BİZE İSMİ TÜRK OLAN PARTİ DEĞİL, HAKKIMIZI KORUYAN ADALET LAZIM!
Bulgaristan Türklerinin 36 Yıllık Siyasi Muhasebesi ve İliyana Yotova’nın Tarihe Geçen Veto Kararı
BULTÜRK – Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Perspektifinden
Bir milletin en büyük acısı, yalnızca geçmişte uğradığı haksızlıklar değildir. Bazen en büyük acı, yıllarca umut bağladığı siyasetçilerin kendisini hayal kırıklığına uğratmasıdır. Ama tarih bize şunu da öğretir: Adaletin değeri, onu kimin söylediğiyle değil, haksızlık karşısında kimin savunduğuyla anlaşılır.
Biz Bu Topraklarda Yabancı Değildik!
Bizim hikâyemiz bir seçimle başlamadı. Bizim hikâyemiz Kırcaali’nin dağlarında, Şumnu’nun sokaklarında, Razgrad’ın ovalarında, Deliorman’ın köylerinde başladı. Bizim hikâyemizde ismi zorla değiştirilen dedeler vardı. Ana dilini konuşmaktan korkan anneler vardı. 1989 yılında evini, bahçesini, mezarlarını, çocukluk hatıralarını geride bırakarak göç yollarına düşen aileler vardı. Bir gün yeniden doğduğu köye dönebilmek umuduyla evinin anahtarını yıllarca saklayan insanlar vardı. O insanlar Bulgaristan’dan ayrıldılar ama Bulgaristan onların yüreğinden hiç ayrılmadı. Çünkü insan doğduğu toprağı unutamaz.
Biz Bulgaristan’da misafir değildik. Biz o ülkenin tarihinin, emeğinin, kültürünün ve geleceğinin bir parçasıydık.
Bugün de öyleyiz.
Otuz Altı Yılın Ardından Sormamız Gereken Soru
1989’dan sonra demokrasi vaat edildi.
Özgürlük vaat edildi.
Eşit vatandaşlık vaat edildi.
Hukukun herkese aynı şekilde uygulanacağı söylendi.
Aradan 36 yılı aşkın zaman geçti.
Bu süreçte Bulgaristan Avrupa Birliği’ne üye oldu, siyasi sistem değişti, hükümetler kuruldu ve dağıldı.
Ama demokratik temsil konusundaki tartışmalar sona ermedi.
Artık sormamız gereken soru şudur:
Siyasi partilerin isimlerinde kimliğimizin bulunması, haklarımızın gerçekten korunduğu anlamına gelir mi?
Bir partinin Türk toplumunu temsil ettiğini söylemesi başka şeydir.
Vatandaşın hakkı tehlikeye girdiğinde o hakkı savunması başka şeydir.
Bizim için önemli olan bir partinin tabelası değil, vatandaşın karşısına hangi icraatlarla çıktığıdır.
Türkiye’deki 20 Sandık Tartışması: Siyasi Hafızaya Kazınan Bir Karar
2026 yılının Şubat ayında Bulgaristan Parlamentosunda kabul edilen Seçim Kanunu değişikliği, Avrupa Birliği dışındaki ülkelerde diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri haricinde kurulabilecek sandık sayısını 20 ile sınırlandırıyordu.
Bu düzenleme Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarını da doğrudan ilgilendiriyordu.
Çünkü seçim hakkı yalnızca kanunda yazılı bir hak değildir.
O hakkı kullanabilmek için sandığa ulaşabilmek de gerekir.
Yüzlerce kilometre yol gitmek zorunda kalan yaşlı bir vatandaşın, işinden izin alamayan bir emekçinin, sağlık sorunları nedeniyle uzun yolculuk yapamayan bir insanın durumunu düşünmek gerekir.
Sandık sayısını sınırlandırmanın demokratik katılım üzerindeki etkisi işte burada ortaya çıkar.
Sandığa erişim zorlaştığında, vatandaşın anayasal hakkını kullanması da zorlaşabilir.
İliyana Yotova’nın Vetosu Neden Önemlidir?
11 Şubat 2026 tarihinde Cumhurbaşkanı İliyana Yotova, söz konusu Seçim Kanunu değişikliklerini yeniden görüşülmek üzere parlamentoya iade etti.
Yotova’nın veto gerekçesinde öne çıkan temel ilke şuydu:
Bulgaristan vatandaşları nerede yaşarlarsa yaşasınlar anayasal haklara sahiptir ve devlet, seçim hakkının eşit koşullarda kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür.
Bu tutum, yurt dışında yaşayan vatandaşların demokratik katılımı bakımından önemliydi.
Burada değerlendirilmesi gereken şey yalnızca bir veto yetkisinin kullanılması değildir.
Asıl mesele, devletin vatandaşına karşı sorumluluğunun hatırlatılmasıdır.
Bir cumhurbaşkanının görevi yalnızca yasaları imzalamak değildir. Anayasaya aykırı olabileceğini düşündüğü düzenlemeleri yeniden değerlendirilmek üzere parlamentoya göndermek de anayasal sorumlulukları arasındadır.
Yotova’nın bu kararını önemli kılan, seçim hakkındaki eşitlik ilkesini savunmuş olmasıdır.
Parlamento Vetoyu Reddetti: Peki Kim Nasıl Oy Kullandı?
25 Şubat 2026 tarihinde parlamento, Yotova’nın vetosunu 126 kabul, 86 ret ve 11 çekimser oyla aştı.
Bu karar siyasi sorumluluk bakımından incelenmeye değerdir.
Hangi partilerin düzenlemeyi desteklediği, hangi milletvekillerinin karşı çıktığı ve hangi siyasi gruplarda görüş ayrılıkları yaşandığı kamuoyunun bilmesi gereken konulardır.
Özellikle Türk toplumunu temsil etme iddiasında bulunan siyasi partilerin tutumları, resmî oylama kayıtlarıyla değerlendirilmelidir.
Çünkü siyasi temsil, seçim meydanlarında söylenen sözlerle değil, parlamentoda kullanılan oylarla da ölçülür.
Bir vatandaşın hakkını savunduğunu söyleyen siyasetçinin, o hakka ilişkin yasama sürecindeki tutumu açıkça sorgulanabilmelidir.
Demokraside seçmen unutmak zorunda değildir. Sorgulamak, hatırlamak ve hesap sormak vatandaşlık hakkıdır.
Önemli Bir Gelişme: 20 Sandık Sınırı Daha Sonra Kaldırıldı
Bu siyasi tartışmanın devamında, Bulgaristan Parlamentosu 30 Temmuz 2026 tarihinde yaptığı Seçim Kanunu değişikliğiyle Avrupa Birliği dışındaki ülkelerde diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri haricinde en fazla 20 sandık kurulması yönündeki sınırlamayı kaldırdı.
Bu gelişme, demokratik hakların korunmasında siyasi tartışmaların ve kurumsal denetimin önemini göstermektedir.
Dolayısıyla tarihî süreci bütün yönleriyle değerlendirmek gerekir.
Önce sınırlama kabul edildi.
Cumhurbaşkanı veto etti.
Parlamento vetoyu aştı.
Ardından sınırlama yeni bir yasal düzenlemeyle kaldırıldı.
Bu sürecin her aşaması, demokratik hafızanın parçasıdır.
Kırcaali’den Gelen Mesaj: Birlikte Yaşamak Mümkündür
Yotova’nın Kırcaali hakkında yaptığı açıklamalarda hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünü öne çıkarması dikkat çekmektedir.
Kırcaali’yi farklılıkların çatışmadan bir arada yaşadığı bir model olarak tanımlaması, Bulgaristan’ın çok kültürlü yapısı açısından anlamlıdır.
Ancak birlikte yaşamak yalnızca komşuluk ilişkileriyle sınırlı kalmamalıdır.
Birlikte yaşamak, devlet kurumlarında eşit muamele görmek demektir.
Birlikte yaşamak, kimliğini korkmadan ifade edebilmek demektir.
Birlikte yaşamak, çocukların eşit eğitim fırsatlarına sahip olması demektir.
Birlikte yaşamak, seçim hakkının hiçbir ayrımcılığa uğramadan kullanılabilmesi demektir.
İşte bu nedenle hoşgörü söyleminin hukukla ve uygulamayla desteklenmesi gerekir.
BULTÜRK’ün Adalet Anlayışı: Kimliğe Değil, İcraata Bakmak
BULTÜRK açısından savunulması gereken temel ilke açıktır:
Adaletin milliyeti olmaz. Hukukun etnik kimliği olmaz. Demokrasi yalnızca bir topluluğun değil, bütün vatandaşların hakkıdır.
Bir siyasetçi Türk olabilir ve yanlış kararlar verebilir.
Bir siyasetçi Bulgar olabilir ve bütün vatandaşların anayasal haklarını savunabilir.
Siyasi değerlendirmelerde belirleyici olan kişinin kökeni değil, hukuk karşısındaki duruşu olmalıdır.
Bu bakımdan İliyana Yotova’nın seçim sandıklarının sınırlandırılmasına karşı kullandığı veto yetkisi, somut bir anayasal tutum olarak değerlendirilmelidir.
Aynı zamanda her siyasi aktörün diğer kararları, uygulamaları ve geleceğe yönelik vaatleri de aynı ölçülerle incelenmelidir.
Bir Annenin Gözyaşı, Bir Milletin Hafızası
Siyasetçiler konuşur.
Partiler vaatlerde bulunur.
Seçimler gelir geçer.
Ama bir annenin gözyaşı kolay kurumaz.
1989 yılında evinden ayrılmak zorunda kalan annenin gözyaşı…
Yıllardır doğduğu köye özlem duyan babanın sessizliği…
Çocuklarına daha iyi bir hayat kurmak için Türkiye’ye gelen ailelerin mücadelesi…
Bütün bunlar bizim ortak hafızamızdır.
O hafıza bize intikamı değil, adaletin kıymetini öğretmelidir.
Çünkü biz çocuklarımızın geçmişte yaşadığımız korkuları yeniden yaşamasını istemiyoruz.
Biz onların hem Türk kimlikleriyle gurur duyabildiği hem de Bulgaristan’ın eşit vatandaşları olarak güven içinde yaşayabildiği bir gelecek istiyoruz.
Stratejik Bakış: Siyasi Bağımlılıktan Demokratik Bilince
Bulgaristan Türklerinin geleceği açısından en önemli meselelerden biri, siyasi temsil anlayışının güçlendirilmesidir.
Vatandaşlar hiçbir siyasi partiyi kendilerinin değişmez temsilcisi olarak görmek zorunda değildir.
Siyasi güven, sürekli yeniden kazanılması gereken bir sorumluluktur.
Bunun için adayların geçmiş icraatları incelenmeli, parlamento oylamaları takip edilmeli, seçim vaatleri kayıt altına alınmalı ve kamuoyuna hesap verilmelidir.
BULTÜRK gibi sivil toplum kuruluşlarının önemli görevlerinden biri de vatandaşları doğru bilgilerle buluşturmak, demokratik katılımı güçlendirmek ve hak ihlallerini siyasi ayrım gözetmeden gündeme taşımaktır.
Çünkü güçlü toplum, yalnızca oy kullanan değil, kullandığı oyun hesabını da sorabilen toplumdur.
25 Ekim 2026: Sandıkta Geleceğin Tartışılması
Bulgaristan’da cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu 25 Ekim 2026 tarihinde yapılacaktır.
Bu seçim, yalnızca adayların yarıştığı bir süreç değil, cumhurbaşkanlığı makamından beklenen anayasal sorumlulukların da tartışılacağı bir dönemdir.
İliyana Yotova’nın 20 sandık sınırına karşı vetosu, seçmenlerin değerlendirebileceği somut bir icraattır.
Ancak demokratik tercihlerin sağlıklı olması için adayların bütün programlarının, geçmişteki kararlarının ve geleceğe ilişkin taahhütlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bir seçimde asıl önemli olan, vatandaşın özgür iradesiyle karar vermesidir.
Unutmadık, Unutmayacağız!
Biz geçmişte yaşananları unutmadık.
1989’u unutmadık.
Göç yollarını unutmadık.
Kimliğimizi korumak için verilen mücadeleyi unutmadık.
Demokrasi adına verilen sözleri de unutmadık.
Seçim sandıkları üzerine yapılan tartışmaları, alınan kararları ve kullanılan vetoları da demokratik hafızamızda tutacağız.
Ama bizim hafızamız düşmanlık üretmek için değil, gelecekte daha güçlü bir hukuk düzeni kurmak için yaşamalıdır.
Bizim aradığımız ayrıcalık değildir.
Bizim aradığımız eşitliktir.
Bizim aradığımız bir partinin ismi değil, adaletin kendisidir.
Bulgaristan Türkleri bu ülkenin geçmişinde vardı. Bugününde vardır. Geleceğinde de eşit vatandaşlar olarak yer alma hakkına sahiptir.
Unutulmamalıdır:
Bir siyasi partiyi güçlü yapan ismi değildir. Bir cumhurbaşkanını değerli kılan makamı değildir. Bir devleti büyük yapan ise bütün vatandaşlarına adaletle davranabilmesidir.
Seçimler geçer. Siyasi makamlar değişir.
Fakat adalet adına atılan doğru adımlar, toplumların hafızasında yaşamaya devam eder.
Geçmişimize vefa, haklarımıza sahip çıkma, geleceğimize sorumluluk.

