Bulgaristan’da sandık öncesi asıl mesele: Halkın güveni kime emanet?
Meydanların İtirazı, Siyasetin Hesabı
Rafet ULUTÜRK
Bir insanın parasını kaybetmesi acıdır. Emeğinin karşılığını alamaması daha da acıdır. Fakat bir toplumun umudunun boşa çıkarılması, bütün bunlardan daha derin bir yara açar.
Çünkü umut kolay doğmaz. İnsanlar evlerinden çıkıp meydanlara yürüdüklerinde yalnızca bir hükümete itiraz etmezler. Çocuklarının geleceğine sahip çıkmak, ülkelerinde adalet görmek, kendilerini çaresiz hissetmedikleri bir hayat kurmak isterler. Bulgaristan siyasetinde bugün sorulması gereken soru tam da budur:
Meydanlarda yükselen değişim talebi, siyasi hesapların neresinde kaldı?
Meydana çıkan insanın bir hafızası vardır
Peevski ve Borisov’a yönelik itirazların ortak noktasında, kamu gücünün dar siyasi çevrelerin etkisinden kurtarılması talebi bulunuyordu. Bu itirazı dile getiren insanların hepsi aynı partiden değildi. Aynı dünya görüşünü de paylaşmıyorlardı. Fakat aynı sorunun etrafında buluşabiliyorlardı:
“Devletin kapısı neden herkese aynı şekilde açılmıyor?”
Bir genç liyakat arıyordu. Bir emekli insanca yaşayabileceği bir gelir bekliyordu. Bir esnaf, kuralların herkese eşit uygulanmasını istiyordu. Bir anne, çocuğunun geleceğini başka bir ülkede aramak zorunda kalmasına üzülüyordu.
Bu insanların beklentisi, siyasetçilerin yer değiştirmesinden daha büyüktü. Onlar işleyişin değişmesini istiyordu.
Bu yüzden siyasi liderler, seçmenin dün söylenenleri unuttuğunu düşünmemelidir. Meydanda üşüyen insanın hafızası vardır. Verilen sözleri de sonradan kurulan yakınlıkları da hatırlar.
Destek açıklaması neden böylesine büyük bir soru doğuruyor?
Borisov’un Gürov’a destek vermesi, seçimin son düzlüğünde sıradan bir açıklamanın ötesinde anlam taşıyor.
Demokratik siyasette farklı partilerin aynı adayı desteklemesi mümkündür. Ancak geçmişte birbirini sert biçimde eleştiren siyasi çevrelerin aynı tercihte buluşması, seçmenin açıklama istemesini de kaçınılmaz kılar.
Dün hangi gerekçeyle karşı karşıyaydınız? Bugün hangi ilkelerde buluştunuz?
Aranızdaki anlaşmazlıklar çözüldü mü, yoksa seçim hesabı uğruna ertelendi mi?
Bu soruları sormak kutuplaştırıcılık değildir. Seçmenin hakkıdır.
Birliktelik meşru olabilir; fakat gerekçesi halka anlatılmalıdır.
Çünkü seçmen, kendisinden yalnızca oy istendiğini, kararların ise başka yerlerde alındığını düşündüğünde demokrasiye olan güveni zedelenir.
İddia başka, kanıt başka; hesap verme sorumluluğu ise ortaktır
Peevski’nin Gürov lehine hareket ettiği ve siyasi bir anlaşma yapıldığı yönünde iddialar dolaşıyor. Gürov ise Peevski ile görüştüğü iddiasını reddediyor.
Burada titiz olmak zorundayız. Aynı adaya yönelmek, tek başına gizli bir anlaşmanın kanıtı değildir. Siyasi eleştiri, doğrulanmamış bir iddiayı kesin hükme dönüştürdüğünde kendi gücünü kaybeder.
Ancak bu durum, kamuoyunun sorularını ortadan kaldırmaz.
Kim kimin desteğini kabul ediyor? Bu destek herhangi bir beklentiye dayanıyor mu? Kamu görevleri, yargı düzeni veya siyasi koruma konusunda bir taahhüt var mı? Bunlar iddia ortaya atanların kanıt sunmasını, hakkında iddia bulunanların da açık cevap vermesini gerektiren sorulardır.
Şeffaflık, yalnızca rakibinden istenen bir erdem olamaz. Demokratlık, zor zamanda ölçülür
Kendisine demokrat diyen herkesin önünde aynı sınav vardır: Savunduğu ilkeler kendi siyasi çıkarını zorladığında ne yapacaktır? Hukukun üstünlüğünü yalnızca rakibine karşı mı savunacaktır?
Liyakatsizliği yalnızca başkasının atamalarında mı görecektir?
Siyasi nüfuzu yalnızca kendisine zarar verdiğinde mi eleştirecektir?
Bir siyasetçi, dün sakıncalı bulduğu ilişkilere bugün ihtiyaç duyabilir. Fakat bu ihtiyaç, geçmişte söylediklerinin hesabını ortadan kaldırmaz. Seçmen de tam olarak bunu görmek ister: Değişen şartlar karşısında açıklama yapan bir siyaset mi, kendi sözlerini seçmenin unutmasını bekleyen bir siyaset mi?
Demokrasi, güzel kelimelerle kurulmaz. Güç karşısında korunabilen kurallarla yaşar.
Radev ve Yotova’ya yönelen beklentinin ağırlığı
Radev ve Yotova’ya destek verenlerin önemli beklentilerinden biri, Borisov ve Peevski üzerinden eleştirilen siyasi etki anlayışına karşı güçlü bir duruş gösterilmesidir. Bu beklentinin merkezinde kişilere duyulan yakınlığın ötesinde bir arayış vardır: Devletin bağımsızlığı, kurumların saygınlığı ve kamu yararının korunması.
Ancak böyle bir beklenti, desteğin yanında büyük bir sorumluluk da doğurur.
Bir siyasi düzene karşı çıkmak, onun yerine daha adil bir işleyiş kurma yükümlülüğünü beraberinde getirir. Kadrolar nasıl belirlenecek? Kamu kaynakları nasıl denetlenecek? Eleştiren vatandaşın hakkı nasıl korunacak?
Bu soruların cevabı, seçimden sonra da aranmalıdır.
Değişim iddiasının değeri, kendisini desteklemeyen vatandaşa nasıl davrandığında anlaşılır.
Bulgaristan mı, şahsi çıkarlar mı?
“Bulgaristan mı, Peevski’nin şahsi çıkarları mı?” sorusu, siyasete duyulan derin güvensizliği anlatıyor.
Bu sorunun kurumsal karşılığı şudur:
Devlet kararlarını kim, hangi gerekçeyle ve kimin yararına alıyor?
Bir kamu ihalesinde vatandaşın yararı mı gözetiliyor? Bir atamada ehliyet mi aranıyor? Bir soruşturmada hukuk mu belirleyici oluyor? Bir siyasi destek açıklamasının arkasında kamuoyuna açıklanmayan beklentiler bulunuyor mu?
Bu sorular yalnızca bir kişiye yöneltilmemelidir. Ülkeyi yönetmek veya devletin en yüksek makamını temsil etmek isteyen herkes aynı denetime açık olmalıdır. Çünkü Bulgaristan’ın ihtiyacı, güçlü kişilerin birbirleriyle kurduğu geçici dengelerin ötesine geçen, kuralları sağlam bir devlettir.
Vatandaş, hakkını aramak için bir siyasetçinin telefonuna ihtiyaç duymamalıdır.
Seçmenin öfkesi kadar muhakemesi de kıymetlidir
Siyasi tutarsızlık karşısında öfkelenmek anlaşılırdır. İnsan kendisini kullanılmış hissedebilir. Meydanda söylediği sözlerin, masa başında başka hesaplara dönüştüğünü düşünebilir.
Fakat sandık öncesinde öfkenin yanına muhakemeyi de koymak gerekir.
Açıklamaları karşılaştırmak, iddiaların kanıtını aramak, adayların yetkilerini ve taahhütlerini incelemek gerekir. Hiçbir liderin sözü denetimden muaf tutulmamalıdır. Vatandaşın gücü burada başlar.
Bir partinin kendisine biçtiği role razı olmayan, desteğinin gerekçesini bilen ve seçimden sonra hesabını soran seçmen, siyasetin en önemli denetleyicisidir.
Sandıktan sonra da sözümüz olmalı
Bulgaristan’ın köylerinde kapanan kapılar, şehirlerinde gelecek arayan gençler, geçim sıkıntısı yaşayan aileler var. Siyasetin bütün hesapları sonunda bu insanların hayatına dokunduğu ölçüde anlam kazanır.
Bir annenin çocuğunu ülkesinde tutabilmesi, bir gencin tanıdık aramadan işe girebilmesi, bir emeklinin ay sonunu korkuyla beklememesi…
Devletin başarısı biraz da bunlarla ölçülür.
1 Kasım sandığına giderken siyasi desteklerin arkasındaki gerekçeleri sormak kadar, seçimden sonra verilen sözlerin takipçisi olmak da gerekir. Çünkü halkın görevi oy verdiği akşam bitmez.
Meydanlarda dile getirilen adalet talebinin, sandıktan sonra da bir sahibi olmalıdır. O sahip, hafızasını ve hesap sorma iradesini koruyan vatandaştır.

