Bulgaristan Türk Basını: Mürekkebin Susturulamadığı Direniş

İbrahim SOYTÜRK

“Bir milletin sesi susturulursa, önce gazeteleri susar. Gazeteleri susturulan bir millet ise hafızasını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.”

Elimde bulunan kaynakta, 1879’dan başlayarak Bulgaristan’da yayımlanan Türkçe gazetelerin uzun bir listesi yer alıyor. İlk bakışta bu liste yalnızca gazete isimlerinden oluşan tarihî bir kayıt gibi görünebilir. Oysa dikkatle bakıldığında, her gazete adının arkasında bir mücadele, bir ideal, bir fedakârlık ve bir milletin var olma çabası bulunmaktadır.

Bugün bu gazetelerin büyük bölümü unutulmuş olabilir. Ancak onların bıraktığı iz, Bulgaristan Türklerinin kültürel hafızasının en önemli parçalarından biridir.

Gazete Çıkarmak, O Günlerde Bir Cesaret İşiydi

1879 yılında Varna’da yayımlanan Bulgaristan Resmî Gazetesi Tercümesi, Bulgaristan Türk basınının ilk adımlarından biri oldu.

Ardından;

  • Tarla
  • Dikkat
  • İttifak
  • Sebat
  • Gayret
  • Emniyet
  • Muvazene
  • Rumeli
  • Balkan
  • Tuna
  • Tunca
  • Çiftçi Bilgisi
  • Ahali
  • Şark
  • Feryad

ve daha onlarca gazete…

İsimlerin kendisi bile aslında bir fikir manifestosudur.

Sebat diyerek yılmamayı,
Gayret diyerek çalışmayı,
İttifak diyerek birlik olmayı,
Dikkat diyerek uyanık kalmayı,
Feryad diyerek milletin acısını duyurmayı hedeflemişlerdir.

Gazete isimleri bile dönemin ruhunu anlatmaktadır.


Basın, Bulgaristan Türklerinin Okulu Oldu

O yıllarda Türk okullarının sayısı azalıyordu.

Devlet baskıları artıyordu.

Siyasi temsil zayıflıyordu.

İşte tam bu dönemde gazeteler sadece haber veren yayınlar değildi.

Onlar;

  • okul oldular,
  • öğretmen oldular,
  • tarih kitabı oldular,
  • fikir meclisi oldular.

Gazeteler sayesinde insanlar;

Türkçeyi öğrendi,

haklarını öğrendi,

dünyada neler olduğunu öğrendi.

Bugün “basın” dediğimiz kavram, o günlerde adeta milletin üniversitesiydi.


Gazeteler Kimliği Koruyan Kalelerdi

Bir milletin dili yaşarsa kültürü yaşar.

Dili yaşatan en büyük güç ise yazıdır.

Gazeteler;

Türkçenin yaşamasını sağladı.

Bulgaristan Türkleri evlerinde Türkçe konuşurken;

gazeteler sayesinde Türkçe okumaya da devam ettiler.

Çünkü konuşulan dil zamanla değişebilir.

Ama yazılan dil nesiller arasında köprü kurar.

Gazeteler işte bu köprüyü kurdu.


Gazeteciler Aynı Zamanda Birer Dava Adamıydı

Listede yer alan isimlere baktığımızda;

Yusuf Ali (Türabi),

Ali Fehmi,

Ethem Ruhi,

Ahmed Zeki,

Mustafa Ragıp,

Hafız Ahmet,

Mehmed Tevfik,

Ali Rıza,

Şerif Alyanak,

ve daha nice isim…

Onlar yalnızca gazeteci değildi.

Öğretmendi.

Yazardı.

Milletvekiliydi.

Din adamıydı.

Eğitimciydi.

Fikir adamıydılar.

Gazeteyi bir kazanç kapısı olarak değil, millet hizmeti olarak görüyorlardı.


Her Gazetenin Arkasında Bir Bedel Vardı

Bu liste incelendiğinde dikkat çeken ortak noktalardan biri de şudur:

Bazı gazeteler birkaç sayı çıkabiliyor.

Bazıları altı ay yaşayabiliyor.

Bazıları kapatılıyor.

Bazılarının sahipleri sürgün ediliyor.

Bazıları görevlerinden alınıyor.

Bazıları İstanbul’a çağrılıyor.

Bazıları siyasetin hedefi oluyor.

Demek ki gazete çıkarmak sadece yazı yazmak değildi.

Bedel ödemekti.


Bulgaristan Türk Aydınlanmasının Merkezi Basındı

Avrupa’daki birçok toplumda olduğu gibi Bulgaristan Türklerinde de modern fikir hareketlerinin merkezi gazeteler oldu.

Milliyetçilik,

eğitim,

kadınların eğitimi,

çiftçilik,

ekonomi,

ticaret,

hukuk,

vakıflar,

din,

gençlik…

Her konu gazetelerde tartışıldı.

Bugün akademisyenlerin incelediği pek çok fikir ilk kez bu gazetelerde yazıldı.


Gazeteler Diasporayı Birbirine Bağladı

Filibe’de çıkan gazete;

Varna’da okunuyordu.

Sofya’daki yazı;

Rusçuk’ta tartışılıyordu.

Kırcaali’deki insanlar;

Filibe’deki gelişmeleri öğreniyordu.

Basın sayesinde Bulgaristan Türkleri ilk defa ortak bir kamuoyu oluşturmaya başladı.

Bu, millet olmanın en önemli şartlarından biridir.


Gazeteler Geçmişin Sosyal Medyasıydı

Bugün birkaç saniyede haber alıyoruz.

Fakat o yıllarda bir gazetenin ulaşması günler sürüyordu.

Buna rağmen insanlar gazeteyi elden ele dolaştırıyor,

kahvehanelerde birlikte okuyor,

köy odalarında yüksek sesle okutuyordu.

Bir gazete bazen yüzlerce kişiye ulaşıyordu.

Dolayısıyla etkisi bugünün sosyal medyasından çok daha güçlü olabiliyordu.


Bugün Biz Ne Yapıyoruz?

Ne yazık ki bugün yüzlerce televizyonumuz,

binlerce internet sitemiz,

milyonlarca sosyal medya hesabımız olmasına rağmen ortak hafızamız giderek zayıflıyor.

Çünkü bilgi çoğaldı;

ama fikir azaldı.

Paylaşım arttı;

ama araştırma azaldı.

Hız arttı;

ama derinlik kayboldu.

Oysa yüz yıl önce çıkan küçük bir gazete, bazen bir milletin kaderini değiştirecek kadar etkili olabiliyordu.


BULTÜRK ve “Bulgaristan Türklerinin Sesi”nin Tarihî Sorumluluğu

Bugün Bulgaristan Türklerinin sesi olma iddiasındaki her yayın organı, yalnızca günlük haber üretmekle yetinemez.

Geçmişte Tarla, İttifak, Sebat, Gayret, Rumeli, Tuna, Tunca ve diğer gazetelerin üstlendiği tarihî misyonu anlamalıdır.

BULTÜRK bünyesinde yayımlanan Bulgaristan Türklerinin Sesi gazetesi de bu büyük mirasın günümüzdeki temsilcilerinden biri olmalıdır. Gazete; yalnızca haber veren değil, tarih araştıran, kültürü yaşatan, genç kuşaklara kimlik bilinci kazandıran ve Bulgaristan Türklerinin ortak hafızasını geleceğe taşıyan bir okul niteliğinde olmalıdır.


Mürekkep Kurur, Fikir Yaşar

Bir milleti ayakta tutan sadece ordular değildir.

Sadece siyaset değildir.

Sadece ekonomi de değildir.

Milleti yaşatan; dili, kalemi, kitabı ve gazetesidir.

1879’dan itibaren Bulgaristan’da yayımlanan onlarca Türkçe gazete, bugün bize çok önemli bir ders vermektedir: Bir milletin gerçek gücü, düşüncesini yazıya dökebilme ve gelecek nesillere aktarabilme iradesidir.

Bugün o gazetelerin çoğu artık basılmıyor. Sayfaları sararmış, mürekkepleri solmuş olabilir. Ancak onların bıraktığı fikir mirası hâlâ yaşamaktadır. Bu mirası korumak ve geliştirmek, yalnızca tarihçilere değil; gazetecilere, akademisyenlere, sivil toplum kuruluşlarına ve bütün Bulgaristan Türklerine düşen ortak bir görevdir.

Çünkü kalem sustuğunda hafıza susar; hafıza sustuğunda ise milletin geleceği karanlıklaşır. Mürekkebin bıraktığı iz, toprağa dikilen bir fidan gibidir; onu yaşatmak, geçmişe vefa ve geleceğe karşı sorumluluğumuzdur.