Sembollerle Değil, Ortak Değerlerle Yaşamak
Bugün Türkiye’de düşünmenin yerini refleksler, konuşmanın yerini etiketler aldı. Bir cümle kuruyorsun, hemen bir parti rozeti yapıştırılıyor. Osmanlı’yı sevdiğini söylüyorsun, “AK Partili” ilan ediliyorsun. Bozkurt işareti yapıyorsun, “MHP’li” oluyorsun. Atatürk’ten bahsediyorsun, “CHP’li” damgası vuruluyor. Sanki bu toprakların tarihi, değerleri ve sembolleri belli partilerin tapulu malıymış gibi…
Oysa gerçek çok daha basit ve çok daha derin: Bu ülkenin tarihi de, sembolleri de, kurucu değerleri de hepimizin ortak mirasıdır.
Mete Han’dan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlı’ya…
Fatih Sultan Mehmet’ten Mustafa Kemal Atatürk’e kadar uzanan bu büyük yürüyüş; bir partinin, bir ideolojinin ya da bir zümrenin değil, topyekûn bu milletin hikâyesidir. İyisiyle kötüsüyle, doğrularıyla hatalarıyla bu tarih hepimizindir. Bir kısmını sahiplenip diğerini yok saymak, geçmişi anlamak değil; onu parçalamaktır.
Osmanlı bu milletin geçmişidir. Sevmek bir siyasi tercih değil, tarihsel bir bağdır. Atatürk bu ülkenin kurucusudur; ona saygı duymak bir ideoloji değil, ortak bir sorumluluktur. Türk kimliğini ve millî sembolleri sahiplenmek ise herhangi bir partinin değil, bu vatanın evladı olmanın doğal sonucudur.
Asıl kırılma noktası ise gençlerdir.
Gençler, daha kimliklerini yeni yeni inşa ederken, onlara hazır kalıplar sunuyoruz. “Bunu seviyorsan şundansın”, “şunu söylüyorsan bundansın” diyerek düşünmeyi değil, saf tutmayı öğretiyoruz. Sorgulayan değil, slogan atan; üreten değil, kavga eden bir nesil ortaya çıkıyor. Ve sonra dönüp “neden ayrışıyoruz?” diye soruyoruz.
Gençler, ayağa kalkın.
Yeter. Bu topraklarda neredeyse bir yüzyıldır süren bu kavga artık bitsin. Size miras bırakılan öfke değil; umut olmalı. Ayrışma değil; adalet, vicdan ve ortak akıl olmalı.
Artık gerçekleri ortaya koyma zamanı geldi.
Bu anlayış sürdürülemez. Her değeri bir partiye hapseden, her fikri düşmanlaştıran bu dil terk edilmelidir. Çünkü bu dil kazandırmıyor; kaybettiriyor. Sadece gençleri değil, ortak hafızamızı da yaralıyor.
Bugün dünya yeni bir eşikten geçiyor.
Yeni dünya; Türk’ün adaletini, merhametini ve vicdanını bekliyor. Gücünü kavgadan değil, hakkaniyetten alan bir duruşu bekliyor. Tarihiyle barışık, geleceğine güvenen bir milleti bekliyor.
Bir millet ancak ortak paydalarını büyüterek ayakta kalır.
Mete Han’ı da Atatürk’ü de aynı bilinçle sahiplenebilen bir nesil mümkündür. Ve bu mümkün olduğu gün, bu ülke gerçek anlamda büyümeye başlayacaktır.
Artık bölünme değil, birleşme zamanıdır.

