Bulgaristan’da Yeni Bir Sayfa Açılsın

Murat GÜLCAN

Türkiye ile Bulgaristan yalnızca aynı sınırı paylaşan iki komşu değildir.

Bu iki ülkenin ilişkilerini yalnızca diplomatik görüşmelerle, ticaret rakamlarıyla veya sınır kapılarından geçen araçların sayısıyla açıklamak mümkün değildir. Çünkü Türkiye ile Bulgaristan arasında beş asrı aşan tarihî temasların, Balkanların ortak hafızasının, göçlerin, aile bağlarının, kültürün, ticaretin ve insan hikâyelerinin meydana getirdiği çok daha derin bir ilişki bulunmaktadır.
Bugün artık şu soruyu sormamız gerekiyor:

Geçmişin acılarını gelecek nesillere yeni duvarlar örmek için mi taşıyacağız, yoksa o hafızadan ders çıkararak yeni köprüler mi kuracağız?

Bizim cevabımız açıktır:
Bulgaristan’da yeni bir sayfa açılmalıdır.
Ama bu sayfa geçmiş silinerek değil, geçmişten ders alınarak açılmalıdır.

BİZİ BİRBİRİMİZE BAĞLAYAN ŞEY SADECE SINIR DEĞİLDİR

Osmanlı döneminde Anadolu’dan Balkanlara gelen Yörük ve Türkmen toplulukları, bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel hayatının önemli unsurlarından biri hâline geldi.

Köyler kuruldu, şehirler gelişti, yollar, köprüler, hanlar, hamamlar, çeşmeler, camiler ve vakıflar meydana getirildi.

Bugün Bulgaristan coğrafyasının farklı bölgelerinde karşılaştığımız Türk-İslam eserleri yalnızca taş yapılardan ibaret değildir. Bunlar ortak coğrafyanın tarihî hafızasının parçalarıdır.

Fakat tarih yalnızca beraber yaşamayı değil, büyük kırılmaları da beraberinde getirdi.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından Bulgaristan Prensliği ortaya çıktı; Bulgaristan ise 1908 yılında bağımsızlığını ilan etti. Balkan Savaşları ve sonraki siyasi gelişmelerle birlikte bölgenin demografik yapısı önemli ölçüde değişti.

Ardından farklı dönemlerde Türkiye’ye doğru büyük göç dalgaları yaşandı.

Evler geride kaldı.
Mezarlar geride kaldı.
Tarlalar, köyler, çeşmeler, çocukluk hatıraları geride kaldı.

Fakat insanlar giderken Bulgaristan’ı hafızalarından silemediler.

İşte bu nedenle bugün Türkiye’deki Balkan kökenli insanlar ile Bulgaristan’da yaşayan Türk toplumu iki ülke arasında herhangi bir diplomatik anlaşmadan çok daha güçlü bir insan köprüsü oluşturmaktadır.

EN BÜYÜK STRATEJİK SERMAYE: İNSAN

Devletler arasında anlaşmalar imzalanabilir.

Hükûmetler değişebilir.

Siyasi dengeler değişebilir.

Fakat akrabalık kolay kolay değişmez.

Bugün Edirne’den İstanbul’a, Bursa’dan İzmir’e, Tekirdağ’dan Kocaeli’ne kadar Türkiye’nin birçok şehrinde Bulgaristan’la aile, kültür veya vatandaşlık bağı bulunan geniş bir toplum yaşamaktadır.

Aynı şekilde Kırcaali’den Razgrad’a, Şumnu’dan Silistre’ye kadar Bulgaristan Türkleri ülkenin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısının ayrılmaz bir parçasıdır.

Bu insan potansiyelini yalnızca seçim dönemlerinde hatırlamak büyük bir stratejik hata olur.

Diaspora yalnızca oy değildir.
Diaspora aynı zamanda ticarettir.
Yatırımdır.
Turizmdir.
Kültürdür.
Akademidir.
Diplomasidir.

Ve belki hepsinden önemlisi güvendir.

Türkiye ile Bulgaristan ilişkilerinin geleceğinde bu insan sermayesi çok daha sistemli biçimde değerlendirilmelidir.

21. YÜZYILDA STK’LAR SEYİRCİ DEĞİL AKTÖRDÜR

Dünya değişmiştir.
Devlet ile vatandaş arasındaki ilişkinin biçimi de değişmektedir.

Dijitalleşme, küreselleşme ve yeni iletişim teknolojileri sayesinde toplumlar artık yalnızca seçimden seçime konuşan kitleler değildir.

Sivil toplum kuruluşları modern demokrasilerde insanların taleplerini görünür hâle getiren, kamuoyu oluşturan, karar vericilerle toplum arasında iletişim kuran önemli yapılardır.

Bu nedenle Balkan Türklerinin sivil toplum kuruluşlarına da yeni bir sorumluluk düşmektedir.

Artık yalnızca geçmişi anmak yetmez.
Geleceği planlamak gerekir.
Yalnızca mağduriyet anlatmak yetmez.
Çözüm üretmek gerekir.

Yalnızca seçim zamanı insanları sandığa çağırmak yetmez.
Seçimden sonraki beş yılı da takip etmek gerekir.
Yeni dönem sivil toplumculuğu tam olarak budur.

SEÇİM DESTEĞİ KAYITSIZ ŞARTSIZ SİYASİ SADAKAT DEĞİLDİR

TRAKYA RUBAFED’in Bulgaristan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde yaptığı istişarelerin ardından İliyana Yotova’nın adaylığını desteklediğini açıklaması da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Ancak burada özellikle altını çizmemiz gereken temel bir prensip bulunmaktadır:
Bir adaya verilen seçim desteği, hiçbir zaman kayıtsız şartsız siyasi sadakat anlamına gelmemelidir.

BULTÜRK olarak toplantıda ifade ettiğimiz “35 yıl sonra yeni bir sayfa açma zamanı” sözünün arkasındaki düşünce tam olarak budur.
Yeni sayfa demek geçmişi unutmak değildir.
Yeni sayfa demek hiçbir siyasi yapıya boş çek vermek de değildir.

Yeni sayfa; sorunların açıkça konuşulması, beklentilerin somutlaştırılması ve verilen sözlerin seçimden sonra takip edilmesi demektir.

Bir aday veya siyasi yapı hakkındaki nihai karar elbette her vatandaşın kendi iradesidir.

Sivil toplumun görevi ise vatandaşa emir vermek değil; bilgi vermek, soru sormak, talepleri görünür kılmak ve verilen sözlerin takipçisi olmaktır.

TÜRK TOPLUMUNUN TALEPLERİ AYRICALIK TALEBİ DEĞİLDİR

Bulgaristan Türklerinin gündeme getirdiği temel meselelerin büyük bölümü demokratik vatandaşlık, kültürel haklar ve eşitlik çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Anadilinin öğrenilmesi ve yaşatılması…
Kültürel mirasın korunması…
Türk-İslam eserlerinin restorasyonu…
Tarihî mezarlıkların muhafazası…
Vakıf eserlerinin hukuki durumlarının çözülmesi…

Toplumun devlet kurumlarında ve karar mekanizmalarında adil biçimde temsil edilmesi…

Diaspora ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin kolaylaştırılması…
Bunların konuşulması Bulgaristan’ı zayıflatmaz.

Tam tersine, vatandaşlarının kendisini eşit ve ait hissettiği bir Bulgaristan’ı güçlendirir.

Çünkü güçlü devlet, farklılıklarını bastıran değil; vatandaşlarını ortak hukuk ve eşit vatandaşlık temelinde bir arada tutabilen devlettir.

1989’U UNUTMADAN 2026’YI KONUŞABİLMELİYİZ

Türk toplumunun hafızasında özellikle zorla isim değiştirme politikalarının ve 1989 göçünün bıraktığı derin izler bulunmaktadır.
Bu hafızanın üzeri örtülmemelidir.

Fakat hafızanın görevi yeni düşmanlıklar üretmek de olmamalıdır.

Geçmişte yaşananlardan çıkarılabilecek en değerli sonuç şudur:

Bir devletin gücü vatandaşlarının kimliğini değiştirmeye çalışmasından değil, onların kimlikleriyle birlikte o devlete güvenebilmesinden doğar.

Yeni Bulgaristan’ın başarı ölçüsü de burada aranmalıdır.

Bir Türk çocuğu hem Türkçesini ve kültürünü yaşatabilmeli hem de Bulgaristan Cumhuriyeti’nin eşit ve saygın bir vatandaşı olduğunu hissedebilmelidir.

Bu iki kimlik birbirinin düşmanı olmak zorunda değildir.

Tam tersine, doğru yönetildiğinde Bulgaristan ile Türkiye arasındaki en güçlü köprüye dönüşebilir.

SOFYA İLE ANKARA ARASINDA YENİ BİR STRATEJİK DÖNEM MÜMKÜN

Bugün iki ülke ilişkileri için önemli bir fırsat bulunmaktadır.

Enerji…
Ulaştırma…
Sınır geçişleri…
Lojistik…
Savunma…
Turizm…
Tarım…
Üniversiteler…
Teknoloji…
Kültür…

Balkanların güvenliği…

Türkiye ile Bulgaristan arasında geliştirilebilecek iş birliği alanlarının listesi oldukça uzundur.

2026 yılında iki ülkenin dışişleri makamlarının yaptığı görüşmelerde de iyi komşuluk, karşılıklı saygı ve aktif diyalog temelinde ilişkilerin geliştirilmesi; enerji, ticaret, yatırımlar, ulaştırma bağlantıları ve ortak altyapı projeleri gibi alanların önemi vurgulanmıştır.

Dolayısıyla yeni sayfa yalnızca Türk toplumunun hakları açısından değil, Bulgaristan’ın ekonomik ve jeopolitik geleceği açısından da düşünülmelidir.

TÜRKLER KÖPRÜ OLABİLİR

Bulgaristan Türkleri Bulgaristan ile Türkiye arasında sorun olarak görülmemelidir.

Onlar çözümün önemli parçalarından biri olabilirler.

İki dili bilen…

İki toplumu tanıyan…

İki ekonomiyi bilen…

İki ülkeyle aile bağları bulunan…

Avrupa’yı ve Türkiye’yi aynı anda okuyabilen büyük bir insan sermayesinden söz ediyoruz.

Bu kapasite doğru değerlendirildiğinde Bulgaristan Türkleri yalnızca Bulgaristan’ın değil, Balkanların bölgesel iş birliğine katkı sağlayabilecek önemli toplumsal aktörlerinden biri hâline gelebilir.

YENİ SAYFANIN ADI: EŞİT VATANDAŞLIK

Biz geçmişi değiştiremeyiz.

1878’i değiştiremeyiz.

Balkan Savaşlarını değiştiremeyiz.

Zorla isim değiştirme dönemini değiştiremeyiz.

1989’da yaşananları değiştiremeyiz.

Ama yarının nasıl olacağı konusunda söz söyleyebiliriz.

Çocuklarımıza sürekli geçmişin yaralarını miras bırakmak yerine, geçmişin hafızasını ve geleceğin imkânlarını birlikte bırakabiliriz.

Bunun için Bulgaristan’ın Türk vatandaşlarına düşen sorumluluklar olduğu kadar Bulgar devletine, siyasi partilere, sivil topluma ve diasporaya da sorumluluk düşmektedir.
Yeni dönemin anahtar kelimeleri bellidir:

Eşit vatandaşlık.
Hukuk.
Karşılıklı saygı.
Anadil.
Kültürel miras.
Temsil.
Diyalog.
Ekonomik iş birliği.
Ortak gelecek.

YENİ DUVARLAR DEĞİL, YENİ KÖPRÜLER

35 yıl boyunca yeterince ayrıştık.

Artık yeni nesillere sürekli birbirinden korkan iki toplum değil, birbirini anlayan iki komşu bırakmanın yollarını aramalıyız.

Türkiye Bulgaristan’ın düşmanı değildir.

Bulgaristan da Türkiye’nin düşmanı olmak zorunda değildir.

İki ülkenin ortak çıkarları, ayrılık noktalarından çok daha geniş bir iş birliği zemini oluşturabilir.

Ancak gerçek dostluk sorunların üzerini örtmek değildir.

Gerçek dostluk, sorunları masaya koyabilmek ve birlikte çözebilme iradesini gösterebilmektir.

Bu nedenle bizim çağrımız herhangi bir siyasi isme koşulsuz bağlılık çağrısı değildir.

Çağrımız Bulgaristan’ın geleceğine yöneliktir:

Geçmişimizi unutmayalım.
Haklarımızdan vazgeçmeyelim.
Kimliğimizi koruyalım.
Ama geleceğimizi de geçmişin çatışmalarına mahkûm etmeyelim.

Bulgaristan’ın Türkü, Bulgarı, Pomakı, Romanı ve diğer bütün vatandaşları aynı devletin geleceğinde pay sahibidir.

Seçimler gelir geçer.
Cumhurbaşkanları değişir.
Hükûmetler değişir.
Partiler yükselir, partiler geriler.

Fakat halklar aynı coğrafyada yaşamaya devam eder.

Öyleyse önümüzdeki dönemin esas hedefi bir seçim kazanmanın ötesinde olmalıdır:

Güven kazanmak.
Çünkü Bulgaristan’ın ihtiyacı yeni duvarlar değildir.

Yeni köprülerdir.
Ve belki de bugün söylememiz gereken en önemli cümle şudur:

35 YIL SONRA BULGARİSTAN’DA YENİ BİR SAYFA AÇILSIN.

Ama o sayfanın başlığı bir kişinin veya bir partinin adı değil;

ADALET, EŞİT VATANDAŞLIK, KARŞILIKLI SAYGI VE ORTAK GELECEK olsun.