretmelidir.
Mesleki eğitim sanayinin ihtiyaçlarıyla bağlantılı hâle getirilmelidir.
Kırsal bölgelerde dijital altyapı güçlendirilmelidir.
Genç girişimciler desteklenmelidir.
Bulgaristan’ın geleceği yalnızca geçmişteki sanayi tesislerini korumakla değil, yeni üretim alanları oluşturmakla da ilgilidir.
21. yüzyılda bilgi üretemeyen ülkelerin ekonomik bağımlılık riski artar. İnsanına yatırım yapan ülkeler ise değişen dünyada yeni imkânlar oluşturabilir.
22. BULGARİSTAN 2050: BUGÜN DOĞAN ÇOCUKLAR NASIL BİR ÜLKEDE YAŞAYACAK?
Şimdi günlük siyasi tartışmaları bir kenara bırakalım.
Ve 2050 yılını düşünelim.
Bugün Bulgaristan’da doğan bir çocuk o tarihte 24 yaşında olacak.
Üniversiteyi bitirmiş olabilir.
İş arıyor olabilir.
Aile kurmayı düşünüyor olabilir.
Kendi ülkesinde bir gelecek inşa etmek istiyor olabilir.
Peki nasıl bir Bulgaristan ile karşılaşacak?
Gençlerin çalışma imkânı bulabildiği bir ülke mi?
Yoksa yurt dışına gitmeyi zorunluluk olarak gördüğü bir ülke mi?
Köylerinde hayatın devam ettiği bir ülke mi?
Yoksa kırsal bölgelerinde nüfusun daha da azaldığı bir ülke mi?
Üretim yapan, teknoloji geliştiren ve yatırım çeken bir ülke mi?
Yoksa ekonomik açıdan dış gelişmelere daha bağımlı bir ülke mi?
Vatandaşlarının birbirine güven duyduğu bir toplum mu?
Yoksa geçmişin acılarının ve siyasi kutuplaşmaların toplumsal ilişkileri zorlamaya devam ettiği bir toplum mu?
Bu soruların cevapları bugünden alınacak kararlara bağlıdır.
Çünkü gelecek kendiliğinden oluşmaz.
Gelecek hazırlanır.
Planlanır.
İnşa edilir.
Ve her nesil kendisinden sonra gelenlere bir ülke bırakır.
Asıl mesele, o ülkenin hangi şartlarda bırakılacağıdır.
13. BULGARİSTAN İÇİN YENİ BİR MİLLÎ KALKINMA ANLAYIŞI
Bulgaristan’ın uzun vadeli sorunlarına çözüm ararken yalnızca seçim vaatleriyle yetinilmemelidir.
Daha kapsamlı bir devlet ve toplum vizyonuna ihtiyaç vardır.
Bu vizyonun temelinde yedi stratejik öncelik bulunabilir.
Birincisi: Hukuk ve kurumsal güven. Yargı bağımsızlığının, şeffaflığın ve kamu yönetiminde hesap verebilirliğin güçlendirilmesi.
İkincisi: Nüfus ve gençlik politikası. Gençlerin ülkede kalmasını sağlayacak istihdam, eğitim, konut ve girişimcilik imkânlarının geliştirilmesi.
Üçüncüsü: Bölgesel kalkınma. Kırcaali, Razgrad, Şumnu, Silistre, Vidin ve diğer bölgelerde ekonomik fırsatların artırılması.
Dördüncüsü: Eğitim ve teknoloji. Üniversitelerin, araştırma merkezlerinin, mesleki eğitimin ve teknoloji yatırımlarının desteklenmesi.
Beşincisi: Toplumsal birlik. Bulgarlar, Türkler, Romanlar ve ülkedeki bütün topluluklar arasında eşit vatandaşlık ve karşılıklı güvenin güçlendirilmesi.
Altıncısı: Bölgesel diplomasi. Türkiye, Romanya, Yunanistan ve diğer komşularla ekonomik ve güvenlik alanlarında yapıcı iş birliğinin geliştirilmesi.
Yedincisi: Diaspora ile kalıcı bağlar. Yurt dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının bilgi, tecrübe ve yatırım potansiyelinden karşılıklı fayda sağlayacak projeler oluşturulması.
Bu hedefler yalnızca devlet kurumlarının değil, üniversitelerin, yerel yönetimlerin, iş dünyasının ve sivil toplumun ortak çalışmasını gerektirir.
Çünkü güçlü bir ülke yalnızca yukarıdan alınan kararlarla değil, toplumun geniş katılımıyla inşa edilir.
14. AVRUPA’NIN KRİZİ BULGARİSTAN İÇİN BİR FIRSAT OLABİLİR Mİ?
Tarih boyunca büyük dönüşüm dönemleri bazı ülkeler için ciddi zorluklar, bazıları için ise yeni imkânlar oluşturmuştur.
Bugün Avrupa sanayisinin enerji maliyetleri, tedarik zincirleri, teknolojik rekabet ve iş gücü ihtiyacı gibi meselelerle karşı karşıya olması Bulgaristan açısından da yeni ekonomik değerlendirmeleri gündeme getirebilir.
Bulgaristan, Avrupa Birliği üyeliğini, coğrafi konumunu ve bölgesel bağlantılarını kullanarak bazı alanlarda yatırım çekebilir.
Ancak bu ihtimal kendiliğinden gerçekleşmez.
Yatırımcılar için öngörülebilir hukuk düzeni gerekir.
Sanayi için altyapı gerekir.
Üretim için yetişmiş insan gerekir.
İhracat için güçlü ulaşım bağlantıları gerekir.
Ve bütün bunların sürdürülebilmesi için siyasi istikrar ve toplumsal güven gerekir.
Bu nedenle Bulgaristan’ın önünde önemli bir tercih bulunmaktadır:
Kısa vadeli ekonomik beklentilerle mi hareket edecek?
Yoksa uzun vadeli üretim, teknoloji ve insan kaynağı stratejisi mi geliştirecek?
Bu tercih yalnızca ekonomik büyüme oranlarını değil, gelecek nesillerin hayat şartlarını da etkileyebilir.
15. ASIL TEHLİKE: BULGARİSTAN’IN HARİTADAN SİLİNMESİ DEĞİL, GELECEK YARIŞINDA GERİ KALMASI
Zaman zaman dünya siyasetindeki gerilimler değerlendirilirken devletlerin ortadan kalkacağına ilişkin çok ağır ifadeler kullanılıyor.
Ancak Bulgaristan’ın devlet olarak yok olacağına dair kesin bir değerlendirme yapmak için somut bir temel bulunmuyor.
Bununla birlikte ülkenin demografik, ekonomik ve kurumsal sorunlarını küçümsemek de doğru değildir.
Bir devlet siyasi varlığını korurken ekonomik rekabet gücünü kaybedebilir.
Nüfusu azalabilir.
Bazı bölgelerinde kamu hizmetleri zayıflayabilir.
Gençlerinin önemli bir bölümü başka ülkelerde gelecek arayabilir.
Uluslararası gelişmeler karşısında hareket alanı daralabilir.
Bu nedenle Bulgaristan açısından en önemli mesele korku üretmek değil, geleceğe hazırlanmaktır.
Çünkü korku toplumları kısa süreli harekete geçirebilir.
Fakat kalıcı kalkınma bilgiyle, güvenle, üretimle ve ortak çalışma kültürüyle sağlanır.
Bir ülkenin geleceğini korumanın yolu yalnızca dış tehditlere karşı hazırlıklı olmaktan değil, içeride güçlü ve adil bir toplum oluşturmaktan geçer.
16. AVRUPA SOKAKLARDA BAĞIRIYOR, BULGARİSTAN’IN BOŞALAN KÖYLERİ SESSİZCE KONUŞUYOR
Belki de bu yazının en önemli noktası burasıdır.
Avrupa’nın bazı şehirlerinde insanlar meydanlara çıkıyor.
Haklarını savunuyor.
Hükümetlerden çözüm istiyor.
Gelecekleri için seslerini yükseltiyor.
Bulgaristan’ın bazı bölgelerinde ise toplumsal sorunlar başka biçimlerde kendini gösteriyor.
Bir genç yurt dışına gidiyor.
Bir aile başka şehirde hayat kuruyor.
Bir köyde nüfus azalıyor.
Bir okul öğrenci yetersizliğiyle karşılaşıyor.
Bir evin kapısı yıllarca açılmıyor.
Bu iki görüntü farklı olsa da ortak bir soruya işaret edebilir:
İnsanlar yaşadıkları yerde nasıl bir gelecek görüyor?
İşte bu nedenle Bulgaristan’ın sessiz sorunlarını anlamak için yalnızca seçim sonuçlarına, ekonomik büyüme rakamlarına veya siyasi açıklamalara bakmak yeterli değildir.
İnsanların günlük hayatına da bakmak gerekir.
Bir köyün geleceğine.
Bir öğrencinin hayallerine.
Bir çiftçinin üretim şartlarına.
Bir annenin çocuğu için duyduğu endişeye.
Bir gencin neden ülkesinden ayrılmayı düşündüğüne.
Çünkü devletlerin geleceği yalnızca başkentlerde belirlenmez.
Kasabalarda, köylerde, fabrikalarda, okullarda ve ailelerin sofralarında da şekillenir.
AVRUPA YANIYOR! BULGARİSTAN UYANMALI, GELECEĞİNİ HAZIRLAMALI!
Bugün dünya değişiyor.
Ekonomik güç merkezleri yeniden şekilleniyor.
Teknoloji üretimi dönüştürüyor.
Savaşlar güvenlik anlayışlarını değiştiriyor.
Avrupa toplumları refah, güvenlik ve gelecek üzerine yeni sorular soruyor.
Bütün bu gelişmeler Bulgaristan’ı da yakından ilgilendiriyor.
Fakat Bulgaristan’ın geleceğini yalnızca Brüksel’in, Washington’un, Moskova’nın veya Pekin’in kararlarına bağlamak doğru değildir.
Bulgaristan’ın kendi kurumları, vatandaşları, ekonomik imkânları ve uluslararası ilişkileri vardır.
Asıl mesele bu imkânların nasıl değerlendirileceğidir.
Bugün Bulgaristan’ın önünde cevaplanması gereken üç büyük soru bulunuyor:
Birinci soru: Bulgaristan gençlerine kendi ülkelerinde gelecek kurabilecekleri şartları sağlayabilecek mi?
İkinci soru: Bulgaristan bütün vatandaşlarını eşitlik, hukuk ve ortak kalkınma hedefi etrafında buluşturabilecek mi?
Üçüncü soru: Bulgaristan değişen dünyada yalnızca gelişmeleri takip eden bir ülke mi olacak, yoksa kendi stratejik hedeflerini gerçekleştirebilecek mi?
Bu soruların cevapları bir günde ortaya çıkmayacak.
Bir seçimle bütün meseleler çözülmeyecek.
Bir hükümet değişikliği bütün sorunları ortadan kaldırmayacak.
Ancak uzun vadeli ve kararlı politikalarla önemli ilerlemeler sağlanabilir.
Burada özellikle Bulgaristan’ın bütün vatandaşlarına seslenmek istiyorum:
Bu ülkenin geleceği yalnızca siyasetçilerin meselesi değildir.
Bulgar’ın da meselesidir.
Türk’ün de meselesidir.
Roman’ın da meselesidir.
Gençlerin de meselesidir.
Yaşlıların da meselesidir.
Ülkede yaşayanların da meselesidir.
Yurt dışında yaşayanların da meselesidir.
Çünkü hepimizin ortak bir sorumluluğu vardır:
Gelecek nesillere daha güvenli, daha adil, daha üretken ve daha yaşanabilir bir ülke bırakmak.
Bir zamanlar Kırcaali’nin köylerinden Türkiye’ye göç eden insanların geride bıraktıkları evleri düşünelim.
O evlerin kapıları belki bugün kapalıdır.
Ama hatıraları yaşamaya devam ediyor.
Bir zamanlar o sokaklarda oynayan çocuklar bugün dünyanın farklı ülkelerinde yaşıyor.
Belki artık o köylerde yaşamıyorlar.
Ama köklerini unutmuyorlar.
İşte Bulgaristan’ın geleceği için en büyük imkânlardan biri de bu insan bağlarını koruyabilmektir.
Geçmişin acılarından ders çıkararak yeni bir ortak gelecek kurabilmektir.
Çünkü bir ülkeyi güçlü yapan yalnızca sahip olduğu topraklar değildir. O topraklarda yaşayan ve o topraklarla bağını koruyan insanların geleceğe duyduğu güvendir.
Avrupa değişiyor.
Dünya değişiyor.
Bulgaristan da değişimin sonuçlarıyla karşı karşıya.
Fakat unutulmamalıdır:
Dünyanın değişmesi bir tehlike olmak zorunda değildir. Asıl tehlike, dünya değişirken geleceğe hazırlanmamaktır.
Ve şimdi Bulgaristan’a son bir soru sormak istiyorum:
2050 yılında çocuklarımız bize ne diyecek?
“İyi ki zamanında geleceğimizi düşündünüz, ülkemizi güçlendirdiniz, bize umut bıraktınız.” mı diyecekler?
Yoksa…
“Neden sorunları gördüğünüz hâlde zamanında çözüm üretmediniz?” mi diyecekler?
İşte bugün alınacak kararların tarihî sorumluluğu budur.
Bir devletin sınırlarını ordusu korur. Kurumlarını hukuk ayakta tutar. Ekonomisini üretim güçlendirir. Geleceğini ise insanları inşa eder.
Avrupa’nın geleceği tartışılırken Bulgaristan kendi insanının geleceğini unutmamalıdır.
Çünkü en büyük stratejik güç, insanına güvenen ve insanına gelecek sunabilen bir toplumdur.