ALLAH’IN KUDRETİ: FARK ETMEDİĞİMİZ LÜTUFLAR
Raziye ÇAKIR
Her Şeyin Başlangıcı: Nefes ve Hayat
İnsan, dünyaya gözlerini açtığı anda aldığı ilk nefesle büyük bir mucizenin içine doğar. O ilk nefes, sadece hayatın başlangıcı değil, aynı zamanda Allah’ın kudretinin sessiz bir tecellisidir.
Her sabah yeniden uyanmak, gözlerimizi açmak, sevdiklerimizi görmek, yürümek, konuşmak ve hissedebilmek… Çoğu zaman sıradan kabul ettiğimiz bu nimetlerin her biri, aslında Rabbimizin bizlere sunduğu eşsiz lütuflardır.
Kalbimizin durmaksızın atması, akciğerlerimizin nefes alıp vermesi, bedenimizin kusursuz bir düzen içinde çalışması; insanın değil, ilahi kudretin eseridir.
Doğanın Her Köşesinde İlahi İmza
Güneşin her sabah doğup akşam batması, mevsimlerin düzen içinde değişmesi, yağmurların kuruyan toprağa hayat vermesi ve rüzgârın yeryüzüne serinlik taşıması…
Bütün bunlar tesadüf değil, Allah’ın sonsuz kudretinin açık işaretleridir.
Bir tohumun toprağın bağrını yararak filizlenmesi, bir damla sudan canlıların yaratılması, gökyüzünün direksiz durması ve yıldızların kusursuz bir düzen içinde hareket etmesi üzerinde düşünülmesi gereken ilahi mucizelerdir.
Ne var ki insan, çoğu zaman bu güzelliklerin içinden geçer ama onları göremez. Çünkü alışkanlık, bazen en büyük mucizeleri bile sıradanlaştırır.
Ormanlar, Denizler ve Okyanuslar: Allah’ın Sanatı
Dağların heybeti, ormanların derin sessizliği, denizlerin sonsuz maviliği ve okyanusların ihtişamı…
Yaratılmış her şey, Allah’ın sanatının ayrı bir yansımasıdır.
Bir yaprağın damarlarında, bir kar tanesinin deseninde, bir kelebeğin kanadında ve bir çiçeğin kokusunda dahi ilahi bir hikmet saklıdır.
Bilim ilerledikçe insan, kâinattaki düzenin ne kadar kusursuz olduğunu daha iyi anlamaktadır. Ancak her yeni keşif, aslında Allah’ın yarattığı muhteşem sistemin sadece küçük bir bölümünü ortaya çıkarmaktadır.
Hayatın İçindeki Sessiz Mucizeler
Bir dostun sesini duyabilmek…
Bir annenin şefkatini hissedebilmek…
Bir çocuğun gülümsemesini görebilmek…
Bir çiçeğin kokusunu içine çekebilmek…
Bunlar çoğu zaman farkına varmadığımız ama kaybettiğimizde değerini anladığımız büyük nimetlerdir.
İnsan, sahip olduklarının kıymetini çoğu zaman onları kaybetme ihtimaliyle yüzleştiğinde anlar. Oysa şükür, sahip olduklarımız elimizdeyken onların değerini bilmektir.
Görmeyen Gözler, Duymayan Kalpler
Bugün teknoloji gelişmiş, bilgiye ulaşmak kolaylaşmış olabilir. Ancak insanlığın en büyük problemi bilgi eksikliği değil, farkındalık eksikliğidir.
Nice insanlar vardır ki güneşi görür ama onun ardındaki kudreti düşünmez.
Yağmuru hisseder ama rahmetini fark etmez.
Çiçeklere bakar ama onları yaratan sanatkârı görmez.
Gözler açık olsa da kalpler kapalıysa hakikat görülemez.
Çünkü insan yalnız gözleriyle değil, gönlüyle de bakmayı öğrenmelidir.
Hükmedemediğimiz Tek Şey: Zaman
İnsan teknolojiyle göklere çıkabilir, denizlerin derinliklerine inebilir, büyük şehirler kurabilir.
Ancak ne doğacağı günü seçebilir ne de ölüm vaktini belirleyebilir.
İşte insanın acizliği ve Allah’ın mutlak kudreti burada ortaya çıkar.
Bu dünyada sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şey geçicidir. Servetler, makamlar, unvanlar ve güçler bir gün sona erecektir.
Fakat yapılan iyilikler, bırakılan güzel izler ve kazanılan güzel ahlak sonsuza kadar yaşamaya devam edecektir.
Bu Dünyada Misafiriz
Dünya, ebedi kalacağımız bir yurt değil; kısa süreliğine uğradığımız bir misafirhanedir.
Bugün bizim olan evler, makamlar ve servetler yarın başkalarının olacaktır.
Kalıcı olan yalnızca Allah’ın rızası için yapılan işlerdir.
Bu nedenle insan, hayatını sadece kendisi için değil; insanlığa faydalı olmak, gönüller kazanmak ve iyilik üretmek için yaşamalıdır.
Gerçek zenginlik mal biriktirmek değil, hayır ve dua biriktirmektir.
Şükür ve Güzel Ahlakın Önemi
Allah’ın bize verdiği nimetlerin farkına varmak, insanı hem daha huzurlu hem de daha güçlü kılar.
Şükreden insan sahip olduklarının kıymetini bilir.
Güzel ahlak sahibi insan ise çevresine huzur ve güven verir.
İnsanlığın bugün ihtiyaç duyduğu şey daha fazla güç değil; daha fazla merhamet, daha fazla vicdan ve daha fazla şükürdür.
Çünkü güçlü toplumlar yalnız teknolojiyle değil, ahlakla yükselir.
Sonuç: Kudreti Görmek, Şükretmeyi Bilmek
Her nefes bir lütuftur.
Her yeni gün bir fırsattır.
Her nimet bir emanettir.
İnsan, gökyüzüne baktığında yıldızlarda; yeryüzüne baktığında çiçeklerde; kendi kalbine baktığında ise Allah’ın sonsuz kudretinin izlerini görebilir.
Önemli olan bakmak değil, görebilmektir.
Görmek değil, idrak edebilmektir.
Ve idrak ettiğimiz her nimete şükrederek yaşayabilmektir.
Çünkü bu dünya geçicidir; fakat güzel ahlak, iyilik, şükür ve Allah’a duyulan samimi bağlılık insanın ebediyet yolculuğunda en değerli sermayesidir.

