Devletin Harcı: İnsanı Yaşatmak
Rafet ULUTÜRK
Bir Sözden Daha Fazlası
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın…”
Bu söz, yalnızca geçmişten bugüne ulaşmış bir nasihat değildir. Bu söz; bir devlet felsefesi, bir medeniyet stratejisi ve bir milletin ayakta kalma formülüdür. Şeyh Edebali’nin asırlar önce söylediği bu cümle, aslında Osmanlı’nın kuruluş harcını atan büyük aklın özetidir.
Çünkü devletler yalnızca kılıçla kurulmaz.
Devletler önce vicdanla kurulur.
Adaletle büyür.
İnsanla yaşar.
Bugün dünyanın en büyük krizlerine baktığımızda aslında temel problemin ekonomi değil, insan meselesi olduğunu görüyoruz. Güvenini kaybetmiş toplumlar, umudunu kaybetmiş gençler, adalete olan inancı zedelenmiş milletler… İşte devletleri yıpratan asıl kırılma noktası burasıdır.
Şeyh Edebali’nin sözü tam da burada yeniden anlam kazanıyor:
Devleti yaşatmanın yolu, insanı korumaktan geçer.
Osmanlı’yı Büyüten Sadece Güç Değildi
Osmanlı’yı cihan devleti yapan yalnızca ordusu değildi. Onu büyüten asıl unsur; insan merkezli devlet anlayışıydı. Bir fetih gerçekleştiğinde önce adalet götürülüyordu. İnsanların inancına, malına, canına dokunulmuyordu. Çünkü devletin gücü korkudan değil, güvenden besleniyordu.
İşte bu yüzden Balkanlar’da, Anadolu’da, Orta Doğu’da yüzyıllarca farklı milletler aynı çatı altında yaşayabildi.
Bugün hâlâ Osmanlı’dan söz ediliyorsa bunun nedeni sadece kazandığı savaşlar değildir. Arkasında bıraktığı adalet hafızasıdır.
Çünkü devletin gerçek kalıcılığı taş binalarda değil, insanların gönlünde bıraktığı izdedir.
İnsan Kaybedilirse Devlet Yorulur
Modern çağ, teknolojiyi büyüttü ama insanı yalnızlaştırdı. Şehirler büyüdü fakat merhamet küçüldü. Bilgi arttı ama hikmet azaldı.
Bugün birçok toplumun yaşadığı kriz aslında bir insan krizidir.
Aile çözülüyorsa, gençler umutsuzlaşıyorsa, insanlar birbirine güvenmiyorsa devletin görünmeyen temelleri çatlıyor demektir.
Çünkü devletin harcı yalnız beton değildir.
Devletin harcı; ahlaktır, vicdandır, aidiyettir.
Bir milletin gençleri kendi tarihine yabancılaşırsa…
Kültürünü unutursa…
Adalet duygusunu kaybederse…
En güçlü ekonomi bile o toplumu uzun süre ayakta tutamaz.
Bu nedenle “insanı yaşatmak”, sadece sosyal yardım yapmak değildir.
İnsanı yaşatmak;
eğitim vermektir,
kimlik kazandırmaktır,
ahlak inşa etmektir,
kültürünü korumaktır,
insana değer vermektir.
Güçlü Devletin Gerçek Sırrı
Bugün dünyada büyük güçler teknoloji yarışına girmiş durumda.
Ancak geleceğin asıl savaşını insan kalitesi belirleyecek.
Kendi insanını yetiştiremeyen devletler dışa bağımlı hale gelir.
Kendi kültürünü koruyamayan toplumlar zamanla kimlik krizine sürüklenir.
Adalet duygusunu kaybeden milletler ise içten çözülmeye başlar.
Bu yüzden Şeyh Edebali’nin sözü bugün stratejik bir devlet doktrini olarak yeniden okunmalıdır.
Çünkü:
– İnsanına yatırım yapan devlet güçlenir.
– Gençliğini koruyan millet geleceği kazanır.
– Adaleti ayakta tutan toplum dağılmaz.
– Kültürünü yaşatan millet tarih sahnesinden silinmez.
Devletin gerçek güvenliği sadece sınırda başlamaz.
Okulda başlar.
Ailede başlar.
Vicdanda başlar.
İnsanın kalbinde başlar.
Bugünün Dünyasına Verilmiş Bir Mesaj
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü, sadece Türk tarihine ait bir cümle değildir. Bugün insanlığı tüketen savaşlara, ayrışmalara ve adaletsizliklere karşı verilmiş evrensel bir cevaptır.
Çünkü insanın değersizleştiği yerde huzur olmaz.
Merhametin olmadığı yerde güç zalimleşir.
Adaletin olmadığı yerde devlet büyüse bile ayakta kalamaz.
Şeyh Edebali’nin 700 yıl önce söylediği bu söz, bugün hâlâ dünyanın en modern anayasal metinlerinden daha güçlü bir anlam taşımaktadır.
Çünkü bu sözün merkezinde insan vardır.
İnsanın olduğu yerde ise umut vardır.
Devletin Gerçek Hazinesi
Bir devletin en büyük hazinesi altınları değil, yetişmiş insanıdır.
Bir milletin en büyük ordusu tankları değil, bilinçli gençliğidir.
Bir medeniyetin gerçek gücü ise insanına verdiği değerdir.
Şeyh Edebali’nin mirası bize şunu öğretmektedir:
İnsanı koruyamayan devlet büyüyemez.
Adaleti kaybeden millet yükselemez.
Vicdanını yitiren medeniyet yaşayamaz.
Ve asırlar öncesinden gelen o büyük söz bugün hâlâ insanlığa yol göstermektedir:
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın…”

