Tarihi Kim Yazarsa Jeopolitiği de O Şekillendirir

Arzu ÜNAL

Tarih Sadece Geçmiş Değil, Geleceğin Haritasıdır

Milletler yalnızca topraklarını değil, hafızalarını da savunurlar.

Bir ülkenin sınırları askerle korunur; fakat medeniyet sınırları tarih, kültür ve ortak kimlik bilinciyle korunur. Eğer bir millet kendi tarihini başkalarının kaleminden öğrenmeye başlarsa, zamanla kendi geleceğini de başkalarının çizdiği haritalar üzerinden okumaya mahkûm olur.

Bu nedenle Tomris Hatun meselesi yalnızca eski bir savaş hikâyesi değildir. Asıl mesele, Avrasya’nın hafızasının kim tarafından yazıldığıdır.

Avrasya’nın Kalbini Kontrol Eden Tarihi de Kontrol Eder

Kafkasya, Hazar Havzası, Aras Vadisi ve Türkistan; binlerce yıldır yalnızca ticaret yollarının değil, medeniyet yollarının da kavşağı olmuştur.

Doğu ile Batı’yı,
Kuzey ile Güney’i,
Karadeniz ile Orta Asya’yı,
Anadolu ile Türkistan’ı birbirine bağlayan bu kuşak, bugün olduğu gibi antik çağlarda da büyük güçlerin rekabet alanıydı.

Pers İmparatorluğu’nun kuzeye yönelmesi sadece yeni toprak kazanma isteği değildi.

Amaç;

  • ticaret yollarını kontrol etmek,
  • enerji ve maden kaynaklarını ele geçirmek,
  • kuzeyden gelebilecek güçlü bozkır birliklerini durdurmaktı.

Bu gerçek bugün bile değişmemiştir.

Tomris Hatun’un Zaferi Bir Medeniyet Savunmasıydı

Tomris Hatun’un mücadelesi yalnızca askerî başarı değildir.

Bu mücadele;

bağımsız yönetimin,
özgür iradenin,
ve kendi kültürünü yaşatma hakkının savunulmasıdır.

Pers ordusu dönemin en güçlü ordularından biriydi.

Fakat tarih birçok kez göstermiştir ki;

vatanını savunan milletler,
fethetmeye gelen ordulardan daha güçlü olabilmektedir.

Sakalar Bir Hareket Alanı Oluşturdu

Sakaların yaşadığı coğrafya konusunda tarihçiler arasında farklı görüşler bulunmaktadır.

Klasik tarih anlayışı onları geniş Avrasya bozkırlarında değerlendirirken, bazı Azerbaycanlı ve Türk araştırmacılar ilk çekirdek merkezlerinin Güney Kafkasya ve Urmiye Havzası olduğunu ileri sürmektedir.

Bu tartışmanın ötesinde görülen gerçek ise şudur:

Sakalar, Avrasya boyunca etkili olmuş; askerî teknikleri, at kültürü, demir işçiliği ve sanat anlayışıyla geniş bir coğrafyada iz bırakmıştır.

Asıl önemli olan da budur.

Bugün Mücadele Kılıçla Değil Bilgiyle Veriliyor

Bugünün savaşları çoğu zaman kitaplarda başlıyor.

Haritalar değişmeden önce tarih kitapları değişiyor.

Kimlikler silinmeden önce hafızalar değiştiriliyor.

Bu yüzden arşivler, müzeler, üniversiteler ve bilimsel araştırmalar artık millî güvenliğin ayrılmaz parçalarıdır.

Tarihini üretemeyen toplumlar, başkalarının ürettiği tarihin içinde yaşamaya mecbur kalırlar.

Türk Dünyasının Ortak Hafızası Güçlendirilmelidir

Tomris Hatun yalnızca belirli bir coğrafyanın değil, bütün Türk dünyasının ortak tarihî mirası olarak değerlendirilebilir.

Anadolu’dan Azerbaycan’a,

Kazakistan’dan Kırgızistan’a,

Özbekistan’dan Balkanlar’a kadar uzanan geniş kültür coğrafyasında ortak tarih çalışmaları artırılmalıdır.

Ortak akademik merkezler kurulmalı,

ortak arkeolojik projeler yürütülmeli,

ortak tarih kitapları hazırlanmalıdır.

Çünkü ortak hafıza olmadan ortak gelecek kurulamaz.

Gençlere Düşen Görev

Gençler yalnızca teknoloji üretmemelidir.

Kendi tarihini de araştırmalıdır.

Kendi kahramanlarını tanımalıdır.

Yabancı kaynakları okumalı, fakat kendi bilim insanlarının çalışmalarını da ihmal etmemelidir.

Bilim; önyargıyla değil, belgeyle ilerler.

Gerçek güç ise belgeleri çoğaltabilen milletlerin elinde olur.

Tomris Hatun’un mirası, yalnızca bir savaşın hatırası değildir.

O miras bize şunu hatırlatmaktadır:

Bir millet önce hafızasını kaybederse, ardından coğrafyasını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Bu nedenle XXI. yüzyılın en büyük mücadelesi; yalnızca sınırları korumak değil, tarihî hafızayı, kültürel mirası ve medeniyet bilincini gelecek nesillere doğru, eleştirel ve bilimsel bir anlayışla aktarmaktır.

Çünkü tarihi yazanlar, yalnızca geçmişi anlatmaz; geleceğin yönünü de belirler.