İYİ İNSANLARIN KIYMETİ
Arzu ÜNAL
İyilik Neden Geç Fark Edilir?
İyilik çoğu zaman sessizdir.
Kendini anlatmaz. Yaptığını başa kakmaz. Her iyiliğini bir alacak meselesine dönüştürmez.
İyi insan çoğu zaman görevini yapar, yükünü taşır, fedakârlık eder ve kenara çekilir.
İşte tam da bu nedenle iyilik zamanla görünmez hâle gelir.
Her gün arayan bir dostun ilgisi sıradanlaşır. Zor zamanda yetişen bir kardeşin fedakârlığı alışkanlık sayılır. Ailesi için gece gündüz çalışan bir babanın emeği, evladını duasıyla kuşatan bir annenin sevgisi, görevini dürüstçe yapan bir çalışanın gayreti çoğu zaman ancak yokluklarında anlaşılır.
İnsan, sürekli sahip olduğu güzelliklerin sonsuza kadar devam edeceğini zanneder.
Sabırlı insanın hep sabredeceğini, iyi insanın hep affedeceğini, vefalı insanın asla gitmeyeceğini düşünür. Oysa her kalbin bir kırılma noktası vardır.
İyi insan ilk kırgınlığında gitmez. Bekler, anlamaya çalışır, yeniden güvenmek ister.
Bir gün susar.
Bir gün geri çekilir.
Bir gün gider.
Ve çoğu insan, onun kıymetini tam da o zaman anlamaya başlar.
Kötüler, İyilerin Değerini Acıyla Öğretir
Hayatımıza giren herkes huzur getirmez. Bazıları yara açar, bazıları güvenimizi sarsar, bazıları da bize insan seçmeyi öğretir.
Vefasız biri, vefanın ne büyük bir nimet olduğunu gösterir.
Yalan söyleyen biri, doğru sözlü insanın kıymetini öğretir.
Çıkarı bitince uzaklaşan biri, karşılıksız dostluğun değerini hatırlatır.
Zor günümüzde yanımızdan ayrılan biri, gerçek yol arkadaşının kim olduğunu ortaya çıkarır.
Bu bakımdan kötü insanlar hayatın acı öğretmenleridir.
Fakat bu dersin bedeli ağırdır.
İnsan bazen bir iyiyi kaybetmeden iyiliğin kıymetini anlamaz. Bazen merhametsizliğe uğramadan şefkatin değerini kavrayamaz. Bazen adaletsizlik yaşamadan adil bir insanın ne kadar önemli olduğunu fark edemez.
Asıl olgunluk ise iyiliğin değerini, kötülükle sınanmadan anlayabilmektir.
İyi Olmak Zayıf Olmak Değildir
Bugün en büyük yanlışlardan biri, iyiliği zayıflıkla karıştırmaktır.
Sessiz kalan korkak, affeden çaresiz, anlayış gösteren saf, merhamet eden güçsüz zannediliyor.
Oysa gerçek iyilik, çoğu zaman büyük bir iradenin sonucudur.
Gücü olduğu hâlde ezmemek, öfkeliyken hakaret etmemek, fırsatı varken haksız kazanca yönelmemek, kendisine kötülük yapana bile adaletten ayrılmamak kolay değildir.
İyi insan kötülük yapamadığı için değil, yapmamayı seçtiği için iyidir.
Ancak burada önemli bir sınır vardır:
İyi olmak, her haksızlığa katlanmak değildir.
Merhamet, istismara açık olmak değildir.
Affetmek, aynı yanlışa sonsuz defa izin vermek değildir.
İyi insan gerektiğinde “hayır” diyebilmelidir. Kendi onurunu korumalı, sınırlarını belirlemeli ve kötülüğün karşısında susmamalıdır.
Çünkü sessiz kalmak bazen huzur değil, zalime cesaret verir.
İyilik adaletle birleştiğinde gerçek anlamını kazanır.
Vefa, İnsanların Kıymetini Zamanında Bilmektir
Vefa, yalnızca geçmişi hatırlamak değildir.
Vefa, insan yanımızdayken onun değerini bilmektir.
Gittikten sonra güzel sözler söylemek kolaydır.
Kaybettikten sonra özlemek de kolaydır.
Asıl mesele, o insan hayattayken gönlünü hoş tutabilmek,
emeğini görmek, sevgisine karşılık vermek ve onu yalnız bırakmamaktır.
Nice insanlar yaşarken görmezden gelinir, öldükten sonra hakkında methiyeler yazılır.
Nice dostluklar devam ederken ihmal edilir, bittikten sonra hasretle anlatılır.
Bu nedenle kıymet bilmek ertelenmemelidir.
Bir teşekkür, bir telefon, bir gönül alma, bir “iyi ki varsın” cümlesi bazen büyük hediyelerden daha değerlidir. Çünkü iyi insan çoğu zaman çok şey istemez. Yalnızca değerinin fark edildiğini, sevgisinin sömürülmediğini ve fedakârlığının unutulmadığını bilmek ister.
Bir Toplumun Asıl Gücü İyi İnsanlarıdır
İyilik yalnızca bireysel ilişkilerin konusu değildir.
Bir ülkenin gerçek gücü, sadece ordusunda, ekonomisinde, teknolojisinde veya doğal kaynaklarında değildir. Asıl güç, bütün bu imkânları vicdanla kullanacak insan kaynağındadır.
Rüşvet almayan memur…
Öğrencisini kendi evladı gibi gören öğretmen…
Hastasına yalnızca mesleğiyle değil, merhametiyle yaklaşan doktor…
İşçisinin hakkını zamanında veren işveren…
Kamu görevini menfaat kapısı değil emanet gören yönetici…
İhtiyaç sahibinin kapısını sessizce çalan hayırsever…
Bunların her biri bir toplumun görünmeyen direkleridir.
Bu insanlar manşetlere çıkmayabilir. Gürültü yapmayabilir.
Kendilerini öne sürmeyebilir.
Fakat hayatın düzen içinde devam etmesini onlar sağlar.
Bir ülkede iyi insanlar çoğalırsa kurumlar güçlenir.
İyi insanlar yalnız bırakılırsa kanunlar artsa bile adalet zayıflar.
Kötülük Sadece İnsanı Değil, Sistemi de Çürütür
Bir kötü davranışın etkisi yalnızca mağdur olan kişide kalmaz.
Dalga dalga bütün topluma yayılır.
Bir kurumda liyakatsiz biri yükseltilirse, yalnızca hak eden kişi mağdur olmaz;
herkesin adalet duygusu zedelenir. Yalan söyleyen ödüllendirilirse dürüstlük değersizleşir.
Çalışmadan kazanan öne çıkarılırsa emek anlamsızlaşır.
Güçlü olanın haksızlığı görmezden gelinirse zayıfın devlete olan güveni sarsılır.
İşte bu nedenle kötülük, yalnızca ahlaki değil,
aynı zamanda kurumsal ve stratejik bir sorundur.
Toplumların çöküşü çoğu zaman iyi insanların bir gecede yok olmasıyla başlamaz.
Onların yorulmasıyla başlar.
Önce sesleri duyulmaz.
Sonra emekleri görünmez.
Ardından haksızlığa uğrarlar.
En sonunda ya susarlar ya da kenara çekilirler.
İşte o zaman meydan fırsatçılara kalır.
İyiler Dağınık, Kötüler Örgütlü Olmamalıdır
Toplumlarda kötülük çoğu zaman kötülerin çokluğundan değil, iyilerin sessizliğinden güç kazanır.
Çıkar sahipleri birbirlerini kolayca bulur. Menfaat etrafında hızla birleşirler. Fakat iyi insanlar çoğu zaman tevazu, çekingenlik veya “bana dokunmayan yılan” anlayışı nedeniyle geri planda kalırlar.
Bu büyük bir tehlikedir.
İyi insanlar birbirlerine sahip çıkmadığında, dürüst insanlar yalnız kalır.
Bir doğru insan haksızlığa uğradığında diğer doğrular susarsa, sistem onu kolayca dışarı iter.
Bu yüzden iyilik sadece bireysel bir erdem olarak kalmamalıdır. İyiler arasında dayanışmaya dönüşmelidir.
Tevazu kıymetlidir. Fakat hak edenin geri çekilmesi, meydanı hak etmeyenlere bırakabilir.
İyi insan yalnızca kötü olmamakla yetinmemeli; doğru olanın yanında cesaretle durmalıdır.
Devletin Görevi İyi İnsanı Korumaktır
Devlet, sadece suçluyu cezalandıran bir mekanizma değildir.
Aynı zamanda dürüstü, çalışkanı, liyakatliyi ve kamu yararını koruyan bir düzen olmalıdır.
Eğer bir ülkede dürüstlük zarar, hile kazanç getiriyorsa; orada yalnızca bireysel ahlak sorunu değil, sistem sorunu vardır.
İyi insanın korunmadığı düzende kötüler zamanla kurumları ele geçirir.
Bu nedenle adalet, liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik yalnızca idari kavramlar değildir.
Bunlar, iyiliğin toplumsal güvence altına alınmasıdır.
Adalet, iyi insanın yalnız kalmamasıdır.
Liyakat, hak edenin önünün açılmasıdır.
Devlet aklı, kötü niyetlilerin cesaretini kırarken iyi insanların hizmet iradesini güçlendirmektir.
İyi Nesiller Tesadüfen Yetişmez
Bir milletin geleceği yalnızca zeki çocuklarla kurulmaz.
O çocukların ahlaklı, vicdanlı, sorumluluk sahibi ve adalet duygusu güçlü bireyler olarak yetişmesi gerekir.
Çünkü zekâ, ahlakla birleşmezse tehlikeli olabilir.
Bilgi, vicdanla buluşmazsa zulmün aracına dönüşebilir.
Güç, adaletle sınırlandırılmazsa baskı üretir.
Bu nedenle eğitim yalnızca meslek kazandırmamalı, karakter de inşa etmelidir.
Çocuklara sadece başarılı olmayı değil; doğru olmayı, emaneti korumayı, güçsüze merhamet etmeyi, çalışanın hakkını vermeyi ve kötülük karşısında susmamayı öğretmeliyiz.
Bir ülkenin geleceğini diploma sayısı değil, karakterli insan sayısı belirler.
Herkes İyi İnsan Arıyor, Peki Kim İyi İnsan Oluyor?
Hepimiz güvenilir dost, vefalı eş, dürüst çalışan, adaletli yönetici ve merhametli komşu arıyoruz.
Fakat kendimize şu soruyu yeterince sormuyoruz:
Biz, başkalarının aradığı iyi insan olabiliyor muyuz?
Bize yapılan vefasızlıktan şikâyet ederken kime vefasızlık yaptık?
Anlaşılmadığımızı söylerken kimi anlamaya çalışmadık?
Değer görmediğimizi anlatırken kimin emeğini görmezden geldik?
İyilik, yalnızca iyi insanlara rastlamayı beklemek değildir.
İyilik, önce kendi davranışlarımızı düzeltmektir.
Daha iyi bir toplum talep etmek kolaydır.
Asıl mesele, o toplumun ihtiyaç duyduğu insan olmaya çalışmaktır.
İyiliği Kaybetmeden Kıymetini Bilmek
İyi insanların kıymetini kötülerin öğretmesini beklememeliyiz.
Akıllı insan nimeti kaybetmeden tanır.
Vefalı insan iyiliği unutmaz.
Vicdanlı insan kendisine yapılan iyiliği yalnızca sözle değil, davranışıyla karşılar.
Bizi karşılıksız sevenleri yormamalı, zor zamanımızda yanımızda duranları unutmamalı, sessizce iyilik yapanları görünmez hâle getirmemeliyiz.
Çünkü iyi insanları kaybetmek sadece bir dostu, bir çalışanı ya da bir yakını kaybetmek değildir.
Bazen bir ailenin huzurunu, bir kurumun güvenini, bir toplumun vicdanını ve bir devletin geleceğini kaybetmektir.
İyi insanlar bir toplumun süsü değil, temelidir.
Onlar zayıf değil, düzenin gerçek taşıyıcılarıdır.
Ve unutmayalım:
Kötülüğün en büyük başarısı, iyileri kötüleştirmek değil; onları yormak, susturmak ve meydandan çekilmeye mecbur bırakmaktır.
Bu yüzden iyi insanları yalnız bırakmamalı, iyiliği zamanında görmeli ve vefayı hayatımızın temel ölçüsü hâline getirmeliyiz.
Çünkü iyi insanlara sahip olmak bir nimettir.
Onların kıymetini bilmek ise insanlığın, vicdanın ve medeniyetin gerçek ölçüsüdür.

