BUHARA’DAN ÇANAKKALE’YE, ÇANAKKALE’DEN GELECEĞE
Arzu ÜNAL Hanımefendinin Konferans konuşması;
Bir Medeniyetin Yolculuğu ve Gençliğe Emaneti
Sayın okul müdürüm, kıymetli öğretmenlerimiz, değerli misafirler ve sevgili gençler;
Bugün Çanakkale’de, tarihin kalbinin attığı bir şehirde sizlerle birlikteyiz.
Bugün sizlerle bir tarih konuşması yapmak için değil, büyük bir emaneti hatırlatmak için bir araya geldik.
Çünkü bazı yolculuklar vardır ki sadece kilometrelerle ölçülmez.
Bazı yolculuklar vardır ki şehirleri değil, nesilleri birbirine bağlar.
Bugün izleyeceğimiz Kırcaali Efsanesi de böyle bir yolculuğun hikâyesidir.
Bu hikâye Kırcaali’de başlamaz.
Bu hikâye aslında Türkistan’da, Buhara’da başlar.
Orada ilim vardı.
Orada hikmet vardı.
Orada insan yetiştiren büyük gönül erleri vardı.
Ve onların başında Türk dünyasının manevi mimarlarından biri olan Ahmet Yesevi geliyordu.
Ahmet Yesevi insanlara sadece din öğretmedi.
İnsan olmayı öğretti.
Ahlakı öğretti.
Merhameti öğretti.
Millet olmayı öğretti.
Vatan sevgisini öğretti.
İşte onun yetiştirdiği alperenler ve dervişler yollara düştüler.
Bir ellerinde ilim,
Bir ellerinde ahlak,
Yüreklerinde ise millet sevgisi vardı.
Onlar kılıçla değil önce gönülle fethe çıktılar.
Ahlat: Anadolu’nun Rahmi
Bu büyük yürüyüşün ilk büyük durağı Ahlat oldu.
Ahlat sıradan bir şehir değildir.
Ahlat, Türk milletinin Anadolu’daki hafızasıdır.
Bir tohumun toprağa düştüğü yer gibidir.
Türkistan’dan gelen fikir burada kök saldı.
Burada büyüdü.
Burada devlet oldu.
Burada medeniyet oldu.
Bugün bizler Anadolu’da yaşıyorsak, bunun temelinde Ahlat’ta atılan o ilk adımlar vardır.
Rumeli’ye Geçiş ve Büyük Vizyon
Sevgili gençler,
Tarihte bazı kararlar vardır ki yalnız bir dönemi değil, yüzyılları değiştirir.
Rumeli’ye geçiş böyle bir karardır.
Türkler Anadolu’da kalabilirdi.
Ama onlar ufkun ötesini gördüler.
Bugün İstanbul’un fethinden söz ediyorsak, bunun yolu önce Rumeli’ye geçmekten geçmiştir.
Çünkü büyük hedeflere ulaşmak isteyenler önce büyük hayaller kurarlar.
Rumeli’ye geçiş bize şunu öğretir:
Cesaret edenler tarih yazar.
Korkanlar ise tarihin dipnotlarında kalır.
Çanakkale: Bir Milletin Yeniden Ayağa Kalkışı
Bugün burada Çanakkale’deyiz.
Çanakkale sadece bir şehir değildir.
Çanakkale bir karakterdir.
Bir duruştur.
Bir milletin “Ben buradayım” deyişidir.
Çanakkale’de dünyanın en güçlü devletleri bir araya geldi.
Gemileri vardı.
Topları vardı.
Orduları vardı.
Ama Türk milletinin sahip olduğu bir şey vardı ki onu hesaplayamadılar:
İnanç.
Vatan sevgisi.
Fedakârlık.
Ve birlik ruhu.
15 yaşındaki öğrenciler okul sıralarını bırakıp cepheye koştu.
18 yaşındaki gençler geleceğini düşünmeden vatanı için can verdi.
Bugün onların sayesinde özgürce eğitim görüyoruz.
Bugün onların sayesinde bayrağımız bu göklerde dalgalanıyor.
Çanakkale’nin Kadın Kahramanları
Tarih sadece erkek kahramanların hikâyesi değildir.
Çanakkale’nin görünmeyen kahramanları da vardı.
Cepheye mermi taşıyan analar…
Yaralı askerleri tedavi eden kadınlar…
Evladını cepheye gönderip ardından dua eden anneler…
Onlar biliyorlardı ki güçlü milletler ancak güçlü kadınlarla ayakta kalabilir.
Türk kadını tarih boyunca sadece evlat yetiştirmedi.
Millet yetiştirdi.
Devlet yetiştirdi.
Medeniyet yetiştirdi.
Tomris Hatun’dan Nene Hatun’a,
Hayme Ana’dan Şerife Bacı’ya kadar uzanan çizgi bunun en güzel örneğidir.
Kırcaali Efsanesi Ne Anlatıyor?
Bugün izleyeceğimiz film aslında bir kişinin hayatından çok daha fazlasını anlatıyor.
Bu film bize şunu anlatıyor:
Bir insan inanırsa iz bırakır.
Bir millet değerlerine sahip çıkarsa ayakta kalır.
Bir genç tarihini öğrenirse geleceğini kurabilir.
Kırcaali’nin hikâyesi aslında Türkistan’dan Balkanlar’a uzanan medeniyet yürüyüşünün hikâyesidir.
Nizam-ı Âlem, Turan ve Kızılelma
Sevgili gençler,
Atalarımızın yürüdüğü yolun üç büyük hedefi vardı.
Birincisi Nizam-ı Âlem’di.
Yani dünyada adaletin hâkim olması.
İkincisi Turan’dı.
Yani Türk dünyasının gönülde ve kültürde birlik olması.
Üçüncüsü ise Kızılelma’ydı.
Yani her başarıdan sonra yeni bir hedef belirlemek.
Kızılelma hiçbir zaman sadece bir şehir olmadı.
Bir ideal oldu.
Bir vizyon oldu.
Bir ufuk oldu.
Sizin Kızılelmanız Nedir?
Fatih’in Kızılelması İstanbul’du.
Çanakkale neslinin Kızılelması vatanı korumaktı.
Peki sizin Kızılelmanız ne olacak?
Belki bilim insanı olmak…
Belki mühendis olmak…
Belki öğretmen olmak…
Belki doktor olmak…
Belki yapay zekâ geliştirmek…
Belki insanlığa faydalı bir keşif yapmak…
Ama hangi mesleği seçerseniz seçin, hedefiniz büyük olsun.
Çünkü büyük milletlerin büyük gençlere ihtiyacı vardır.
Buhara’dan çıkan ışık Ahlat’a ulaştı.
Ahlat’tan Anadolu’ya yayıldı.
Rumeli’ye geçti.
Çanakkale’de yeniden parladı.
Kırcaali’de iz bıraktı.
Şimdi ise sizlerin gözlerinde geleceğe bakıyor.
Unutmayın sevgili gençler;
Bir milletin gerçek zenginliği ne altınıdır ne toprağıdır.
Bir milletin gerçek zenginliği yetiştirdiği gençlerdir.
Belki yarının bilim insanı,
Belki yarının devlet adamı,
Belki yarının sanatçısı,
Belki yarının lideri şu an bu salonda oturuyor.
Kendinize inanın.
Hayallerinize inanın.
Milletinize inanın.
Çünkü tarih boyunca büyük yürüyüşleri başlatanlar, önce kendilerine inanmayı başaranlardır.
Hepinizi sevgiyle kucaklıyor, başarılarla dolu bir gelecek diliyorum.
Ne mutlu geçmişinden güç alıp geleceğini kuranlara…
Saygılarımla,

