BULGARİSTAN TÜRKLERİ KİMSENİN SİYASİ TAPULU MALI DEĞİLDİR!

Dr. Nedim BİRİNCİ
Sayın Andrey Gürov’a Açık Sorular:
Başbakanlık Döneminizde Türkler İçin Ne Yaptınız, Bugün Ne Vaat Ediyorsunuz?

Bir seçim afişiyle tarih değişmez. Birkaç güzel sözle geçmişteki siyasi sorumluluklar ortadan kalkmaz. Bulgaristan Türklerinin güvenini kazanmak isteyen herkes önce geçmişte yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını vermelidir.

36 Yıllık Siyasi Hayal Kırıklığının Ardından Yeni Bir Sahne mi Kuruluyor?

Bulgaristan’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turuna yaklaşırken son derece dikkat çekici bir afiş dolaşıma sokuldu.

Afişte Andrey Atanasov Gürov, 4 numaralı aday olarak tanıtılıyor ve büyük harflerle şu iddia ortaya atılıyor: “Bulgaristan Türklerinin Ortak Adayı.” Üstelik yalnızca Bulgaristan’da yaşayan Türklerin değil, Türkiye’deki Bulgaristan Türklerinin de ortak adayı olduğu ileri sürülüyor.

Peki, kim karar verdi buna?

Kim topladı Bulgaristan Türklerini? Kim sordu Kırcaali’deki çiftçiye, Mestanlı’daki emekliye, Şumnu’daki öğretmene, Razgrad’daki esnafa, Silistre’deki gence?

Kim sordu İstanbul’daki, Bursa’daki, İzmir’deki, Tekirdağ’daki Bulgaristan Türklerine?

Hangi toplantıda, hangi demokratik temsil mekanizmasıyla, hangi ortak kararla böyle bir unvan verildi? Bir kişinin veya siyasi çevrenin hazırladığı afiş, yüz binlerce insanın ortak iradesinin yerine geçebilir mi?

Elbette geçemez.

Bulgaristan Türkleri bir siyasi partinin malı değildir. Bir derneğin mülkü değildir. Bir adayın seçim hesabında kullanılacak hazır oy deposu hiç değildir.

Bulgaristan Türkleri, kendi iradesiyle karar veren, tarihî hafızası olan, onurlu ve özgür vatandaşlardır.

Sayın Gürov, Önce Geçmişteki Sorumluluklarınızı Konuşalım

Bugün Bulgaristan Türklerine dostluk mesajları vermek kolaydır. Önemli olan, yetki ve sorumluluk sahibi olduğunuz dönemlerde bu toplumun sorunlarına nasıl yaklaştığınızdır.

Sayın Gürov’a açıkça soruyorum:

Türkiye’deki seçim sandıklarının sınırlandırılması gündeme geldiğinde tavrınız neydi?

Bulgaristan vatandaşlarının yurt dışında oy kullanma hakkının korunması için hangi girişimlerde bulundunuz? Türkiye’deki Bulgaristan vatandaşlarının konsolosluk işlemleri, belge sorunları ve vize uygulamalarına ilişkin hangi somut çözüm önerilerini sundunuz? Vatandaşlık işlemlerinde Bulgarca yeterliliğine ilişkin uygulamaların vatandaşları nasıl etkilediğini araştırdınız mı?

Bulgaristan Türklerinin ana dili, dinî özgürlükleri, ekonomik sorunları ve kamu yönetiminde temsili konusunda hangi düzenlemeleri desteklediniz? Bu soruların cevabı seçim afişlerinde değil, kamuya açık belgelerde, resmî girişimlerde ve somut icraatta aranmalıdır.

Burada önemli bir ayrımı da belirtmek gerekir: Bir düzenlemenin belirli bir siyasetçinin görev dönemine rastlaması, o düzenlemeyi bizzat onun çıkardığını kanıtlamaz. Bu nedenle sandık sınırlaması, vatandaşlık ve dil şartları konusunda Gürov’un gerçek yetkileri, görev tarihleri ve kayıtlı tutumu açıklığa kavuşturulmalıdır.

Siyasette güven, yalnızca vaatlerle değil, belgelenebilir sorumluluklarla kurulur.

Yirmi Sandık Meselesi: Demokrasi Sınır Kapısında Biter mi?

Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy kullanma imkânlarının sınırlandırılması, sıradan bir idari mesele değildir. Bu mesele, vatandaşlık hukukunun ve demokratik temsilin doğrudan konusudur.

Bir vatandaş Bulgaristan sınırlarının dışında yaşadığı için daha az mı Bulgaristan vatandaşıdır?

İstanbul’da yaşayan bir seçmenin oyu Sofya’da yaşayanın oyundan daha mı değersizdir?

Bir insanın sandığa ulaşabilmek için yüzlerce kilometre yol gitmesi gerekiyorsa demokratik hak gerçekten eşit şartlarda kullanılabiliyor mudur? Sandık sayısının sınırlandırılmasına ilişkin kararların hangi kurumlar tarafından alındığı, kimlerin desteklediği ve kimlerin karşı çıktığı kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır. Bugün Türklerin desteğini isteyen her cumhurbaşkanı adayı, bu konuda yalnızca iyi niyet açıklaması değil, uygulanabilir ve hukuken mümkün bir çözüm ortaya koymalıdır.

Vize Meselesi: Seçim Vaadi mi, Devlet Politikası mı?

Sayın Gürov’un vize ve seyahat sorunlarının çözümüne yönelik vaatleri varsa bunları dikkatle değerlendirmek gerekir.

Ancak şu soruları da sormak zorundayız:

Hangi vize sorunu çözülecek? Hangi vatandaş grupları yararlanacak? Hangi mevzuat değiştirilecek? Avrupa Birliği kurallarıyla nasıl uyum sağlanacak?

Daha önemlisi, cumhurbaşkanının anayasal yetkileri içinde hangi adımlar doğrudan atılabilir?

Çünkü cumhurbaşkanlığı makamı her idari sorunu tek başına çözen bir yürütme makamı değildir.

Bir aday, gerçekleştirilmesi parlamentoya, hükümete veya Avrupa Birliği kurumlarına bağlı bir konuda söz veriyorsa bunun yol haritasını da açıklamalıdır. Türk toplumunun artık belirsiz vaatlere değil, tarihli, ölçülebilir ve hesap verilebilir politikalara ihtiyacı vardır.

Tarihler Konuşuyor: Sandık Kararı Kimin Döneminde Alındı?

Burada kamuoyunun bilmesi gereken önemli bir gerçek var. Bulgaristan Parlamentosu, Avrupa Birliği dışındaki ülkelerde diplomatik temsilcilikler hariç açılabilecek sandık sayısını 20 ile sınırlandıran düzenlemeyi Gürov’un geçici başbakanlık görevine başlamasından önce kabul etti.

Cumhurbaşkanı İliyana Yotova 11 Şubat 2026’da bu düzenlemeyi veto etti. Parlamento ise 25 Şubat’ta vetoyu reddetti.

Andrey Gürov’un geçici başbakanlığı 19 Şubat–8 Mayıs 2026 tarihleri arasındaydı.

Ancak bu durum siyasi soruları ortadan kaldırmaz.

Görevdeyken yurt dışındaki vatandaşların oy hakkını kolaylaştırmak için hangi idari tedbirleri aldı? Seçim organizasyonunda hangi sorunları tespit etti? Hangi çözüm önerilerini sundu?

Bunlar açıklığa kavuşturulması gereken meşru sorulardır.

Bulgarca Bilmek, Vatandaşlık ve Kimlik Meselesi

Bulgaristan Türkleri Bulgarca öğrenmeye karşı değildir.

Bir ülkenin resmî dilini bilmek, eğitimde, çalışma hayatında ve kamu hizmetlerine erişimde önemli bir avantajdır.

Ancak dil meselesi insanların tarihî kimliğini, ana dilini ve kültürel varlığını baskı altına almanın aracı hâline getirilmemelidir. Vatandaşlık başvurularındaki dil şartları ile doğuştan vatandaş olanların hakları da birbirine karıştırılmamalıdır. Sayın Gürov’a sorulması gereken soru şudur:

Bulgaristan Türklerinin Türkçelerini koruyarak Bulgaristan toplumuna eşit vatandaşlar olarak katılabilmesi için nasıl bir politika öngörüyorsunuz?

Eğitimde fırsat eşitliği, kamu kurumlarında ayrımcılıkla mücadele ve Türk nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde ekonomik kalkınma konusunda somut programınız nedir?

Çifte Vatandaşlık Suç Değildir, Fakat Şeffaflık Gereklidir

Sayın Gürov’a askerlik hizmeti ve başka bir ülkenin vatandaşlığına sahip olup olmadığı konusunda da sorular yöneltiliyor.

Burada ilkemiz son derece açıktır: Bir insanın başka bir ülkenin vatandaşlığına sahip olması, tek başına onun sadakatini, ahlakını veya millî kimliğini sorgulamak için gerekçe olamaz.

Türkiye’de yaşayan çok sayıda Bulgaristan Türkü de çifte vatandaştır. Bu durum onların Bulgaristan’a karşı anayasal sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

Gürov’un İsrail vatandaşlığına sahip olduğu yönündeki iddiayı doğrulayan güvenilir bir belgeye ulaşamadım. Bu nedenle iddiayı gerçekmiş gibi sunmak doğru değildir.

Bununla birlikte cumhurbaşkanı adaylarının vatandaşlık durumları, anayasal uygunlukları, olası çıkar çatışmaları ve askerlik geçmişleri hakkında hukuken gerekli açıklığı sağlamaları beklenebilir.

Bir kişinin Yahudi olup olmadığı ise siyasi yeterliliğinin ölçüsü değildir. Siyasette sorulması gereken, kişinin hangi etnik veya dinî kökenden geldiği değil, hangi devlete karşı hangi hukuki yükümlülükleri taşıdığı ve görevini nasıl yerine getireceğidir.

Savaş Söylemleriyle Devlet Yönetilmez

Bulgaristan bugün Avrupa’nın en hassas güvenlik ortamlarından birinde bulunuyor.

Karadeniz’de artan askerî riskler, Ukrayna’daki savaş, NATO’nun güvenlik politikaları ve Avrupa Birliği içindeki görüş ayrılıkları Bulgaristan’ı doğrudan ilgilendiriyor.

Bu ortamda cumhurbaşkanı adaylarının güvenlik konusundaki görüşleri son derece önemlidir.

Gürov, Ukrayna’ya desteği ve NATO ile yakın iş birliğini savunuyor. Ancak onun Bulgar askerlerini Ukrayna’ya göndereceğini söylediği yönündeki sosyal medya iddiası bir doğrulama kuruluşunca yanlış bulunmuştur. Dolayısıyla eleştiri, doğrulanmamış savaş açıklamalarına değil, adayın gerçek güvenlik politikalarına yöneltilmelidir.

Sayın Gürov’a şu sorular sorulmalıdır:

Bulgaristan’ın savaşın dışında kalmasını sağlamak için nasıl bir diplomatik strateji izleyeceksiniz?

NATO yükümlülükleri ile Bulgaristan’ın ulusal çıkarları arasında nasıl bir denge kuracaksınız?

Ordunun modernizasyonunu nasıl destekleyeceksiniz? Bir güvenlik krizinde diplomasinin bütün imkânlarını tüketmeden askerî seçeneğe yönelmenin önüne nasıl geçeceksiniz?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü, bugün bütün devlet adamlarının önünde durmalıdır:

“Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça harp bir cinayettir.”

Bu sözün anlamı açıktır: Savaş, siyasi heyecanla başvurulacak bir yöntem değil, milletin varlığına yönelik ağır tehditler karşısında değerlendirilecek son çaredir.

Bulgaristan’ın İhtiyacı Savaş Heyecanı Değil, Devlet Aklıdır

Bulgaristan’ın nüfusu azalıyor. Gençler ülkeyi terk ediyor. Bazı bölgeler ekonomik fırsatlardan yeterince yararlanamıyor. Rodoplar’da köyler boşalırken, Deliorman’da gençlerin geleceğe ilişkin kaygıları büyüyor. Bu şartlarda Bulgaristan’ın cumhurbaşkanı olacak kişiden beklenen, yalnızca uluslararası ittifaklarda güçlü açıklamalar yapması değildir. Devletin toplumsal bütünlüğünü koruması, vatandaşları arasında güven oluşturması ve ülkenin uzun vadeli çıkarlarını gözetmesidir.

Çünkü devlet yönetimi yalnızca dış politikadan ibaret değildir.

Bir köyün kapanan okulu da devlet meselesidir.

Bir gencin iş bulamadığı için göç etmesi de devlet meselesidir.

Bir vatandaşın sandığa ulaşamaması da devlet meselesidir.

Ve Bulgaristan Türklerinin kendilerini siyasi kararların dışında hissetmesi de devlet meselesidir.

Türklerin Oyunu İsteyen, Önce Türklerin Sorunlarını Dinlemelidir

Otuz altı yıldır Bulgaristan Türkleri birçok siyasi vaat dinledi. Seçim dönemlerinde kapıları çalındı. Meydanlarda birlik mesajları verildi. Türklerin oyları önemli hâle geldiğinde temsil ve eşitlik konuşuldu.

Ancak seçimlerden sonra pek çok sorun çözüm beklemeye devam etti.

Bugün yeniden aynı hataya düşülmemelidir. Türklerin desteğini isteyen adayların karşısına somut bir gündem konulmalıdır: ana dil ve kültürel hakların korunması, din ve vicdan özgürlüğü, ekonomik kalkınma, kamu yönetiminde eşit fırsatlar, vatandaşlık işlemlerinin kolaylaştırılması ve yurt dışındaki vatandaşların demokratik katılımının güçlendirilmesi.

Bu talepler herhangi bir adaya verilmiş açık çek değildir.

Bunlar Bulgaristan devletinin bütün vatandaşlarına karşı sorumluluklarının bir parçasıdır.

Bir Adayı Desteklemek Başkadır, Bütün Türkler Adına Konuşmak Başkadır

Afişi hazırlayanlara da soruyorum: Bu afişi hangi kuruluş hazırladı?

Hangi temsilcilerle görüşüldü? Hangi toplantıda ortak aday kararı alındı?

Bu ifade adayın resmî kampanyasının onayıyla mı kullanıldı?

Bir dernek veya siyasi oluşum kendi adına bir adayı destekleyebilir. Bu demokratik bir haktır.

Ancak bütün Bulgaristan Türkleri adına konuşmak farklı bir sorumluluktur.

Hiçbir siyasi kuruluş, farklı görüşlere sahip bütün bir toplumu tek bir adayın arkasında toplanmış gibi gösterme hakkına kendiliğinden sahip değildir. Türk toplumu içinde Yotova’yı destekleyenler de olabilir, Gürov’u destekleyenler de olabilir, hiçbir adayı uygun bulmayanlar da olabilir.

Bu farklılıklar toplumun zayıflığı değil, demokratik özgürlüğünün göstergesidir.

1 Kasım Seçimi: Adayların Gerçek Sınavı

25 Ekim’deki ilk turda İliyana Yotova yüzde 34,759, Andrey Gürov ise yüzde 31,952 oy aldı. İki aday 1 Kasım 2026 Pazar günü ikinci turda yarışacak.

Bu seçim yalnızca iki isim arasında yapılacak bir tercih değildir.

Aynı zamanda Bulgaristan’ın Avrupa içindeki konumunun, demokratik kurumlarının, güvenlik yaklaşımının ve toplumsal uzlaşma kapasitesinin de tartışıldığı bir seçimdir.

Seçmenlerin her iki adaydan da geçmiş icraatlarını, anayasal yetkilerini ve gelecek programlarını açıklamalarını istemesi gerekir. Seçimin kazananı kim olursa olsun, Bulgaristan Türklerinin hakları bir seçim pazarlığının konusu olmamalıdır.

Türk Halkının İradesine Saygı Gösterin!

Buradan bütün siyasi çevrelere sesleniyorum:

Bulgaristan Türklerini birbirine karşı kullanmayın.

Onların tarihî acılarını seçim malzemesi yapmayın.

1984–1989 döneminde yaşananları, zorunlu göçleri, parçalanmış aileleri ve kimlik mücadelesini unutmayın. Bu insanlar vatandaşlık haklarını ve kültürel kimliklerini korumak için ağır bedeller ödedi.

Bugün onlardan destek isteyen herkes bu geçmişe saygı göstermek zorundadır.

Bulgaristan Türkleri kimseden siyasi vesayet istemiyor.

İstedikleri şey eşit vatandaşlık, hukukun üstünlüğü, huzur, ekonomik fırsatlar ve kendi geleceklerini özgürce belirleme hakkıdır. Bizim mücadelemiz bir kişinin kazanması veya kaybetmesinden daha büyüktür. Bizim mücadelemiz, Bulgaristan Türklerinin hiçbir siyasi gücün arka bahçesi olmamasıdır.

Sayın Gürov’a da diğer bütün adaylara da çağrımız aynıdır: Afişlerle değil, icraatlarla konuşun. Sloganlarla değil, somut politikalarla gelin. Türklerin adına karar vermeyin; Türklerin sesini dinleyin. Çünkü bir milletin oyunu isteyebilirsiniz ama iradesine sahip olamazsınız. Bulgaristan Türkleri kimsenin tapulu malı değildir. Dün de değildi, bugün de değildir, yarın da olmayacaktır.