NAMIK KEMAL’DEN BULTÜRK’E UZANAN HAFIZA HATTI
Kültürü Korumak, Gençliği Yetiştirmek, Geleceği Kurmak
Bazı ziyaretler vardır, takvimde bir gün olarak kalır. Fotoğraflar çekilir, iyi dilekler söylenir ve gündelik hayatın akışı içinde zamanla unutulur. Bazı ziyaretler ise yalnızca bir nezaket buluşması değildir; bir düşüncenin, bir kültür anlayışının ve ortak bir gelecek tasavvurunun başlangıcı olur.
Tekirdağ Namık Kemal Derneği Başkanı ve beraberindeki heyetin BULTÜRK Derneği’ne gerçekleştirdiği ziyaret, bizler için tam da böyle bir anlam taşıdı.
Görüşmede Tekirdağ’daki Namık Kemal Müzesi, dernek kütüphanesi, öğrencilerle yapılan konferanslar, kültürel faaliyetler ve Tekirdağ Valiliği’nin bu çalışmalara verdiği destek üzerine konuşuldu.
BULTÜRK Derneği olarak biz de bugüne kadar yayımladığımız eserlerden oluşan kitap seçkisini misafirlerimize takdim ettik. Fakat bütün bunların arkasında çok daha büyük bir soru vardı:
Bir millet kendi hafızasını nasıl korur ve gelecek nesillere nasıl aktarır?
İşte asıl mesele budur.
NAMIK KEMAL: VATANI BİR COĞRAFYADAN BİR ŞUURA DÖNÜŞTÜREN KALEM
Namık Kemal’i yalnızca edebiyat tarihindeki büyük bir isim olarak görmek eksik olur.
O, vatan, millet, hürriyet, sorumluluk ve fikir mücadelesi kavramlarını toplumun gündemine taşıyan güçlü bir düşünce insanıdır. Kalemi yalnızca edebiyat üretmedi; bir bilinç üretti.
Bir nesle düşünmeyi, sorgulamayı ve vatanı yalnızca üzerinde yaşanılan toprak değil, gelecek kuşaklara bırakılan bir emanet olarak görmeyi öğretti.
Onun “Vatan Yahut Silistre” eseri de bunun en güçlü sembollerinden biridir.
Silistre, Namık Kemal’in kaleminde yalnızca savunulan bir kale değildir.
Silistre; gerektiğinde insanın kendi rahatından, menfaatinden, hatta canından daha üstün tuttuğu vatan fikrinin sembolüdür.
İşte Namık Kemal’in asıl büyüklüğü buradadır:
Vatanı haritada gösterilen bir yer olmaktan çıkarıp insanın yüreğinde taşınan bir emanete dönüştürmüştür.
“VATANIN BAĞRINA DÜŞMAN DAYAMIŞ HANÇERİNİ…”
Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesindeki şu mısraları onun vatan anlayışını bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır:
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini;
Yok imiş kurtaracak bahtı kara mâderini.”
Bu iki mısrada vatan artık toprak değildir.
Vatandır ama aynı zamanda annedir.
Yaralanır.
Acı çeker.
Evlatlarını çağırır.
İşte Vatan Yahut Silistre de aynı ruhun tiyatro sahnesindeki büyük haykırışıdır.
Bu yüzden Namık Kemal’i gençlere anlatırken yalnızca hangi yılda doğduğunu, hangi eserleri yazdığını öğretmek yeterli değildir.
Gençlere şu soruyu sordurabilmeliyiz:
“Ben vatanım için ne yapıyorum?”
Çünkü Namık Kemal’in mirası ezberlenecek bilgilerden önce bir sorumluluk ahlakıdır.
BUGÜNÜN SİLİSTRE’Sİ NERESİDİR?
Bugün önümüzde Silistre Kalesi olmayabilir.
Ama her çağın kendi Silistre’si vardır.
Bugünün Silistre’si bazen bir okul sırasıdır.
Bazen bir kütüphanedir.
Bazen unutulmaya yüz tutmuş tarihî bir eserdir.
Bazen Balkanlarda kimliğini ve kültürünü yaşatmaya çalışan bir Türk çocuğudur.
Bazen Türkçeyi gelecek kuşağa öğretmeye çalışan bir öğretmendir.
Bazen yıllarca araştırılarak hazırlanmış bir kitaptır.
Bazen de milletinin unutulan tarihini yeniden ortaya çıkarmaya çalışan bir sivil toplum kuruluşudur.
Çünkü vatan yalnızca savaş zamanında savunulmaz.
Vatan barış zamanında da eğitimle, kültürle, bilimle, sanatla, kitapla ve hafızayla savunulur.
Bugün kalemini doğru kullanan bir yazarın, çocuk yetiştiren bir öğretmenin, tarihî mirası koruyan bir derneğin yaptığı iş de uzun vadeli bir vatan hizmetidir.
MÜZE SADECE GEÇMİŞİ GÖSTERMEZ, GELECEĞİ KURAR
Tekirdağ’daki Namık Kemal Müzesi bu açıdan son derece önemlidir.
Müzeler geçmişten kalan eşyaların saklandığı sessiz mekânlar olmamalıdır.
Bir çocuk Namık Kemal’in hayatına, eserlerine ve mücadelesine dokunduğunda tarih artık soyut bilgi olmaktan çıkar.
Tarih insanlaşır.
Hafıza canlanır.
Duygu oluşur.
Aidiyet güçlenir.
Bu nedenle müzeler ile okullar arasında çok daha güçlü bağlar kurulmalıdır.
Çünkü çocuklarımızın tarihlerini yalnızca bilmeleri değil, hissetmeleri de gerekir.
KÜTÜPHANE BİR DERNEĞİN SESSİZ GÜCÜDÜR
Görüşmede Namık Kemal Derneği’nin kütüphane çalışmalarından söz edilmesi ayrıca önem taşıyordu.
Bir sivil toplum kuruluşunun kütüphaneye sahip olması küçük bir ayrıntı değildir.
Çünkü toplantılar geçicidir.
Konuşmalar unutulabilir.
Görevler değişebilir.
Ama kitap ve arşiv kalır.
Bugün bir rafa koyduğunuz kitap, yarın bir öğrencinin araştırmasına kaynak olur.
Bir başka gün akademisyenin çalışmasına girer.
Yıllar sonra yeni bir eserin ortaya çıkmasına vesile olur.
Bu nedenle:
Bir kütüphane kurmak, henüz dünyaya gelmemiş çocuklara mektup bırakmaktır.
BULTÜRK’TEN TEKİRDAĞ’A GİDENLER SADECE KİTAP DEĞİLDİ
BULTÜRK Derneği olarak bugüne kadar yayımladığımız kitaplarımızdan misafirlerimize takdim ettik.
Masada görünen kitaplardı.
Ama bizim gördüğümüz çok daha fazlasıydı.
O kitapların içerisinde Balkanlar vardı.
Kırcaali vardı.
Rodoplar vardı.
Göç yolları vardı.
Kaybedilen evler vardı.
Korunan kimlikler vardı.
Türkçe vardı.
Türk dünyası vardı.
Acılar, mücadeleler, hatıralar ve geleceğe bırakılması gereken büyük bir hafıza vardı.
Dolayısıyla o gün BULTÜRK’ten Namık Kemal Derneği’ne yalnızca kitap gitmedi.
Bir hafıza başka bir hafızayla buluştu.
Namık Kemal’in vatan fikri ile Balkan Türklerinin yaşanmış vatan tecrübesi aynı kütüphanenin raflarında yan yana gelecektir.
Bunun manevi değeri herhangi bir protokol hediyesiyle ölçülemez.
GENÇLİĞE ULAŞMAYAN KÜLTÜR ÇALIŞMASI YARIMDIR
Namık Kemal Derneği heyetinin öğrencilerle gerçekleştirdiği konferanslardan söz etmesi özellikle önemlidir.
Çünkü bütün yollar sonunda gençliğe çıkmalıdır.
Kitabı kimin için yazıyoruz?
Gençler için.
Müzeyi kimin için koruyoruz?
Gelecek nesiller için.
Tarihi neden araştırıyoruz?
Unutulmasın diye.
O halde gençler yalnızca konferanslarda dinleyici olarak kalmamalıdır.
Okuma grupları kurulmalıdır.
Tarih ve edebiyat atölyeleri düzenlenmelidir.
Müze gezileri yapılmalıdır.
Genç araştırmacılar desteklenmelidir.
Kitap tahlilleri gerçekleştirilmelidir.
Yazı ve fikir yarışmaları yapılmalıdır.
Çünkü bizim asıl meselemiz etkinlik yapmak değil, insan yetiştirmektir.
DEVLET–SİVİL TOPLUM–EĞİTİM: ÜÇLÜ STRATEJİK MODEL
Tekirdağ Valiliği’nin Namık Kemal Derneği’nin çalışmalarına verdiği destek de önemli bir örnektir.
Kültür politikası yalnızca devletin işi değildir.
Yalnızca derneklerin işi de değildir.
Kalıcı bir model için üç temel gücün birlikte hareket etmesi gerekir:
Devlet + Sivil Toplum + Eğitim Kurumları.
Devlet imkân sağlar.
Sivil toplum dinamizm ve gönüllülük sağlar.
Okullar ile üniversiteler gençlere ulaşır.
Bu üç yapı birleştiğinde bir konferans, şehir çapında bir eğitim hareketine dönüşebilir.
Bir müze yaşayan bir okula dönüşebilir.
Bir kütüphane araştırma merkezine dönüşebilir.
Bir dernek ise insan yetiştiren kuruma dönüşebilir.
TEKİRDAĞ–İSTANBUL–BALKANLAR KÜLTÜR HATTI KURULMALI
Bu ziyaretin bundan sonraki aşaması kurumsal iş birliği olmalıdır.
Tekirdağ, İstanbul ve Balkanlar arasında kalıcı bir kültür ve hafıza hattı oluşturulabilir.
Namık Kemal’in fikirleri Balkan gençlerine anlatılabilir.
BULTÜRK’ün Balkan tarihi ve Türk dünyası üzerine yayımladığı eserler Tekirdağ’daki gençlerle buluşturulabilir.
Ortak konferanslar yapılabilir.
Kitap günleri düzenlenebilir.
Gençlik buluşmaları gerçekleştirilebilir.
Akademisyenler, öğretmenler, yazarlar ve öğrenciler aynı platformlarda bir araya getirilebilir.
Hatta ortak bir konferans dizisi şu başlık altında başlatılabilir:
“Vatan Yahut Silistre’den Balkanlara: Vatan, Hürriyet ve Millî Hafıza”
Böylece Namık Kemal yalnızca anılmış olmaz.
Anlaşılmış ve geleceğe taşınmış olur.
YENİ DÖNEMİN SİVİL TOPLUM ANLAYIŞI
Önümüzdeki dönemde sivil toplum kuruluşları sadece toplantı yapan kurumlar olmamalıdır.
Kütüphanesi olmalıdır.
Arşivi olmalıdır.
Yayınları olmalıdır.
Araştırma merkezi olmalıdır.
Gençlik programları olmalıdır.
Dijital hafızası olmalıdır.
Ve en önemlisi, yetiştirdiği insanlar olmalıdır.
Çünkü güçlü kurum, büyük binaya sahip kurum değildir.
Kendisinden sonra görevi devralabilecek insanlar yetiştiren kurumdur.
BİR KİTAP BİR İNSANIN HAYATINI DEĞİŞTİREBİLİR
Bugün BULTÜRK’ten Tekirdağ’a giden kitaplardan biri yarın bir öğrencinin eline geçebilir.
O öğrenci Kırcaali’yi ilk defa okuyabilir.
Balkan Türklerinin yaşadıklarını ilk defa öğrenebilir.
Türk dünyasının büyüklüğünü fark edebilir.
Sonra merak eder.
Araştırır.
Okur.
Yazar.
Belki tarihçi olur.
Belki öğretmen.
Belki akademisyen.
Belki diplomat.
Belki de ülkesine büyük hizmetlerde bulunacak bir devlet insanı olur.
İşte kültür yatırımı böyledir.
Sonucunu ertesi sabah göremezsiniz.
Tohumu bugün ekersiniz, ağacın gölgesinde gelecek nesiller oturur.
HER NESLİN BİR SİLİSTRE’Sİ VARDIR
Namık Kemal’in yaşadığı çağda Silistre savunuluyordu.
Bugün bizim savunmamız gereken başka kalelerimiz vardır.
Dilimiz bir kaledir.
Tarihimiz bir kaledir.
Kültürümüz bir kaledir.
Ailemiz bir kaledir.
Kütüphanelerimiz birer kaledir.
Gençlerimizin zihni ve vicdanı ise belki de en önemli kalemizdir.
Bu nedenle Namık Kemal Derneği Başkanı ve beraberindeki heyetin BULTÜRK Derneği’ne yaptığı ziyareti sıradan bir kurum ziyareti olarak görmüyoruz.
Bir tarafta Namık Kemal’in vatan ve hürriyet mirası…
Diğer tarafta Balkan Türklerinin tarihini, kültürünü ve hafızasını geleceğe taşımaya çalışan BULTÜRK…
İki yol aynı yerde birleşmektedir:
Millete hizmette.
Belki bugün elimizde Silistre’yi savunanların tüfekleri yok.
Ama elimizde kalemimiz var.
Kitabımız var.
Müzemiz var.
Kütüphanemiz var.
Öğretmenimiz var.
Gençlerimiz var.
Ve hafızamız var.
O halde bize düşen görev açıktır:
Geçmişimizi koruyacağız.
Bugünümüzü anlayacağız.
Gençlerimizi yetiştireceğiz.
Ve geleceğimizi başkalarının yazmasına izin vermeyeceğiz.
Çünkü Vatan Yahut Silistre bize yalnızca geçmişte nasıl vatan savunulduğunu anlatmaz.
Bize çok daha büyük bir soru bırakır: “Sen kendi çağında vatanın için ne yapıyorsun?”
İşte Namık Kemal’den bugüne kalan gerçek emanet budur.
Arzu ÜNAL
BGSAM
Basın Yayın Kurulu


