BİR ÜLKENİN GELECEĞİ, BİR ANNENİN GÖZYAŞINDAN DAHA DEĞERLİ OLAMAZ!

Bulgaristan’da 25 Ekim Seçimleri: Barışın, İnsanlığın ve Ortak Geleceğin Vicdan Muhasebesi

Bir Annenin Gözyaşının Milliyeti Olmaz

Bazen bir ülkenin geleceğini anlamak için büyük siyasi nutuklar dinlemeye gerek yoktur.

Bir annenin gözlerine bakmak yeterlidir.

Evladını savaşa gönderen bir annenin gözlerinde ne siyasi partilerin renkleri vardır ne de ideolojilerin sınırları.

Orada yalnızca korku vardır.

Bekleyiş vardır.

Ve her sabah kapıya bakarak yaşayan bir yüreğin sessiz duası vardır.

Bir düşünün…

Ukrayna’da bir anne evladının yolunu gözlüyor. Rusya’da başka bir anne aynı acıyla sabahlıyor.

İki farklı ülke.

İki farklı bayrak.

İki farklı dil.

Ama aynı gözyaşı…

Çünkü ölümün milliyeti yoktur.

Acının dini, dili, ırkı yoktur.

Bir annenin yüreğine düşen ateşin hangi tarafta yandığının da hiçbir önemi yoktur.

İşte böyle bir dünyada Bulgaristan’ın geleceği üzerine konuşurken yalnızca siyasi hesaplardan, seçim sonuçlarından ve makam mücadelelerinden söz etmek bana yeterli gelmiyor.

Ben insanı konuşmak istiyorum.

Barışı konuşmak istiyorum.

Çocukların geleceğini konuşmak istiyorum.

Çünkü bir devletin gerçek büyüklüğü, kaç savaşa katıldığıyla değil, kaç insanın huzur içinde yaşamasına katkı sunduğuyla ölçülmelidir.

Bulgaristan Bizim İçin Haritadaki Bir Ülke Değildir

Bulgaristan denildiğinde bizim aklımıza yalnızca Sofya, parlamento veya cumhurbaşkanlığı sarayı gelmez.

Bizim aklımıza Rodopların dağları gelir.

Kırcaali’nin sokakları gelir.

Deliorman’ın köyleri, Şumnu’nun tarihî sokakları, Razgrad’ın ovaları gelir.

Bir köy çeşmesinin başında sohbet eden yaşlılarımız gelir.

Bayram sabahı çocuklarını bekleyen analarımız gelir.

Babasının mezarını geride bırakarak göç etmek zorunda kalmış insanların yarım kalmış hikâyeleri gelir.

Bulgaristan bizim için yalnızca bir devletin adı değildir.

Orası hatıralarımızdır.

Çocukluğumuzdur.

Atalarımızın alın teridir.

Dedelerimizin mezar taşıdır.

Annelerimizin duasıdır.

Orası, bazı insanların ayrılmak zorunda kaldığı ama yüreğinden hiçbir zaman çıkaramadığı topraklardır.

Bu yüzden Bulgaristan’da yaşanan her siyasi gelişme, bizim için yalnızca bir haber değildir.

O gelişmelerin arkasında insanların hayatı, ailelerin geleceği ve toplumun huzuru vardır.

Biz Bulgaristan’ın huzurlu olmasını istiyoruz. Çünkü o topraklarda bizim de geçmişimiz, hatıralarımız ve geleceğe dair umutlarımız var.

Tarihin Acılarını Yaşayanlar Barışın Değerini Daha İyi Bilir

Bizler geçmişin acılarını kitaplardan öğrenen bir nesil değiliz.

Kimimiz yaşadık.

Kimimiz yaşayanlardan dinledik.

İsimlerin değiştirilmek istendiği dönemleri biliyoruz.

İnsanların ana dillerini konuşmaktan çekindiği günleri hatırlıyoruz.

Ailelerin birbirinden ayrıldığı, evlerin kapılarına kilit vurulduğu, insanların doğdukları topraklardan koparıldığı yılları unutmadık.

1989 göçünün geride bıraktığı acılar hâlâ birçok ailenin hafızasında yaşamaktadır.

O günleri yaşayan bir insanın en büyük arzusu nedir, bilir misiniz?

Bir daha hiçbir çocuğun kimliği yüzünden korkmaması.

Hiçbir annenin evladından ayrılmaması.

Hiçbir insanın doğduğu topraklarda yabancı muamelesi görmemesi.

İşte bu nedenle bizim barış anlayışımız yalnızca savaşların sona ermesi değildir.

Bizim için barış, insanın kendi kimliğiyle yaşayabilmesidir.

Kendi dilini konuşabilmesidir.

İnancını özgürce yaşayabilmesidir.

Komşusuna güvenebilmesidir.

Devletin kapısını çaldığında kendisini eşit bir vatandaş olarak görebilmesidir.

Çünkü gerçek barış, yalnızca silahların sustuğu yerde değil, insanların korkmadan yaşayabildiği yerde başlar.

İliyana Yotova’nın Barış Mesajı Üzerine

Cumhurbaşkanı adayı İliyana Yotova’nın paylaşılan açıklamasında dikkatimi çeken bir düşünce var:

Her iki tarafta da binlerce insanın hayatını kaybettiğini, gelecek nesillerin zarar gördüğünü ve Avrupa’nın barış için kendi önerisini geliştirmesi gerektiğini ifade ediyor.

Bu sözleri değerlendirirken bir siyasetçinin adından önce, dile getirilen düşüncenin insanlık açısından taşıdığı anlam üzerinde durmak gerektiğine inanıyorum.

Çünkü savaş başladığında siyasetçiler konuşur.

Generaller haritalara bakar.

Diplomatlar masalarda görüşür.

Ama bedeli çoğu zaman sıradan insanlar öder.

Çiftçiler tarlalarına gidemez.

Çocuklar okullarına kavuşamaz.

Yaşlılar evlerini terk etmek zorunda kalır.

Anneler evlatlarının haberini bekler.

Ve savaş sona erse bile bazı yaralar nesiller boyunca kapanmaz.

Barış istemek güçsüzlük değildir.

Tam tersine, insan hayatının değerini bilmek ve gelecek nesillere karşı sorumluluk taşımaktır.

Ancak kalıcı barışın adalet, uluslararası hukuk, egemenlik hakları ve güvenlik güvenceleri üzerine kurulması gerektiğini de unutmamalıyız.

Bizim Çocuklarımız Savaşın Değil, Bilimin Çocukları Olsun

Ben Bulgaristan’ın geleceğine baktığımda tanklar, toplar, füzeler görmek istemiyorum.

Üniversiteler görmek istiyorum.

Bilim insanları görmek istiyorum.

Yeni fabrikalar, gelişen köyler, üretim yapan çiftçiler görmek istiyorum.

Kırcaali’den bir gencin Sofya’da mühendis olmasını…

Şumnu’dan bir kız çocuğunun dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim görmesini…

Razgrad’dan bir gencin ülkesine yatırım yapmasını…

Rodopların bir köyünde doğan bir çocuğun hayallerini gerçekleştirebilmesini istiyorum.

Ve bütün bunları yaparken hiç kimsenin kimliğinden, ana dilinden, kültüründen veya ailesinin geçmişinden dolayı geride bırakılmamasını istiyorum.

Çünkü Bulgaristan’ın en büyük zenginliği yalnızca toprakları, fabrikaları veya doğal kaynakları değildir.

Bulgaristan’ın en büyük zenginliği insanıdır.

Bir ülke gençlerini kaybediyorsa geleceğini de kaybediyor demektir.

Bir ülke köylerini boşaltıyorsa hafızasını kaybediyor demektir.

Bir ülke insanlarını birbirine düşman ediyorsa kendi gücünü tüketiyor demektir.

Oysa Bulgaristan’ın ihtiyacı ayrışmak değil, birlikte güçlenmektir.

Türk ile Bulgar’ın Kaderi Birbirinden Ayrı Değildir

Yıllardır söylediğim bir gerçek var:

Bulgaristan’da Türklerin huzuru, Bulgarların huzurundan ayrı düşünülemez.

Bir Bulgar ailenin çocuğu işsiz kaldığında bundan ülke zarar görür.

Bir Türk ailenin çocuğu eğitim imkânlarından mahrum kaldığında yine ülke zarar görür.

Bir Roman çocuk yoksulluk nedeniyle okulunu bırakmak zorunda kaldığında kaybeden bütün toplumdur.

Bizler farklı diller konuşabiliriz.

Farklı geleneklere sahip olabiliriz.

Farklı inançları yaşayabiliriz.

Ama aynı ülkenin geleceğine karşı ortak sorumluluklarımız vardır.

Bu nedenle Bulgaristan’ın geleceği, bir topluluğun diğerine üstünlük kurmasıyla değil, herkesin kendisini eşit vatandaş olarak hissetmesiyle güvence altına alınabilir.

Biz ayrıcalık istemiyoruz. Biz eşitlik istiyoruz.

Biz düşmanlık istemiyoruz.

Biz saygı istiyoruz.

Biz insanların birbirinden korktuğu bir Bulgaristan değil, birbirine güvendiği bir Bulgaristan görmek istiyoruz.

25 Ekim’de Sandığa Giderken Vicdanımızı da Yanımıza Alalım

Seçimler gelir, geçer.

Partiler kurulur, kapanır.

Siyasetçiler görev alır, görevden ayrılır.

Fakat milletler yaşamaya devam eder.

Bir seçimde kullanılan oy, yalnızca bir siyasi tercihi değil, aynı zamanda geleceğe ilişkin beklentileri de ifade eder.

Bu nedenle seçmenlerin adayları değerlendirirken yalnızca sloganlarına değil, geçmişte yaptıklarına ve geleceğe yönelik somut programlarına bakmaları önemlidir.

Barış konusunda ne söylüyorlar?

Ekonomik kalkınma için nasıl bir vizyon ortaya koyuyorlar?

Gençlerin göçünü önlemek için hangi politikaları savunuyorlar?

Azınlık haklarına, ana dilin korunmasına ve eşit vatandaşlığa nasıl yaklaşıyorlar?

Bulgaristan’ın Avrupa’daki konumunu nasıl değerlendiriyorlar?

Bunlar bir ülkenin geleceği açısından cevaplanması gereken ciddi sorulardır.

Görselde İliyana Yotova’nın adaylığıyla birlikte 25 numara öne çıkarılıyor. Ancak sandıkta hangi aday tercih edilirse edilsin, demokrasinin asıl gücü vatandaşın bilinçli ve özgür iradesidir.

Bir ülkenin geleceği, yalnızca kazanan adayın değil, bütün vatandaşların ortak sorumluluğudur.

Anneler Ağlamasın, Çocuklar Göç Etmesin

Bir gün Bulgaristan’ın köylerini yeniden dolaşmak istiyorum.

Terk edilmiş evlerin kapılarının açıldığını görmek istiyorum.

Bacalarından duman yükselen evler görmek istiyorum.

Okul bahçelerinde çocuk sesleri duymak istiyorum.

Bayramlarda birbirini ziyaret eden komşular görmek istiyorum.

Yaşlıların yalnızlık çekmediği, gençlerin iş bulabildiği, ailelerin gelecekten korkmadığı bir ülke görmek istiyorum.

Çünkü biz geçmişte yeterince acı yaşadık.

Yeterince ayrılık gördük.

Yeterince gözyaşı döktük.

Artık yeni nesillerin bizim yaşadığımız acıları yaşamalarını istemiyoruz.

Bizim çocuklarımızın bavullarına mecburi göçün hüznü değil, eğitim ve başarı hayalleri dolsun.

Bizim gençlerimiz ülkelerinden kaçmak için değil, dünyayı tanımak ve ülkelerine değer katmak için seyahat etsin.

Bizim yaşlılarımız doğdukları topraklarda huzur içinde yaşasın.

İşte benim hayalimdeki Bulgaristan budur.

Son Söz: Bir Gün Hepimiz Gideceğiz, Geriye Ne Bırakacağız?

Bugün makam sahibi olanlar da bir gün o makamlardan ayrılacak.

Bugün alkışlanan siyasetçiler de bir gün tarihin sayfalarında yerlerini alacak.

Bugün güçlü görünen insanlar da zamanın karşısında aynı gerçekle yüzleşecek.

Hiç kimse bu dünyada sonsuza kadar kalmayacak.

Öyleyse kendimize şu soruyu sormalıyız:

Biz bu dünyadan giderken geride ne bırakacağız?

Birbirine düşman edilmiş insanlar mı?

Yarım kalmış hayatlar mı?

Göç yollarında parçalanmış aileler mi?

Yoksa barış içinde yaşayan, birbirine saygı duyan, geleceğe güvenle bakan nesiller mi?

Benim cevabım bellidir.

Ben çocukların ağlamadığı bir dünya istiyorum.

Ben anaların evlatlarına kavuştuğu bir dünya istiyorum.

Ben insanların doğdukları topraklarda onurlarıyla yaşayabildiği bir Bulgaristan istiyorum.

Ben Bulgaristan’ın Türkiye ile dost, komşularıyla barış içinde, Avrupa’da saygın ve kendi vatandaşlarıyla güçlü bir ülke olmasını istiyorum.

Ve biliyorum ki bu hayal yalnızca bir kişinin değil, barışa inanan milyonlarca insanın ortak hayalidir.

Çünkü vatan yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değildir. Vatan, insanların korkmadan yaşayabildiği, çocukların geleceğe umutla bakabildiği yerdir.

Unutmayalım:

Bir seçim beş yıllık bir dönemi belirleyebilir.

Ama yanlış kararların bedelini bazen nesiller öder.

Bu yüzden geleceği öfkeyle değil, akılla; korkuyla değil, umutla; ayrılıkla değil, ortak sorumlulukla inşa etmeliyiz.

Bulgaristan hepimizin ortak evidir. O evin çatısı barış, temeli adalet, kapısı ise herkese açık olmalıdır.

Gelin, gelecek nesillere gözyaşı değil umut bırakalım.

Gelin, çocuklarımıza düşmanlık değil dostluk miras bırakalım.

Gelin, Balkanların yeniden acılarla değil, barışla anıldığı bir geleceğe birlikte yürüyelim.

Çünkü bir annenin duasından, bir çocuğun gülüşünden ve bir milletin huzurundan daha değerli hiçbir siyasi zafer yoktur.

Yaşasın barış, yaşasın insanlık, yaşasın bütün vatandaşlarının eşit ve özgür olduğu demokratik Bulgaristan!

Arzu ÜNAL
BGSAM Başkan Yardımcısı