SREBRENİTSA: ÖLEN SADECE İNSANLAR DEĞİLDİ, AVRUPA’NIN VİCDANIYDI
Saffet ERDEM
Medeniyetin Gerçek Ölçüsü Savaşta Belli Olur
Tarih bazen savaşların tarihini yazar, bazen de sessiz kalanların…
Srebrenitsa, yalnızca 8 binden fazla Boşnak erkeğin ve çocuğun öldürüldüğü bir şehir değildir. Srebrenitsa, insanlığın vicdan sınavında başarısız olduğu yerin adıdır.
31 yıl geçti.
Toplu mezarlar bulundu.
Mahkemeler karar verdi.
Suçluların bir kısmı ceza aldı.
Fakat cevap bekleyen asıl soru hâlâ ortadadır:
Bir soykırımın gerçekleşmesine izin veren dünya düzeni gerçekten ne kadar medenidir?
Soykırım Bir Günde Başlamaz
Silahlar son aşamadır.
Soykırım çok daha önce başlar.
Önce insanların kimlikleri hedef alınır.
Sonra tarihleri silinir.
Ardından dilleri küçümsenir.
İnançları aşağılanır.
Hakları görmezden gelinir.
En sonunda ise öldürülmeleri sıradanlaştırılır.
Srebrenitsa bize gösteriyor ki, insanı insan yapan değerler yıkıldığında şehirler değil, vicdanlar işgal edilir.
Asıl Kaybeden Kimdi?
Dünyanın hafızasında Srebrenitsa denince akla Boşnakların acısı geliyor.
Doğrudur.
En büyük bedeli onlar ödedi.
Fakat başka bir kaybeden daha vardı.
Avrupa’nın “insan hakları”, “hukuk”, “özgürlük” ve “evrensel değerler” üzerine kurduğu ahlaki üstünlük iddiası da ağır yara aldı.
Çünkü bir medeniyet, kendini en güzel sözlerle değil, en zor zamanda gösterdiği cesaretle ispat eder.
Srebrenitsa’da kaybeden sadece insanlar değildi.
İnsanlığı koruyacağını söyleyen uluslararası sistem de sınıfta kaldı.
Güç Adaletle Birleşmezse Medeniyet Kurulamaz
Tarih bize önemli bir gerçek öğretmiştir.
Silah sahibi olmak güçlü olmak demek değildir.
Ekonomik zenginlik de tek başına medeniyet değildir.
Gerçek güç, mazlumu koruyabildiğiniz zaman anlam kazanır.
Adalet yoksa teknoloji de anlamını kaybeder.
Vicdan yoksa hukuk sadece kitaplarda kalır.
Srebrenitsa bunun en acı ispatıdır.
Türk Medeniyetinin Hatırlattığı Sorumluluk
Bugün mesele sadece geçmişi anmak değildir.
Asıl mesele geleceği inşa etmektir.
Türk tarihine baktığımızda devlet fikrinin temelinde yalnızca fetih değil, düzen kurma anlayışı vardır.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
Bu anlayış yalnızca bir söz değildir.
Bir medeniyet iddiasıdır.
Eğer Türk dünyası gelecekte daha güçlü olacaksa, bunu yalnızca ekonomik veya askerî güçle değil; adalet, merhamet ve insan onurunu koruyan bir anlayışla başarmalıdır.
Dünya yeni bir güce değil, yeni bir vicdana ihtiyaç duymaktadır.
Unutmak Yeni Felaketlerin Başlangıcıdır
Srebrenitsa yalnızca Boşnakların meselesi değildir.
Ruanda’nın…
Gazze’nin…
Doğu Türkistan’ın…
Myanmar’ın…
Ve dünyanın neresinde olursa olsun zulüm gören bütün insanların ortak hafızasıdır.
Acılar arasında yarış olmaz.
Ancak acılardan ders çıkarmak mümkündür.
Tarih unutulduğu zaman kendini tekrar eder.
Hatırlandığı zaman ise insanlığa yön verir.
Geleceğin Dünyası Nasıl Kurulacak?
Yeni yüzyılın en önemli sorusu budur.
Daha fazla silahla mı?
Daha fazla servetle mi?
Yoksa daha fazla adaletle mi?
Eğer adalet güçlülerin çıkarına göre şekillenirse, yarının Srebrenitsa’sını engellemek mümkün olmayacaktır.
Fakat hukuk herkese eşit uygulanır, insan hayatı her türlü siyasetin üzerinde tutulursa, işte o zaman gerçek medeniyet kurulabilir.
Srebrenitsa’nın beyaz mezar taşları bize yalnızca ölümü anlatmıyor.
Bize sorumluluğu anlatıyor.
Vicdanı anlatıyor.
Sessiz kalmanın bedelini anlatıyor.
Bugün Bosna’da toprağın altında yatanlar, insanlığa son bir ders veriyor:
“Adalet zamanında gelmezse, mezarlıklar büyür.”
Allah bütün şehitlere rahmet eylesin.
Mekânları cennet olsun.
Geride kalanlara sabır, insanlığa ise aynı acıları bir daha yaşamayacak kadar güçlü bir vicdan nasip etsin.
Çünkü gerçek medeniyet; en zayıf insanı koruyabildiğiniz gün başlar.

