Demokrasinin Sınır Ötesi Sınavı: Sandık Kısıtlamaları ve Eşit Vatandaşlık İlkesi

Dr. Nedim BİRİNCİ
​Demokrasi, sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda devlet ile vatandaşı arasındaki güven sözleşmesidir. Ancak Bulgaristan Seçim Kanunu’nda yapılması planlanan ve Avrupa Birliği (AB) dışındaki ülkelerde sandık sayısını 20 ile sınırlandırmayı öngören değişiklik teklifi, bu sözleşmeyi ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Rafet Ulutürk’ün “Diğer Bulgaristan” olarak nitelediği, sınırların ötesinde yaşayan milyonlarca vatandaşın seçme hakkı; bürokratik engeller ve siyasi hesaplar arasında adeta bir “cezalandırma” aracına dönüştürülmek isteniyor.
1. “İkinci Sınıf Vatandaş” Algısı ve Toplumsal Yarılma
​Ulutürk’ün de belirttiği gibi, bir vatandaşın anayasal hakkını kullanmak için 4 saat boyunca güneş veya yağmur altında beklemesi, demokrasiye olan sarsılmaz bağlılığının kanıtıdır. Devletin bu bağlılığa cevabı sandık sayısını artırarak kolaylık sağlamak olması gerekirken, aksine merkezleri kapatmak veya sınırlamak, vatandaşlar arasında hiyerarşik bir ayrım yaratır.
​Bulgarları “ülke içindekiler” ve “dışarıdakiler” (Türkiye, ABD, İngiltere vb.) olarak ayırmak, ulusal birliği zedeler. Seçme hakkının kullanımını fiziksel olarak imkansız hale getirmek, hukuken bir yasak olmasa da fiilen bir “hak gaspıdır.”
​2. Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Standartları Açısından Analiz
​Vatandaşların oy kullanma hakkının fiziksel imkansızlıklar yaratılarak engellenmesi, modern hukuk normları çerçevesinde birkaç temel başlıkta incelenebilir:
​Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Madde 21): Beyanname, herkesin doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığıyla ülkesinin yönetimine katılma hakkı olduğunu vurgular. Seçme hakkının “genel ve eşit oy” ilkesiyle güvence altına alınması gerektiğini belirtir. Sandık sayısını kısıtlamak, “erişilebilirlik” ilkesini ihlal ederek bu hakkın özünü sakatlar.
​Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Ek Protokol 1, Madde 3): Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin seçim düzenleme konusunda “takdir yetkisi” olduğunu kabul etse de, bu yetkinin hakkın özünü zedeleyecek ve etkisini ortadan kaldıracak düzeye ulaşmaması gerektiğini savunur. Belirli bir bölgedeki (örneğin AB dışı) vatandaşa yönelik ayrımcı kısıtlamalar, sözleşmenin 14. maddesinde yer alan “ayrımcılık yasağı” ile çelişebilir.
​Venedik Komisyonu Kriterleri: Avrupa Konseyi’nin hukuk danışma organı olan Venedik Komisyonu, seçim kanunlarında yapılan değişikliklerin seçmenin iradesini engellememesi ve “evrensel oy hakkı” ilkesine sadık kalması gerektiğini defaatle vurgular.
3. AB Üyelik Süreci ve Kopenhag Kriterleri
​Bulgaristan’ın AB’ye katılım sürecinde “Kopenhag Kriterleri” uyarınca demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını güvence altına alması gerekmiştir. AB Müktesebatı, doğrudan ulusal genel seçimlerin teknik detaylarını (sandık sayısı vb.) düzenlemese de, AB Temel Haklar Şartı ve AB Antlaşması’nın 2. Maddesi (insan onuru, demokrasi, eşitlik); üye devletlerin kendi vatandaşlarına karşı ayrımcı uygulamalarda bulunmasını yasaklar.
​Üyelik müzakereleri sırasında bu tür kısıtlamaların bir engel olarak görülmemesinin sebebi, o dönemde Bulgaristan’ın daha demokratik ve kapsayıcı bir seçim vizyonu çizmiş olmasıdır. Ancak bugünkü “geriye gidiş”, AB kurumları nezdinde bir “hukuk devleti gerilemesi” (rule of law backsliding) olarak raporlanabilir.
4. Pragmatizm mi, Korku mu?
​Siyasi aktörlerin “güvenlik ve kontrol” bahanesiyle sandık sayılarını kısıtlaması, aslında demokratik olgunluk eksikliğinin bir itirafıdır. Gerçek bir demokrasi, sandıktan çıkan sonuçtan korkmak yerine, o sonucun en geniş katılımla ve en adil şekilde alınmasını sağlar. ABD, İngiltere veya Türkiye’deki Bulgar vatandaşlarını sandıktan uzaklaştırmak, onları sadece siyasetten değil, anavatanlarından da koparmaktır.
​Sonuç
​Vatandaşlık, sadece pasaporta sahip olmak değil, devletin sunduğu haklardan eşit şekilde yararlanabilmektir. Seçim kanunları üzerinden yapılan bu mühendislik çalışmaları, halkın birliğini geçici siyasi hesaplara kurban etmektedir. Demokrasiyi korumanın yolu sandıkları kapatmak değil, aksine vatandaşın sesinin en gür çıktığı yere, dünyanın neresinde olursa olsun o sandığı götürmektir. Unutulmamalıdır ki; bir devlet, vatandaşının önüne engel koyduğu sürece değil, o engelleri kaldırdığı sürece güçlüdür.