İSTANBUL’UN FETHİ
Aysu AKBAŞ
İstanbul… Kelimelere sığmayan, yüreklerden dolup taşan uğruna can feda edilecek güzel, anlamlı şehir, İstanbul…
Tarih 1453, Osmanlı Devleti’nin İkinci Mehmet yönetiminde hükümdarlığını birçok yerde sürdürdüğü bir dönemdi. O zamanlar Osmanlı, fethettiği yerlerle birlikte gücüne güç katıyor ve bunu sürdürmek istiyordu. Bunun için de batıda tehdit unsuru olan Bizans’ın ortadan kaldırılması gerekiyordu. En önemlisi Osmanlı Devleti’nin Anadolu’da Türk Siyasi Birliği’ni sağlaması ve Balkanlarda güvenli bir şekilde ilerlemeyi başarabilmesi ancak İstanbul’un fethi ile gerçekleşecekti.
Bugüne kadar İstanbul defalarca başka padişahlar tarafından kuşatılmış fakat alınamamıştı. Hem bulunduğu konum, hem de farklı kültürleri barındırması sebebiyle de İstanbul; Osmanlı için paha biçilemez bir şehirdi. Zamanında Hz. Muhammed’in söylediği “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onun askerleri ne güzel askerlerdir.” hadisiyle birlikte İstanbul’un dini açıdan da taşıdığı önemin artmasına sebep olmuştur.
Bu nedenlerden dolayı ikinci Mehmet tahta geçer geçmez İstanbul’u fethetmek için hazırlıklara başladı. O önceki padişahlara benzemiyordu. Çok yönlü bir şahsiyet olan ikinci Mehmet attığı her adımda hem kendi devletini düşünüyor hem de din,dil,ırk ayrımı yapmadan diğer insanlara da hoşgörüyle yaklaşıyordu. Onun amacı Osmanlı topraklarındaki tüm insanların serbest ve korkmadan yaşayabilmesini sağlamaktı.
6 Nisan 1453’te İkinci Mehmet tarafından kuşatma başlatıldı. Çeşitli zorluklara rağmen İkinci Mehmet’in sabrı, cesareti ve bilgeliğiyle 29 Mayıs 1453 günü son bir hücumla İstanbul fethedildi. Tüm tarihçiler tarafından Yeni Çağ’ın başlangıcı olarak kabul edilen İstanbul’un Fethi Rönesans’ın başlamasında da oldukça etkili olmuştur.
Ayrıca İstanbul’un Fethi ile böyle güzel bir duyguya mazhar olan İkinci Mehmet “fetheden” anlamına gelen fatih unvanını alarak Türk ve İslam dünyasındaki saygınlığını artırdı.
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden sonra huzuru ve düzeni daha iyi sağlayabilmek için Konya, Karaman ve Aksaray’dan Türkmen Boyları’nı İstanbul’a yerleştirdi. Hristiyanlara da kendi halkına verdiği imkânlardan tanıyarak huzur ve barışı sağladı. Yine aynı şekilde din, dil ve ırk ayrımı yapmadan Ermeni vatandaşları da o dönem iskân politikasıyla birlikte İstanbul’a yerleştirdi.
Fatih Sultan Mehmet sadece siyasi anlamda değil, aynı zamanda diğer birçok alanda da faaliyet göstererek Osmanlı Devleti’nin en verimli zamanlara ulaşmasını sağladı. Ayrıca fetihten sonra Avni mahlasıyla yazdığı başarılı şiirleri ince estetik bir duygu ve ruhi derinlik ile dolu olup herkes tarafından oldukça beğenildi.
O dönemde resim yapılmasının yasak olmasına rağmen Fatih Sultan Mehmet bu önyargıyı kırmak adına ünlü ressam Bellini’yi saraya davet ederek kendi portresini yaptırdı. Fatih Sultan Mehmet’in yaptığı tüm bunlar döneminin medeniyet, insanlık, hukuk ve idare anlayışının çok ilerisinde ufuk açan adımlardı. İstanbul’un günümüzdeki haline gelebilmesine, farklı kültürleri barındırabilmesine ve birçok medeniyete ev sahipliği yapabilmesine o dönemde yapılan yenilikler zemin hazırlamıştır.
Uzun lafın kısası İstanbul tarihimizde bugüne kadar tüm dünya için önemli bir şehir haline gelmiştir. Topkapı Sarayı’ndan tutun Kız Kulesi’ne kadar tüm mimarisi ve doğal güzellikleriyle herkesi kendine hayran bırakmayı başarmıştır. En başında da söylediğimiz gibi; İstanbul kelimelere sığmayan, yüreklerden dolup taşan anlatılmaz yaşanacak bir şehirdir. Eğer anlatmaya kalkacak olursak da bir insan ömrü buna yetmeyecektir çünkü tarihimiz ve yeni öğrenip keşfettiğimiz şeyler sayesinde İstanbul her seferinde bu muazzam güzelliğine yenilikler eklemeye devam edecektir.
Tarihimiz… Onu öğrenmediğimiz ve ders çıkarmadığımız sürece; kısacası geçmişimizi bilmediğimiz sürece geleceğimize yön veremeyiz. Unutmayalım ki tüm milletler tarihini bildiği sürece var olacaktır.
İstanbul gibi güzel ve esen kalın…

