İSTANBUL BOĞAZI’NIN GİZLİ MUHAFIZI: YUŞA TEPESİ

17 Metrelik Makam ve Boğaz Manzarası

İstanbul’u anlamak için yalnız sokaklarında yürümek yetmez. Bazen bir tepeye çıkmak, Boğaz’a yukarıdan bakmak ve şehrin yüzyıllardır biriktirdiği sessizliği dinlemek gerekir.

İstanbul’un böyle noktalarından biri Beykoz’daki Yuşa Tepesi’dir.

Bir tarafta İstanbul Boğazı, bir tarafta Karadeniz’e açılan sular, aşağıda gelip geçen gemiler, yukarıda gökyüzü…

Ve bütün bu hareketliliğin ortasında, yüzyıllardır insanların ziyaret ettiği Hz. Yuşa’ya nispet edilen uzun bir makam…

Halkın gönlünde burası âdeta Boğaz’ın manevî muhafızlarından biri hâline gelmiştir.

Fakat Yuşa Tepesi’nin gerçek değeri yalnızca:

“Burada kim yatıyor?”

sorusunda değildir.

Bence daha büyük soru şudur:

Bu tepe yüzyıllardır insanlığa ne anlatıyor?

HZ. YUŞA KİMDİR?

İslâmî gelenekte Yûşâ bin Nûn, Hz. Musa’nın yakınındaki önemli şahsiyetlerden biridir.

Kehf Suresi’nde Hz. Musa’nın yanında bulunan genç yardımcının adı açıkça verilmez; ancak tefsir geleneğinde bunun Yûşâ bin Nûn olduğu yaygın biçimde kabul edilir.

Yuşa; Hz. Musa’nın yardımcısı, yol arkadaşı, askerî görevler üstlenen bir lider ve daha sonra İsrailoğulları’nın başına geçen kişi olarak tanımlanır.

Ancak Hz. Musa’nın Mısır’da bir Kıptî’nin ölümüne sebep olmasından sonra Yuşa’yı ordunun başına bırakıp kaçtığını gösteren güvenilir bir tarihî kaynak bulunmamaktadır. Yuşa’nın askerî liderliği daha sonraki dönem anlatılarında belirginleşir.

GERÇEKTEN BEYKOZ’DA MI YATIYOR?

Hz. Yuşa’nın hayatına ilişkin temel anlatıların coğrafyası Mısır, Sina ve Filistin-Şeria çevresidir.

Beykoz’daki mezarın gerçekten Hz. Yuşa’ya ait olduğunu kanıtlayan kesin tarihî veya arkeolojik bir delil yoktur.

Osmanlı müellifi Ayvansarâyî dahi Hz. Musa’nın yardımcısı Yuşa’nın Beykoz’a gelmediğini ve mezarının başka coğrafyalarda aranması gerektiğini belirtmiştir.

Bu nedenle en doğru ifade şudur:

Yuşa Tepesi, Hz. Yuşa’ya nispet edilen tarihî bir makam ve yüzyıllardır yaşayan güçlü bir ziyaretgâhtır.


MEZARININ NE KADAR BÜYÜK OLACAĞINI DÜŞÜNME
HAYATININ NE KADAR ANLAMLI OLACAĞINI DÜŞÜN.

17 METRELİK MEZARIN SIRRI

Yuşa Tepesi’nde dikkat çeken yaklaşık 17 metre uzunluğundaki makamdır.

Halk arasında Hz. Yuşa’nın çok uzun boylu olduğu, gerçek mezar noktasının bilinmemesi nedeniyle geniş bir alanın çevrildiği veya peygambere duyulan hürmet sebebiyle makamın uzun tutulduğu şeklinde rivayetler vardır.

Ancak Hz. Yuşa’nın 17 metre boyunda olduğunu gösteren güvenilir bir belge yoktur.

Eski kaynaklarda mezarın ölçüsü bugünkü düzenlemeyle aynı değildir.

17 metreyi Hz. Yuşa’nın fiziksel boyu olarak değil, yüzyıllar boyunca oluşan kutsal mekân geleneğinin bir sonucu olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

BU TEPE YUŞA GELENEĞİNDEN DE ESKİ

Yuşa Tepesi’nin kutsal mekân geçmişi İslâm döneminden çok daha eskilere uzanır.

İlkçağ’da burada Zeus’a ait bir mâbed bulunduğu belirtilmektedir. Bizans döneminde VI. yüzyılda burası Hagios Michael adına bir dinî yapıyla ilişkilendirilmiştir.

Eski kaynaklarda bugünkü büyük mezar alanının Herakles’in mezarı veya yatağı olarak anıldığı da belirtilir.

Yani bu tepe üzerinde farklı çağlarda farklı kutsal mekân anlatıları oluşmuştur.

Antik dönem, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet…

İnsanlar değişmiş, devletler değişmiş, isimler değişmiş; fakat insanın kutsalı ve sonsuzluğu arama ihtiyacı değişmemiştir.

OSMANLI BU TEPEYE NASIL BAKTI?

Evliya Çelebi XVII. yüzyılda burada Yuşa Nebi’ye nispet edilen mezar ve tekkeden söz eder.

1673’te İstanbul’a gelen Antoine Galland da ziyaretle ilgili gözlemler aktarmıştır.

XVIII. yüzyılda Sadrazam Yirmisekizçelebizâde Mehmed Said Paşa, 1755-1756 yıllarında burada bir mescid ve tekke yaptırmış, mezarın çevresini duvarla çevirmiş ve hizmetliler görevlendirmiştir.

Yapılar daha sonra Sultan Abdülaziz döneminde yeniden ihya edilmiştir.

BOĞAZ’IN MANEVÎ MUHAFIZI NE DEMEKTİR?

Yuşa Tepesi’ni “Boğaz’ın manevî muhafızı” olarak nitelendirmek, tarihî bir askerî görev değildir.

Bu ifade İstanbul’un manevî coğrafyasını anlatan sembolik bir ifadedir.

Yüzyıllardır bu tepe, denize hâkim konumuyla insanların dua ettiği, ölümü düşündüğü ve kendisiyle baş başa kaldığı bir ziyaretgâh olmuştur.

Gemiler geçiyor…

İnsanlar geçiyor…

Nesiller geçiyor…

Devletler ve iktidarlar değişiyor…

Fakat tepe insanlığa aynı hakikati hatırlatmaya devam ediyor:

Sen de geçicisin.

YÜKSEKLİĞİN BİR AHLAKI VARDIR

Buradan aşağıya baktığınızda evler küçülür, gemiler görünmez hâle gelir, ufuk büyür.

Bu manzara yöneticilere, zenginlere ve güç sahiplerine önemli bir ders verir:

Yükselmenin amacı aşağıdakileri küçük görmek değil, daha uzağı görebilmektir.

Makamınız yükseldikçe kibriniz değil, sorumluluğunuz artmalıdır.

Servetiniz arttıkça gösterişiniz değil, paylaşmanız artmalıdır.

Bilginiz arttıkça üstünlük duygunuz değil, tevazuunuz artmalıdır.

Devletiniz güçlendikçe zulmünüz değil, adaletiniz büyümelidir.

DEVLETLERİ UZUN ÖMÜRLÜ YAPAN NEDİR?

Bu tepeden Boğaz’a baktığınızda nice devletin gelip geçtiğini görürsünüz.

Devletleri uzun ömürlü yapan sadece ordu, para veya toprak değildir.

Asıl unsurlardan biri adaleti uygulayabilme kabiliyetidir.

Adalet, kanunu güçlüye de zayıfa da uygulayabilmektir.

Kendi adamına başka, rakibine başka hukuk kullanmamaktır.

Fakirin hakkını zengine karşı koruyabilmektir.

Bu nedenle adalet, devletin vicdanıdır.

Devletleri uzun ömürlü yapan, adaleti yalnız söylemeleri değil, uygulayabilmeleridir.

BİLGİMİZ ARTTI, PEKİ HİKMETİMİZ?

Bugün teknoloji ve bilgi birikimi hiç olmadığı kadar büyük.

Fakat savaşlar bitmiyor, yoksulluk azalmakla birlikte dünyanın birçok yerinde varlığını sürdürüyor ve insanlar birbirini dinlemekte zorlanıyor.

Demek ki insanlığın yalnız bilgiye değil; ahlaka, vicdana, adalete ve hikmete de ihtiyacı var.

Bilgi güç verir.

Hikmet ise o gücün nasıl kullanılacağını öğretir.

GENÇLERE BİR ÇAĞRI

Çocuklarımızı ve gençlerimizi Yuşa Tepesi’ne götürmeliyiz.

Sadece fotoğraf çekmek için değil, sorular sormak için…

Bu tepe neden kutsal kabul edilmiş?

Yuşa kimdir?

Tarih ile menkıbe arasındaki fark nedir?

İstanbul Boğazı neden stratejiktir?

Bu coğrafyadan hangi medeniyetler geçmiştir?

Ve en önemlisi:

Biz bu medeniyete ne bırakacağız?

İşte o zaman gezi, turizm olmaktan çıkar ve medeniyet eğitimine dönüşür.

SON SÖZ: DUR. DÜŞÜN. İNSAN KAL.

Burasının gerçekten Hz. Yuşa’nın mezarı olup olmadığı tarihçilerin araştıracağı bir meseledir.

Fakat insanların yüzyıllardır burada dua ettiği, ölümü düşündüğü ve Yuşa adını İstanbul’un manevî hafızasının bir parçası hâline getirdiği de tarihî bir gerçektir.

Yuşa Tepesi’nden aşağı inerken şu cümleyi yanımızda götürelim:

Mezarının ne kadar büyük olacağını düşünme; hayatının ne kadar anlamlı olacağını düşün.

Çünkü insanı da devleti de tarihte büyüten şey yalnız güç değildir.

Gücün adaletle terbiye edilmesidir.

Yuşa Tepesi’nin Boğaz’a bakan sessizliği, sanki bütün insanlığa üç kelimeyle sesleniyor:

DUR. DÜŞÜN. İNSAN KAL.

Ve devletlere bir kelime daha ekliyor:

ADALETLİ OL.

Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Derneği
Genel Başkanı