TÜRKİYE YENİ BİR EŞİĞİN ÖNÜNDE:

Arzu ÜNAL

Devletler Nasıl Yükselir, Nasıl Geriler?

Tarih bize gösteriyor ki devletlerin yükselişi veya çöküşü çoğu zaman savaş meydanlarında başlamaz.

Asıl kırılma noktaları devletin iç yapısında yaşanır.

Bir devlet;
üretmek yerine tüketmeye,
liyakat yerine sadakate,
adalet yerine ayrıcalıklara,
millet yerine çıkar gruplarına hizmet etmeye başladığında gücünü kaybetmeye başlar.

Roma’nın da,
Bizans’ın da,
Osmanlı’nın da en zor dönemleri dış saldırılardan önce içeride yaşanan çözülme dönemleri olmuştur.

Bu nedenle büyük devletlerin ilk görevi sınırlarını değil, kurumlarını korumaktır.

Türkiye’nin Önündeki Asıl Mücadele

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu mesele yalnız ekonomik veya siyasi değildir.

Asıl mesele devlet ile millet arasındaki güven bağını daha da güçlendirmektir.

Yıllardır Türkiye’nin önünde duran en büyük engellerden biri çeşitli menfaat ağlarının devlet mekanizmaları üzerindeki etkisi olmuştur.

Siyasette,
bürokraside,
ekonomide,
medyada,
yerel yapılarda oluşan çıkar düzenleri;

zamanla devletin hareket kabiliyetini azaltan görünmez duvarlara dönüşebilir.

Bir ülkenin geleceği ise bu duvarları aşabildiği ölçüde şekillenir.

Yeni Dönem: Menfaat Düzeninden Millet Düzenine

Tarihî dönüşümler genellikle sessiz başlar.

Önce toplum değişir.

Ardından kurumlar değişir.

Sonra devlet yeni bir karakter kazanır.

Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey tam da budur.

Şahıs merkezli değil sistem merkezli,
ayrıcalık merkezli değil liyakat merkezli,
çıkar merkezli değil millet merkezli bir anlayışın güçlenmesi…

Çünkü güçlü devletlerin arkasında güçlü kurumlar bulunur.

Güçlü kurumların arkasında ise güçlü ahlak vardır.

21. Yüzyılın Yeni Güç Tanımı

Geçmiş yüzyıllarda devletlerin gücü ordularıyla ölçülüyordu.

Bugün ise güç çok daha farklıdır.

Teknoloji üretebiliyor musunuz?

Bilim geliştirebiliyor musunuz?

Gençlerinize umut verebiliyor musunuz?

Adalet sisteminiz güven veriyor mu?

Dünyanın en büyük sermayesi artık güven sermayesidir.

Bir ülkeye yatırım da önce güven gelir.

İnsan kaynağı da güvenle yetişir.

Toplumsal huzur da güvenle oluşur.

Bu nedenle Türkiye’nin gerçek kalkınması yalnız yollarla, köprülerle veya fabrikalarla değil; güven veren kurumlarla gerçekleşecektir.

Türkiye Yüzyılı’nın Temel Şartı

Türkiye son yıllarda savunma sanayiinden enerjiye, diplomasiden ulaştırmaya kadar birçok alanda önemli adımlar atmıştır.

Ancak önümüzdeki dönemin belirleyici unsuru yalnızca teknolojik büyüme olmayacaktır.

Asıl belirleyici unsur;
ahlaki yükseliş,
kurumsal güçlenme,
hukukun üstünlüğü,
eğitim kalitesi,
bilim üretimi ve
toplumsal birlik olacaktır.

Çünkü medeniyetler önce insan yetiştirir, sonra teknoloji üretir.

Büyük Hedeflerin Önündeki Son Engel

Türkiye’nin bugün dünyada söz sahibi olmasının önündeki en büyük engel dış güçlerden çok iç dağınıklıktır.

Enerjimizi birbirimizle mücadele ederek değil, geleceği inşa ederek harcamalıyız.

Gençlerimizi tartışmaların değil bilimin merkezine koymalıyız.

Kurumlarımızı kişilere göre değil ilkelere göre güçlendirmeliyiz.

Böylece devletin gücü geçici değil kalıcı hale gelir.

Türk Devlet Geleneğinin Esas Mesajı

Türk devlet anlayışında devlet yalnız yönetim mekanizması değildir.

Devlet;
adaletin teminatıdır.
Milletin ortak çatısıdır.
Gelecek nesillere bırakılan en büyük emanettir.

Bu nedenle Türk devlet geleneğinde asıl hedef makam sahibi olmak değil, nizam kurmaktır.

Asıl başarı güç sahibi olmak değil, gücü adaletle kullanabilmektir.

Arınan Türkiye, Yükselen Türkiye

Önümüzdeki yıllar yalnız siyasi değişimlerin değil, zihniyet değişiminin yılları olacaktır.

Türkiye eğer menfaat düzenlerinden uzaklaşıp liyakat, adalet, üretim ve bilim ekseninde yeni bir atılım gerçekleştirebilirse;
yalnız bölgesel bir güç değil,
küresel ölçekte etkili bir medeniyet merkezi haline gelebilir.

Çünkü büyük milletler yalnız güçlü oldukları için değil, adil oldukları için büyürler.

Türkiye’nin önündeki yol budur:

Daha fazla adalet,
daha fazla liyakat,
daha fazla üretim,
daha fazla birlik.

Arınan Türkiye’nin ardından yükselecek olan yalnız bir devlet değil; yeni bir medeniyet ufku olacaktır.