Bulgaristan’da Anayasa Mahkemesinden Tarihî Karar!

Dr. Nedim BİRİNCİ

BULGARİSTAN’DA ANAYASA MAHKEMESİNDEN TARİHÎ KARAR!

DEVLETİN BÜTÇESİ KURTULDU, SİYASİ KAVGA BİTMEDİ!

2026 bütçesi üzerinden yürütülen mücadele, Bulgaristan’ın yalnızca mali geleceğini değil, devlet yönetimindeki istikrarı, hukuk düzenini ve halkın geleceğe duyduğu güveni de tartışmaya açtı.

Bir devletin gücü yalnızca ordusuyla, sınırlarıyla veya ekonomik kaynaklarıyla ölçülmez.

Bir devletin gerçek gücü, zor zamanlarda kurumlarının ayakta kalabilmesi, siyasi yöneticilerinin sorumluluk alabilmesi ve devlet yönetiminin günlük siyasi hesaplaşmaların üzerinde tutulabilmesidir.

Bugün Bulgaristan’da yaşanan gelişmelere baktığımızda karşımıza yalnızca bir bütçe tartışması çıkmıyor.

Karşımızda çok daha büyük bir mesele bulunuyor:

Bulgaristan, siyasi mücadelelerin arasında devlet yönetimini sürdürebilecek mi? Yoksa siyasi çekişmeler ülkenin geleceğini daha da belirsiz hâle mi getirecek?

20 Ekim 2026 tarihinde Bulgaristan Anayasa Mahkemesinin verdiği karar, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı.

Mahkeme, 2026 yılı devlet bütçesinin bütünüyle anayasaya aykırı olduğu yönündeki başvuruları reddetti. Bununla birlikte, bütçe kanunuyla yapılan bazı iş hukuku ve yargı mensuplarının ücretlerine ilişkin değişiklikleri anayasaya aykırı buldu.

Dolayısıyla karar, hükümet açısından bütçenin yürürlükte kalmasını sağlayan önemli bir gelişme olurken, aynı zamanda yasama faaliyetlerinin anayasal sınırlarını da hatırlattı.

Bu gelişmeyi yalnızca iktidarın kazandığı, muhalefetin kaybettiği bir siyasi mücadele olarak değerlendirmek eksik olacaktır.

Çünkü asıl mesele, Bulgaristan devletinin geleceğidir.

ANAYASA MAHKEMESİ NEYE KARAR VERDİ?

Bütçe yürürlükte kaldı, ancak bütün düzenlemeler onaylanmadı

Bulgaristan Anayasa Mahkemesi, 20 Ekim’deki kararında 2026 yılı bütçesinin tamamının iptal edilmesini gerektirecek bir anayasal aykırılık bulunmadığı sonucuna vardı.

Bu karar, devletin mali faaliyetlerinin mevcut bütçe çerçevesinde devam etmesine imkân sağladı.
Ancak mahkeme iki önemli alanda sınır çizdi.
Birincisi, çalışma süresinin iş kıdemine nasıl yansıtılacağını düzenleyen değişikliklerdi.

İkincisi ise genç hâkim, savcı ve soruşturmacıların maaşlarının milletvekili maaşlarıyla ilişkilendirilmesine yönelik düzenlemelerdi.

Mahkeme, bu değişikliklerin bütçe kanununun geçici ve son hükümleri aracılığıyla yapılmasını anayasal açıdan uygun bulmadı.

Asgari ücretle ilgili itiraz ise ilgili düzenlemenin daha sonra değiştirilmiş olması nedeniyle farklı bir hukuki zeminde değerlendirildi.
Buradan çıkarılması gereken temel sonuç şudur:

Bir devletin bütçesinin yürürlükte kalması, bütçenin içindeki her düzenlemenin hukuken kusursuz olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde, bazı düzenlemelerin iptal edilmesi de bütün bütçenin geçersiz olduğu anlamına gelmez.
Hukuk devletinin önemi tam da burada ortaya çıkmaktadır.

Mahkemeler siyasi tarafların beklentilerine göre değil, anayasanın çizdiği sınırlar içerisinde karar vermelidir.

PROGRESİF BULGARİSTAN CEPHESİNDE ZAFER AÇIKLAMASI

Konstantin Prodanov: Mali istikrar açısından önemli bir sonuç

Anayasa Mahkemesinin kararından sonra Progresif Bulgaristan cephesinden güçlü açıklamalar geldi.

Parlamentonun Bütçe ve Finans Komisyonu Başkanı Konstantin Prodanov, mahkeme kararını devletin mali istikrarı açısından önemli bir kazanım olarak değerlendirdi.
Prodanov’a göre muhalefetin bütçenin tamamını iptal ettirme girişimi sonuçsuz kalmıştı.

Açıklamasında bütçedeki yüzde 5,7’lik açığın önceki yönetimlerden devralınan mali yükümlülüklerle bağlantılı olduğunu savundu.

Ayrıca yeni asgari ücret mekanizmasının gelirlerin gelecekte dondurulacağı yönündeki eleştirileri geçersiz kıldığını ileri sürdü.
Fakat burada önemli bir ayrım yapmalıyız.

Mahkemenin bütçeyi yürürlükte bırakması, bütçenin ekonomik bakımdan bütün risklerden arındığı anlamına gelmez.
Anayasal uygunluk başka bir konudur.

Ekonomik sürdürülebilirlik başka bir konudur.
Siyasi başarı ise tamamen başka bir konudur.

Hükümetin gerçek başarısı mahkeme kararından sonra başlayacaktır.
Çünkü bundan sonra vatandaşın soracağı soru şudur:
Bütçe kurtuldu ama benim hayatımda ne değişecek?

YÜZDE 5,7 BÜTÇE AÇIĞI: BUGÜNÜ KURTARMAK MI, YARINI BORÇLANDIRMAK MI?

Mali disiplin ile ekonomik büyüme arasında hassas denge

Bulgaristan’ın 2026 yılı bütçesinde öngörülen yüzde 5,7’lik açık, üzerinde dikkatle durulması gereken önemli bir göstergedir.

Bütçe kanunu görüşmelerinde yeni borçlanma ve kamu harcamaları da ciddi tartışmalara neden olmuştu.

Bir devlet zaman zaman bütçe açığı verebilir.

Ekonomik krizler, güvenlik ihtiyaçları, altyapı yatırımları veya sosyal harcamalar böyle bir tercihi gerekli kılabilir.

Ancak asıl soru, borçlanmanın hangi amaçla yapıldığıdır.

Eğer alınan borç üretime, sanayiye, eğitime, teknolojiye ve uzun vadeli kalkınmaya yöneliyorsa gelecekte ekonomik kapasite oluşturabilir.

Fakat borç yalnızca mevcut harcamaları karşılamak, verimsiz kurumları ayakta tutmak veya siyasi vaatleri finanse etmek için kullanılıyorsa gelecekte daha ağır sorunlar ortaya çıkabilir.

Bulgaristan’ın bugün cevaplaması gereken soru budur.

Devlet, gelecek nesillere daha güçlü bir ekonomi mi bırakacak, yoksa daha ağır bir borç yükü mü?

Bu sorunun cevabı mahkeme salonlarında değil, ekonomik sonuçlarda ortaya çıkacaktır.

MUHALEFETİN GÖREVİ DEVLETİ DURDURMAK DEĞİL, DENETLEMEKTİR

Demokrasi siyasi kavga değil, kurumsal sorumluluk ister

Demokratik sistemlerde muhalefet vazgeçilmezdir.

Muhalefet, hükümetin yanlışlarını ortaya koyar, kamu kaynaklarının kullanımını denetler ve alternatif politikalar geliştirir.

Gerektiğinde anayasal denetim yollarına başvurur.

Bunların tamamı demokratik düzenin meşru parçalarıdır.

Ancak muhalefetin başarısı yalnızca hükümeti zor durumda bırakmasıyla ölçülemez.

Aynı şekilde iktidarın başarısı da muhalefeti susturmasıyla ölçülemez.
Gerçek başarı, devletin daha iyi yönetilmesidir.

Bugün Bulgaristan’ın ihtiyacı, birbirini sürekli suçlayan siyasi kamplardan çok, sorunları çözebilen siyasi kurumlardır.
Çünkü siyasi rekabetin bir sınırı olmalıdır.
O sınır devletin işleyişidir.

Bir ülkede hükümet ile muhalefet arasında mücadele olabilir.

Ancak bu mücadele vatandaşların geleceğini sürekli belirsizlik içerisinde bırakmamalıdır.

Şunu özellikle vurgulamak istiyorum:

Muhalefetin anayasal denetim istemesi devlet düşmanlığı değildir. İktidarın da anayasal denetimden geçmesi siyasi yenilgi değildir.

Hukuk devletinde her iki kurumun da görevi anayasal düzeni güçlendirmektir.

BULGARİSTAN’IN EN BÜYÜK SORUNU BÜTÇE DEĞİL, SİYASİ GÜVEN EKSİKLİĞİDİR

Ekonominin temelinde güven vardır
Bir ülkede yatırımcı yatırım yapmadan önce neye bakar?

Sadece vergi oranlarına mı?
Sadece işçilik maliyetlerine mi?
Hayır.

Öncelikle ülkenin geleceğine güvenir mi, ona bakar.

Kanunların sürekli değiştiği, hükümetlerin sık sık tartışıldığı, kurumların siyasi mücadelelerin merkezine yerleştirildiği bir ortamda uzun vadeli yatırım yapmak zorlaşır.

Bulgaristan’ın bugün ihtiyacı olan şey yalnızca yeni bütçeler değildir.

Ülkenin ihtiyacı güvenilir bir yönetim anlayışıdır.

Çünkü güven olmayan yerde yatırım azalır.

Yatırımın azalması istihdamı olumsuz etkiler.

İstihdamın zayıflaması gençlerin gelecek beklentilerini düşürür.

Gençlerin gelecek umudunu kaybetmesi ise göçü hızlandırabilir.

Böylece siyasi istikrarsızlık yalnızca parlamentoda kalmaz.

Fabrikalara, köylere, okullara ve ailelerin sofralarına kadar ulaşır.

İşte bu nedenle Bulgaristan’da yaşanan siyasi gelişmeleri yalnızca Sofya’daki siyasi partilerin mücadelesi olarak değerlendiremeyiz.

Bu mücadele, ülkenin gelecekteki ekonomik ve toplumsal yapısını da etkileyebilir.

GENÇLER GİDİYORSA BÜTÇENİN BAŞARISI TARTIŞMALIDIR

Bir devletin en büyük sermayesi insanıdır

Bulgaristan’ın uzun vadeli sorunlarından biri nüfus kaybı ve nitelikli iş gücünün başka ülkelere yönelmesidir.

Bir ülke bütçesini dengeleyebilir.

Yeni yollar yapabilir.

Kamu binaları inşa edebilir.

Fakat gençlerini kaybediyorsa geleceğini de zayıflatır.

Bugün Bulgaristan’ın köylerine gittiğimizde birçok yerde yaşlanan nüfusla karşılaşıyoruz.

Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolu sokaklarda artık sessizlik hâkim.

Gençler Almanya’da, Hollanda’da, İngiltere’de veya başka ülkelerde gelecek arıyor.

Bu durum yalnızca ekonomik bir mesele değildir.

Aynı zamanda toplumsal bir kayıptır.

Bir anne çocuğunun başka bir ülkede yaşamasına üzülüyorsa, bir baba torununu yılda yalnızca birkaç defa görebiliyorsa, bir köyde okul kapanıyorsa orada yalnızca ekonomik değil, insani bir sorun da vardır.

Devletin bütçesi işte bu insanların hayatını iyileştirmek için vardır.

Bütçenin gerçek başarısı rakamlarda değil, insanların kendi ülkelerinde gelecek kurabilmesinde görülmelidir.

BULGARİSTAN TÜRKLERİ BU MALİ VE SİYASİ TABLONUN NERESİNDE?

Eşit vatandaşlık yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanmamalıdır

Bulgaristan’ın ekonomik geleceğini konuşurken Türklerin ve diğer azınlık topluluklarının yaşadığı bölgeleri görmezden gelemeyiz.

Kırcaali, Razgrad, Şumnu, Silistre, Tırgovişte ve diğer bölgelerde yaşayan vatandaşlar, devletin ekonomik politikalarından doğrudan etkilenmektedir.

Bu bölgelerde istihdam, altyapı, eğitim, sağlık ve ulaşım yatırımlarının güçlendirilmesi gerekmektedir.

Özellikle kırsal yerleşimlerde gençlerin kalmasını sağlayacak ekonomik imkânların geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Biz yıllardır şunu söylüyoruz:

Bulgaristan Türkleri bu devletin misafiri değildir. Bu ülkenin eşit vatandaşlarıdır.

Dolayısıyla devlet bütçesi hazırlanırken Türklerin yoğun yaşadığı bölgeler de kalkınma politikalarının ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Devletin kaynakları siyasi yakınlığa veya etnik kimliğe göre değil, objektif ihtiyaçlara ve kamu yararına göre dağıtılmalıdır.

Bir vatandaşın Bulgar, Türk, Roman veya başka bir topluluktan olması, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkını değiştirmemelidir.

Eşit vatandaşlık anlayışı yalnızca anayasa metinlerinde kalmamalıdır.
Bütçede de görülmelidir.
Yatırımlarda da görülmelidir.

Kamu yönetiminde de görülmelidir.
Çünkü adaletin ekonomik karşılığı, kamu kaynaklarından hakkaniyetli biçimde yararlanabilmektir.

ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI BİR UYARIDIR: DEVLET HUKUKLA YÖNETİLİR

Siyasi irade güçlü olabilir ama hukuk sınırları içerisinde kalmalıdır

20 Ekim kararının belki de en önemli yönü, devlet bütçesinin anayasal denetimden geçirilmiş olmasıdır.
Mahkeme bütçenin tamamını iptal etmemiştir.

Ancak bazı düzenlemeleri anayasaya aykırı bulmuştur.
Bu durum siyasi iktidara önemli bir mesaj vermektedir:

Devleti yönetme yetkisi, her düzenlemeyi istenilen kanunun içerisine yerleştirme serbestliği anlamına gelmez.
Yasama faaliyetlerinde usul de önemlidir.
Anayasal sınırlar da önemlidir.

Yargı bağımsızlığı da önemlidir.
Hukuk devletinde güçlü hükümet ile güçlü anayasal denetim birbirinin düşmanı değildir.

Tam tersine, birbirini tamamlayan kurumsal unsurlardır.
Burada Bulgaristan’ın geçmişinden de ders çıkarması gerekir.

Bu ülke, devlet gücünün hukuki ve insani sınırları aşmasının toplum üzerinde ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini tarih boyunca yaşamıştır.

Özellikle 1984-1989 döneminde Türklerin kimliklerine ve temel haklarına yönelik baskılar, devlet gücünün hukuk ve insan haklarıyla sınırlandırılmasının önemini acı biçimde göstermiştir.
Bu nedenle bizim için hukuk devleti yalnızca teorik bir kavram değildir.

Hukuk devleti, geçmişte yaşanan acıların tekrarlanmamasının en önemli güvencelerinden biridir.

25 EKİM SEÇİMLERİ ÖNCESİNDE KARARIN SİYASİ ANLAMI

Sandık yaklaşırken Bulgaristan’ın önündeki asıl tercih

Bulgaristan, 25 Ekim 2026 tarihinde yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanırken Anayasa Mahkemesinin bütçe kararı siyasi tartışmaların merkezine yerleşti.

Progresif Bulgaristan cephesi kararı hükümetin mali politikasının meşruiyetini destekleyen önemli bir gelişme olarak yorumluyor.

Muhalefet açısından ise yüksek bütçe açığı, kamu borçlanması ve iptal edilen düzenlemeler eleştiri konusu olmaya devam ediyor.

Bu tartışmaların seçim atmosferini etkilemesi doğaldır.
Ancak seçimlerin asıl konusu yalnızca geçmişte kimin haklı çıktığı olmamalıdır.

Seçmenler gelecekte nasıl bir Bulgaristan istediklerini düşünmelidir.
Çünkü Bulgaristan önemli bir coğrafyada bulunmaktadır.

Karadeniz’e kıyısı vardır.
Balkanlar’ın merkezinde yer almaktadır.

Avrupa ile Asya arasındaki ekonomik ve stratejik bağlantılardan etkilenmektedir.

Ukrayna’daki savaşın güvenlik ve ekonomi üzerindeki sonuçları devam etmektedir.

Avrupa ekonomisindeki gelişmeler Bulgaristan’ı doğrudan ilgilendirmektedir.

Böyle bir dönemde Bulgaristan’ın uzun süreli kurumsal çatışmalarla enerjisini tüketmesi ciddi bir risk oluşturur.

Ülkenin ihtiyacı güçlü kurumlar, öngörülebilir politikalar ve ortak devlet sorumluluğudur.

CUMHURBAŞKANI VE HÜKÜMET AYNI GEMİDE OLDUKLARINI UNUTMAMALIDIR

Bir kürek ileri, bir kürek geri çekilirse devlet yol alamaz

Ben Bulgaristan’ın geleceğini değerlendirirken sık sık bir gemi örneği veriyorum.

Bir gemi düşünün.
Geminin bir tarafındaki insanlar ileri doğru kürek çekiyor.

Diğer tarafındaki insanlar ise geriye doğru kürek çekiyor.

Bu gemi ne kadar güçlü olursa olsun istediği hızla ilerleyemez.
Hatta kendi etrafında dönmeye başlayabilir.
Devlet yönetiminde de benzer bir durum yaşanabilir.

Cumhurbaşkanlığı başka bir hedefe, hükümet başka bir hedefe, parlamento başka bir hedefe yönelirse siyasi kararların uygulanması zorlaşır.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır.

Cumhurbaşkanı ile hükümetin aynı siyasi partiden olması şart değildir.

Asıl gerekli olan, anayasal yetkilere saygı göstermeleri ve devletin temel çıkarlarında iş birliği yapabilmeleridir.
Demokrasi herkesin aynı düşünmesi değildir.

Demokrasi farklı düşünenlerin ortak kurallar içerisinde ülkeyi yönetebilmesidir.
Bulgaristan’ın ihtiyacı da budur.

Cumhurbaşkanlığı ile hükümet arasında kurumsal uyum sağlanmalı, ancak denge ve denetleme mekanizmaları da korunmalıdır.
Çünkü siyasi uyum denetimsizliğe dönüşmemelidir.

MALİ İSTİKRAR ULUSAL GÜVENLİK MESELESİDİR

Ekonomik bağımsızlığı zayıflayan devletlerin siyasi hareket alanı daralır

Bugün dünyada ekonomik güç ile siyasi bağımsızlık arasındaki ilişki her zamankinden daha belirgindir.

Enerji fiyatları, tedarik zincirleri, savunma harcamaları, dış ticaret ve uluslararası finansman imkânları devletlerin kararlarını doğrudan etkilemektedir.

Bu nedenle Bulgaristan’ın bütçe tartışmalarını yalnızca iç siyasi rekabet olarak değerlendirmemek gerekir.

Yüksek bütçe açıklarının uzun süre devam etmesi, finansman maliyetlerini artırabilir.

Borç yükünün büyümesi gelecekteki hükümetlerin hareket alanını daraltabilir.

Ekonomik kırılganlıkların artması sosyal politikaların finansmanını zorlaştırabilir.

Buna karşılık üretim kapasitesini artıran, vergi tabanını genişleten, kayıt dışılığı azaltan ve verimli kamu yatırımlarına yönelen politikalar ülkenin dayanıklılığını güçlendirebilir.

Bu nedenle Bulgaristan’ın ihtiyacı yalnızca bütçe açığını savunmak veya eleştirmek değildir.

Bütçe açığının nasıl azaltılacağını ve ekonominin nasıl büyütüleceğini ortaya koyan gerçekçi bir programdır.

Ekonomik istikrar, güçlü bir devletin temel şartlarından biridir.

BUGÜN KAZANAN KİM? İKTİDAR MI, MUHALEFET Mİ, BULGARİSTAN MI?

Gerçek zaferin ölçüsü vatandaşın refahıdır

Anayasa Mahkemesinin kararından sonra siyasi tarafların kendi değerlendirmelerini yapmaları doğaldır.

İktidar bütçenin yürürlükte kalmasını başarı olarak görüyor.

Muhalefet ise iptal edilen düzenlemelere ve ekonomik risklere dikkat çekebilir.

Fakat bizim sormamız gereken soru çok daha önemlidir:

Bu gelişmeden Bulgaristan halkı ne kazanacak?

Emeklilerin hayatı kolaylaşacak mı?

Gençler daha fazla iş imkânına kavuşacak mı?

Köyler yeniden canlanacak mı?

Hastanelerin imkânları gelişecek mi?

Eğitim kalitesi yükselecek mi?

Kamu kaynakları daha adil dağıtılacak mı?

Devlet kurumlarına duyulan güven artacak mı?

İşte gerçek başarı bu soruların cevaplarında gizlidir.

Çünkü bir hükümet mahkemede kazanabilir ama ekonomide başarısız olabilir.

Bir muhalefet siyasi tartışmada haklı çıkabilir ama ülkeye uygulanabilir çözüm sunamayabilir.

Buna karşılık güçlü bir devlet, siyasi rekabetin ötesinde vatandaşlarının refahını artırabilen devlettir.

BULGARİSTAN İÇİN YENİ BİR DEVLET ANLAYIŞI GEREKİYOR

Siyasi hesaplaşmadan kurumsal uzlaşmaya

Bulgaristan’ın geleceğini güvence altına almak için artık bazı temel ilkelerde ortak bir anlayış geliştirilmelidir.

Öncelikle bütçe politikaları kısa vadeli siyasi kazançlardan bağımsız, şeffaf ve sürdürülebilir bir çerçevede hazırlanmalıdır.

Kamu borçlanmasının hangi alanlarda kullanılacağı vatandaşlara açıkça anlatılmalıdır.

Bölgesel kalkınma politikaları güçlendirilmelidir.

Yatırımlar yalnızca büyük şehirlerde yoğunlaşmamalıdır.

Kırsal bölgeler, sınır bölgeleri ve ekonomik bakımdan geri kalmış yerleşimler özel olarak desteklenmelidir.

Gençlerin ülkeyi terk etmesini azaltacak eğitim, istihdam ve konut politikaları geliştirilmelidir.

Devlet kurumlarının siyasi partilerin mücadele alanına dönüşmesi engellenmelidir.

Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı korunmalıdır.

Ayrıca Bulgaristan’ın bütün vatandaşlarının eşit haklara sahip olduğu anlayışı ekonomik ve sosyal politikalara yansıtılmalıdır.

Çünkü devlet yalnızca çoğunluğun değil, bütün vatandaşlarının devletidir.

BÜTÇEYİ MAHKEME KURTARDI, PEKİ BULGARİSTAN’IN GELECEĞİNİ KİM KURTARACAK?

20 Ekim 2026 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı, Bulgaristan’ın yakın siyasi tarihinde önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
2026 yılı bütçesi yürürlükte kalmıştır.

Ancak ülkenin ekonomik sorunları ortadan kalkmamıştır.
Siyasi tartışmalar sona ermemiştir.

Kamu borçlanmasına ilişkin sorular cevaplanmayı beklemektedir.
Gençlerin gelecek endişeleri devam etmektedir.

Bölgesel kalkınma ve eşit vatandaşlık meseleleri hâlâ çözüm beklemektedir.
Dolayısıyla Bulgaristan’ın geleceğini yalnızca bir mahkeme kararına bağlamak doğru değildir.

Anayasa Mahkemesi bir bütçenin hukuki geçerliliğini değerlendirebilir. Fakat bir ülkenin ekonomik ve siyasi geleceğini inşa etmek, seçilmiş yöneticilerin ve devlet kurumlarının ortak sorumluluğudur.
Ben Bulgaristan’ın geleceğine bu açıdan bakıyorum.
Bu ülkenin kaybedecek zamanı yoktur.

Dünya değişiyor.
Avrupa yeni ekonomik ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Karadeniz’deki gelişmeler bölgenin stratejik önemini artırıyor.
Balkanlar’ın istikrara, ekonomik kalkınmaya ve güçlü devlet kurumlarına ihtiyacı var.

Böyle bir dönemde Bulgaristan’ın kendi içinde sürekli siyasi kavga üretmesi ülkeye yarar sağlamaz.
Ancak çözüm, muhalefetin susturulması veya bütün siyasi güçlerin tek merkezde toplanması da değildir.

Çözüm; farklı görüşlerin anayasal düzen içerisinde yarışması, kurumların görevlerini yerine getirmesi ve ülkenin temel çıkarlarında ortak sorumluluk üstlenilmesidir.

Bugün Bulgaristan’ın önünde iki farklı yönetim anlayışı bulunmaktadır.
Birincisi, her meseleyi siyasi hesaplaşmanın parçası hâline getiren anlayıştır.

İkincisi ise siyasi farklılıklara rağmen devletin geleceğini korumayı öncelik kabul eden anlayıştır.
Bulgaristan’ın uzun vadeli çıkarları ikinci yaklaşımın güçlendirilmesini gerektiriyor.

Çünkü devlet yönetimi yalnızca seçim kazanma sanatı değildir.
Devlet yönetimi, gelecek nesillere yaşanabilir bir ülke bırakma sorumluluğudur.

Bir devletin gerçek büyüklüğü, iktidarının ne kadar güçlü olduğuyla değil, kurumlarının ne kadar sağlam, hukukunun ne kadar güvenilir ve vatandaşlarının ne kadar huzurlu olduğuyla ölçülür.

Ve unutulmamalıdır:
Bir bütçe bir yıllık hazırlanır. Ama yanlış bir devlet politikası bir neslin geleceğini etkileyebilir.
Bir seçim birkaç saat içerisinde sonuçlanabilir. Ama o seçimde verilen kararların sonuçları yıllarca devam edebilir.

Bir hükümet değişebilir. Bir cumhurbaşkanı görevden ayrılabilir. Siyasi partiler güçlenebilir veya zayıflayabilir. Fakat Bulgaristan devleti ve bu ülkede yaşayan insanların geleceği bütün bu siyasi mücadelelerden daha değerlidir.

Bu nedenle bugün yapılması gereken şey, siyasi zafer açıklamalarından çok, devletin geleceği üzerine ciddi biçimde düşünmektir.
Çünkü mesele yalnızca 2026 bütçesi değildir.

Mesele Bulgaristan’ın 2030’da, 2040’ta ve 2050’de nasıl bir ülke olacağıdır.
Ve asıl tarihî soru şudur:

BULGARİSTAN’DA SİYASET DEVLETİ Mİ GÜÇLENDİRECEK, YOKSA DEVLET SİYASİ MÜCADELELERİN YÜKÜ ALTINDA MI KALACAK?

Bu sorunun cevabını yalnızca siyasetçiler değil, Bulgaristan’ın bütün vatandaşları birlikte verecektir.