BULGARİSTAN SİYASETİNİN 36 YILLIK JOKERİ: HÖH–DPS!
Türklerin adı kullanıldı, oyları pazarlık konusu oldu; peki Türk toplumunun sorunları neden hâlâ çözülmedi?
Bulgaristan’da cumhurbaşkanlığı seçimleri, yalnızca iki adayın yarışını değil, 1990’dan bu yana devam eden siyasi temsil düzenini de yeniden tartışmaya açıyor. HÖH–DPS’nin kilit rolü, Bulgar partilerinin sorumluluğu ve Türk toplumunun karşılanmayan talepleri artık birlikte ele alınmalıdır.
Rafet ULUTÜRK | Araştırmacı Yazar – 26 Ekim 2026
Bir ülkenin 36 yıllık siyasi hesabı
Bulgaristan’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ikinci tur tartışmaları başladı.
Vızrajdane Partisi lideri Kostadin Kostadinov, ikinci turun sonucunda kendi partisinin seçmenlerinin önemli rol oynayacağını söylüyor.
Ancak bu tartışma, Bulgaristan siyasetinin çok daha eski ve derin bir meselesini yeniden gündeme getiriyor:
HÖH–DPS, 36 yıldır Bulgaristan siyasetinde neden sürekli kilit parti konumunda yer aldı?
Neden farklı ideolojilere sahip Bulgar siyasi partileri, hükümet kurma ve parlamentoda çoğunluk sağlama süreçlerinde defalarca HÖH–DPS ile iş birliği yaptı? Neden Türk toplumunun eğitim, kültür, ekonomik kalkınma ve eşit temsil talepleri, bu siyasi iş birlikleri kadar güçlü biçimde gündeme taşınmadı?
Ve belki de en önemli soru:
Bulgaristan Türkleri siyasi sistemde gerçekten temsil mi edildi, yoksa onların oyları üzerinden kurulan bir temsil mekanizması mı güçlendi? Bu soruların cevabı yalnızca HÖH–DPS’nin tarihinde değil, Bulgaristan’ın bütün siyasi partilerinin 1990 sonrasındaki tercihlerinde aranmalıdır.
HÖH–DPS: Siyasi sistemin joker kartı
İskambil oyununda joker, gerektiğinde farklı kartların yerine kullanılabilen özel bir karttır.
Bulgaristan siyasetinde HÖH–DPS’nin üstlendiği rolü anlatmak için bu benzetme dikkat çekicidir.
Bir dönem hükümet ortağı, başka bir dönem parlamentoda dışarıdan destek sağlayan aktör, başka zamanlarda ise koalisyon görüşmelerinin merkezindeki parti… Siyasi şartlar değişti, hükümetler değişti, liderler değişti. Ancak HÖH–DPS’nin siyasi pazarlıklardaki rolü uzun yıllar devam etti.
Bu durumun bir açıklaması, Bulgaristan’ın parçalı parlamento yapısıdır. Çoğunluk oluşturmakta zorlanan partiler için HÖH–DPS’nin milletvekilleri önemli hâle gelmiştir. Fakat mesele yalnızca parlamenter aritmetik değildir.
Asıl tartışma, bu siyasi gücün temsil ettiği vatandaşlara ne ölçüde somut kazanım sağladığıdır. Bir parti hükümetlerin kaderinde etkili olurken, kendisine destek veren toplumun temel sorunları neden nesiller boyunca devam eder? İşte 36 yıllık siyasi bilançonun merkezinde bu soru bulunmalıdır.
Türk partisi algısı ile gerçek temsil arasındaki uçurum
HÖH–DPS, 1990 yılında komünist dönemdeki baskıların ardından ortaya çıkan siyasi ortamda kuruldu.
1984–1989 yılları arasındaki zorla isim değiştirme uygulamaları, Türkçe üzerindeki baskılar ve 1989 göçü, Bulgaristan Türklerinin hafızasında derin izler bıraktı.
Bu nedenle HÖH–DPS, birçok Türk seçmen açısından başlangıçta yalnızca bir siyasi parti değildi.
Kimliğin korunması, hakların savunulması ve yeniden baskıya uğramama arzusunun siyasi ifadesiydi.
Ancak zamanla önemli bir ayrım ortaya çıktı:
Türk toplumunun tarihî acılarından doğan bir siyasi hareketin, o toplumun bütün taleplerini karşılamış olduğu kendiliğinden kabul edilemez. HÖH–DPS’nin resmî siyasi kimliği etnik temelli bir Türk partisi değil, hak ve özgürlükleri savunduğunu belirten bir parti olmuştur. Buna rağmen Türk ve Müslüman seçmenlerle kurduğu tarihî bağ, siyasi gücünün önemli kaynaklarından biridir. Burada eleştirilmesi gereken, herhangi bir vatandaşın parti tercihi değil, temsil ile hesap verebilirlik arasındaki ilişkidir. Bir siyasi hareketin isminde hak ve özgürlük bulunması, o hak ve özgürlüklerin eksiksiz gerçekleştiği anlamına gelmez. Bir partinin Türk seçmenlerden destek alması da onun bütün Türk toplumunun tek temsilcisi olduğu anlamına gelmez.
Türklük bir parti markası değildir. Bir toplumun dili, kültürü, tarihi, hafızası ve insan onurudur.
Bulgar siyasi partilerinin tarihî sorumluluğu: Türk toplumuyla neden doğrudan ilişki kurulmadı?
Bulgaristan’daki siyasi temsil meselesinin yalnızca HÖH–DPS üzerinden tartışılması eksik bir değerlendirme olacaktır. Çünkü bu siyasi yapının uzun yıllar güçlü kalmasında, diğer partilerin tercihleri de önemli rol oynadı.
Türk toplumunun oylarını kazanmak isteyen partiler, bu toplumun eğitim, kültür ve kalkınma sorunlarına ne ölçüde doğrudan çözüm geliştirdi? Türk vatandaşların kendi partilerinde yükselmesini, karar alma mekanizmalarında yer almasını ve eşit siyasi fırsatlardan yararlanmasını ne ölçüde sağladı?
Bu soruların cevapları, Bulgaristan’da demokrasinin niteliğini anlamak açısından önemlidir.
1990 sonrasında HÖH–DPS’nin Türk seçmenler arasındaki güçlü konumunu koruduğu ve çeşitli hükümet koalisyonlarında yer aldığı akademik çalışmalarda da belgelenmiştir. Ancak aynı çalışmalar, partinin azınlıkların siyasi katılımına katkısını da vurgular. Bu nedenle 36 yıllık geçmişi yalnızca siyasi pazarlıklarla açıklamak yeterli değildir. Esas mesele, siyasi katılımın gerçek toplumsal kazanımlara ne ölçüde dönüştüğüdür.
Bir tarafta güçlü siyasetçiler, diğer tarafta çözüm bekleyen sorunlar
Bulgaristan Türklerinin eğitimde ve ekonomik hayatta karşılaştığı eşitsizlikler, yalnızca siyasi söylemlere dayanan iddialar değildir. OECD’nin 2025 tarihli Bulgaristan eğitim raporunda, 2022 yılında Türk nüfusun yüzde 37’sinin yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olduğu belirtilmektedir. Etnik Bulgar nüfusta bu oran yüzde 25’tir. Aynı raporda, eğitim düzeyleri arasındaki farklılıklara da dikkat çekilmektedir.
Avrupa Konseyi’nin 2024 değerlendirmesinde ise azınlık dillerinin öğretimi, kültürel haklar ve karar alma süreçlerine katılım konusunda daha fazla çalışma yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
Bu bulgular önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bir siyasi parti yıllarca hükümetlerin kurulmasında rol oynarken, temsil ettiğini söylediği toplumun sorunlarının çözümünde hangi ölçülebilir sonuçları elde etmiştir?
Aynı soru hükümet ortaklarına, muhalefet partilerine ve devlet kurumlarına da yöneltilmelidir.
Çünkü eğitim, sağlık, ekonomik kalkınma ve vatandaşlık hakları yalnızca bir partinin değil, devletin bütün kurumlarının sorumluluğundadır.
Ahmed Doğan’dan Delyan Peevski’ye: Kişiler değişirken siyasi düzen değişti mi?
Bulgaristan siyasetinde Ahmed Doğan ve Delyan Peevski isimleri farklı dönemlerin güç mücadeleleriyle anılıyor.
Ancak siyasi tartışmayı yalnızca bu iki isme indirgemek, daha derindeki kurumsal meselelerin gözden kaçmasına yol açabilir. Bir partinin yönetim kadrosunun değişmesi, parti içi demokrasinin güçlendiğini tek başına göstermez.
Bir liderin yerine başka bir liderin gelmesi, seçmenin daha iyi temsil edildiği anlamına da gelmez.
Bu nedenle kişilerin ötesinde şu ölçütlere bakılmalıdır:
- Parti yönetiminde hesap verebilirlik ve şeffaflık.
- Adayların belirlenmesinde üyelerin ve seçmenlerin etkisi.
- Türkçe eğitim ve kültürel haklar konusunda somut çalışmalar.
- Türklerin yaşadığı bölgelerde yatırım ve istihdam sonuçları.
- Kamu kurumlarında liyakat ve eşit fırsatlar.
- Seçim vaatlerinin ne kadarının yerine getirildiği.
Siyasi temsilin gerçek ölçüsü, bir liderin ne kadar güçlü olduğu değil, vatandaşın hayatında neyin değiştiğidir.
Bulgaristan Türkleri tek bir partiden ibaret değildir
36 yıllık siyasi deneyimin ortaya çıkardığı en önemli tartışmalardan biri, bir topluluğun siyasi çeşitliliğinin yeterince tanınıp tanınmadığıdır. Bulgaristan Türkleri arasında farklı dünya görüşlerine, ekonomik beklentilere, kuşak deneyimlerine ve siyasi tercihlere sahip insanlar bulunmaktadır. Bir toplumun ortak tarihi ve kültürel kimliği olabilir. Ancak bu durum, bütün üyelerinin aynı partiye oy vermesi gerektiği anlamına gelmez.
Demokratik temsil, vatandaşların özgürce tercih yapabilmesini ve farklı partilerde eşit biçimde yer alabilmesini gerektirir. Bu nedenle Türk toplumuyla siyasi ilişki kurmanın yolu, yalnızca HÖH–DPS yöneticileriyle görüşmekten ibaret olmamalıdır. Sivil toplum kuruluşları, öğretmenler, gençler, kadınlar, iş insanları, akademisyenler ve yerel topluluklar da karar alma süreçlerinde doğrudan muhatap alınmalıdır.
Hiçbir siyasi parti, Bulgaristan Türklerinin tamamı adına konuşma hakkını kendiliğinden elde etmiş sayılamaz.
İkinci tur tartışması ve seçmen iradesi
Kostadin Kostadinov’un 25 Ekim akşamı yaptığı açıklamada iki nokta öne çıkıyor: Vızrajdane seçmenlerinin ikinci turdaki rolü ve düşük seçim katılımı.
Kostadinov, düşük katılımı siyasi sisteme ve devlet kurumlarına yönelik güvensizlikle ilişkilendirmiştir.
Bu değerlendirme, Bulgaristan’ın bütün seçmenleri açısından önemlidir.
Türk seçmenler de dâhil olmak üzere her vatandaşın seçimlere katılma veya katılmama gerekçesi farklı olabilir.
Bir seçmenin sandığa gitmemesi ilgisizlikten, güvensizlikten, örgütlenme eksikliğinden ya da pratik engellerden kaynaklanabilir. Bu nedenle düşük katılımın nedenleri, bölgelere ve seçmen gruplarına ilişkin güvenilir verilerle araştırılmalıdır. İkinci turun sonucunu önceden tek bir topluluğa bağlamak yerine, bütün vatandaşların siyasi tercihlerini özgürce yapabileceği bir ortamın sağlanması üzerinde durulmalıdır.
Artık seçim vaatlerinden çok yazılı taahhütler konuşulmalı
Bulgaristan’daki siyasi temsil sorununun çözümü, yalnızca yeni liderler veya yeni koalisyonlar oluşturmakla sınırlı değildir. Daha kalıcı bir yaklaşım için partilerin somut, denetlenebilir ve zaman sınırı bulunan programlar açıklaması gerekir. Türkçe eğitimin niteliğinin geliştirilmesi, öğretmen yetiştirilmesi, kültürel mirasın korunması, ekonomik yatırımların artırılması ve kamu yönetiminde eşit fırsatların sağlanması gibi konular seçimden seçime ertelenmemelidir. Bu taleplerin değerlendirilmesinde üç temel ilke önemlidir:
Birincisi, haklar pazarlık konusu değildir. Anayasal ve uluslararası güvenceler kapsamındaki hakların kullanımı herhangi bir partiye verilen desteğe bağlanamaz.
İkincisi, temsil hesap verebilir olmalıdır. Siyasi partiler vaatlerini, yaptıkları çalışmaları ve elde edilen sonuçları kamuoyuna açık biçimde bildirmelidir.
Üçüncüsü, kazanımlar bütün vatandaşlara hizmet etmelidir. Bir bölgede okulun, hastanenin veya yolun iyileştirilmesi yalnızca bir etnik topluluğun değil, orada yaşayan herkesin yararınadır.
Joker siyaseti mi, eşit vatandaşlık mı?
Bulgaristan’ın 36 yıllık siyasi geçmişine bakıldığında HÖH–DPS’nin koalisyonlarda ve parlamento dengelerinde önemli roller üstlendiği görülmektedir. Bu durum bir yönüyle azınlıkların demokratik siyasete katılımının göstergesi olarak değerlendirilirken, diğer yönüyle temsilin belirli siyasi kadrolarda yoğunlaşması bakımından eleştirilmektedir.
Her iki boyutun da incelenmesi gerekir.
Çünkü asıl soru HÖH–DPS’nin kaç hükümette etkili olduğu değildir.
Asıl soru, bu siyasi etkinin vatandaşların haklarına, eğitimine, refahına ve demokratik katılımına ne kadar yansıdığıdır. Aynı şekilde Bulgar siyasi partilerinin de kendilerine şu soruyu sormaları gerekir:
Türk toplumunu yalnızca başka bir partinin seçmen kitlesi olarak mı gördük, yoksa ülkenin geleceğinde eşit söz sahibi vatandaşlar olarak mı değerlendirdik? Bulgaristan Türklerinin tarihî hafızası, hiçbir siyasi liderin veya partinin mülkü değildir. Bu toplumun geçmişinde acı vardır, göç vardır, mücadele vardır. Aynı zamanda Bulgaristan’ın geleceğine katkıda bulunma iradesi de vardır. Bu nedenle 36 yıllık dönemin muhasebesi, insanları birbirine karşı konumlandırmak için değil, daha güçlü bir demokrasi kurmak için yapılmalıdır.
Bir ülkenin gerçek gücü, seçim gecesi hangi partinin joker olduğunda değil, seçimden sonraki gün bütün vatandaşlarının eşit haklarla yaşayabilmesinde ortaya çıkar.
Ve Bulgaristan’ın önündeki tarihî soru hâlâ cevap bekliyor: 36 yıl boyunca hükümetleri kurmak için gösterilen siyasi beceri, neden bütün vatandaşların sorunlarını çözmek için aynı kararlılıkla kullanılamadı?
İkinci turun sonucunu hangi seçmen grubunun belirleyeceğini sandık gösterecek.
Ama Bulgaristan’ın geleceğini yalnızca seçim kazananlar değil, ülkenin bütün vatandaşları birlikte şekillendirecek.
Unutmayın!
Doğanları ve Peevskileri eleştirmek kolaydır.
Asıl cesaret, onları güçlendiren siyasi düzeni değiştirmektir.
Ve son bir soru:
36 yıldır Bulgaristan Türklerinin oylarına ihtiyaç duyduğunuzu biliyorsunuz.
Peki, bu insanların sorunlarını çözmek için daha kaç seçim geçmesi gerekiyor?

