İnsan Neden Çare Aramaktan Çok Hata Aramaya Meyilli?

İbrahim SOYTÜRK

İnsan, çoğu zaman çözümden önce kusuru görür. Bir olay yaşandığında, bir ilişki sarsıldığında, bir kurum aksadığında ya da bir toplum sorunla karşılaştığında ilk refleksimiz genellikle şu soruyu sormak olur: “Kim hata yaptı?” Oysa belki de asıl sormamız gereken soru şudur: “Bu sorunu nasıl aşabiliriz?”

Hata arama eğilimi, insan doğasının derinlerinde yer alan eski bir alışkanlıktır. Atalarımız için tehlikeyi fark etmek, hayatta kalmanın temel şartıydı. Ormandaki bir hışırtı, gökyüzündeki bir değişim, çevredeki en küçük bir tehdit işareti bile dikkatle izlenirdi. Çünkü hata payı çoğu zaman hayatla ölüm arasındaki çizgiyi belirlerdi. Bugün ise aynı dikkat mekanizması, çoğu zaman tehlikeyi değil; insanın eksiğini, kusurunu ve yanlışını aramaya yönelmiş durumda.

Modern hayatın içinde bu durum kendini sıkça gösteriyor. İş yerinde bir kişinin aylarca verdiği emek, tek bir hatasıyla gölgelenebiliyor. Aile içinde bir insanın iyi niyeti değil, eksik bıraktığı davranış hatırlanıyor. Toplumsal meselelerde ise çözüm üretmek yerine suçlu aramak daha kolay geliyor. Böylece eleştiri, düşünmenin; yargılamak ise sorumluluk almanın yerine geçiyor.

Oysa sürekli hata arayan bir bakış, zamanla hem bireyi hem toplumu yorar. Çünkü hata aramak çoğu zaman kişiye geçici bir üstünlük hissi verir. “Ben görüyorsam, ben daha doğru yerdeyim” duygusu insanı yanıltır. Fakat bu duygu, ne problemi çözer ne de insan ilişkilerini iyileştirir. Aksine güveni zedeler, cesareti kırar ve insanların gelişme isteğini azaltır.

Çare aramak ise daha zor ama daha değerlidir. Çünkü çare arayan insan yalnızca eleştirmez; anlamaya çalışır. Yalnızca yanlışı göstermez; doğrunun nasıl mümkün olabileceğini düşünür. Yalnızca “Bu olmadı” demez; “Bundan sonra ne yapılabilir?” diye sorar. İşte gerçek olgunluk da burada başlar.

Elbette hataları görmezden gelmek doğru değildir. Hata, insan hayatının kaçınılmaz bir parçasıdır. Ancak hatayı sadece suçlamak için kullanmakla, ondan ders çıkarıp yeni bir yol açmak arasında büyük fark vardır. Birincisi insanı geriye çeker; ikincisi ise büyütür.

Toplumların ilerlemesi de bu bakış açısına bağlıdır. Eğer bir araya geldiğimizde birbirimizin açığını aramak yerine birbirimizin eksiklerini tamamlamayı öğrenebilirsek, bireysel çabalar ortak bir umuda dönüşür. Sevgi, empati ve sorumluluk duygusu; en karmaşık sorunların bile çözüm kapısını aralayabilir.

Bugün ihtiyacımız olan şey, daha çok suçlayan değil; daha çok anlayan insanlardır. Daha çok eleştiren değil; katkı sunan zihinlerdir. Daha çok karamsarlık değil; umutla çalışan ellerdir.

Çünkü aydınlık yarınlar, yalnızca hataları işaret edenlerin değil; o hatalardan sonra yeniden yol kurabilenlerin eseridir. Gerçek başarı ve mutluluk da eleştirmekte değil; anlamakta, desteklemekte ve birlikte büyümektedir.