8 Kasım Azerbaycan Zafer Günü Rafet ULUTÜRK’ün Konuşma Metni

8 Kasım Azerbaycan Zafer Günü Konuşma Metni (Geliştirilmiş Nihai Versiyon)


Saygıdeğer Protokol Üyeleri,
Kıymetli Belediye Başkanım Sayın İbrahim Akın,
Değerli Azerbaycanlı ve Bulgaristanlı Kardeşlerim,
Aziz Misafirler, Sevgili Çocuklar,

Bugün burada, Can Azerbaycan’ın zaferini kutlamak ve aynı zamanda 10 Kasım’ın yaklaşmasıyla Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, rahmet ve minnetle anmak üzere bir aradayız.

Atatürk, 1933 yılında Türk dünyasının ufkunu gören, “Bir gün gelecek, Rusya çökecek; o gün geldiğinde Türk dünyası hazır olmalıdır” diyerek bizleri geleceğe hazırlayan bir önderdir.
O, sadece bir devlet kurucusu değil;
tüm Türk coğrafyasına yön veren bir vizyonun mimarıdır.

Bu anlamlı günde, Türk dünyasının gururunu, onurunu ve yeniden dirilişini simgeleyen
8 Kasım Azerbaycan Zafer Günü’nü hep birlikte kutlamanın haklı mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz.

Burada bulunmak, yalnızca bir etkinliğe katılmak değildir;
bir milletin kalp atışını duymak,
kardeşliğin sarsılmaz bağını hissetmek,
birliğin ve dayanışmanın yüceliğini yaşamak demektir.


Karabağ Zaferi – Bir Milletin Onuru

8 Kasım, yalnızca Azerbaycan’ın değil, bütün Türk dünyasının tarihine altın harflerle kazınmış bir gündür.
O gün, Karabağ’da dalgalanan bayrak;
adaletin, vatan sevgisinin, kardeşliğin ve sarsılmaz inancın sembolü olmuştur.

Bu zafer, Türk milletinin yeniden şahlanışının,
tarih sahnesindeki onurlu varlığının gururla ilanıdır.

Karabağ Zaferi, dünyaya karşı Türk’ün dimdik ayağa kalkışıdır;
ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Azerbaycan ordusu cephede destan yazarken,
bizler ve dünya Türkleri aynı kalp atışlarıyla, aynı gururla, aynı dualarla onların yanındaydık.
Çünkü biz,
iki devlet, tek milletiz.
Çünkü biz
kardeşiz.
Çünkü biz
aynı kökten, aynı yürekten, aynı ruhtan geliyoruz.


Bulgaristan Türkleri – Kökleri Mazide, Gözü İstikbalde Bir Halk

Ben, hayatının bir bölümünü Bulgaristan’da, bir bölümünü Türkiye’de geçirmiş bir kardeşiniz olarak,
her iki milletin sevgisini, acısını ve umudunu kalbimde taşıyorum.

Bulgaristan Türkleri tarih boyunca birçok baskıya, haksızlığa ve zulme maruz kaldı;
ancak hiçbir zaman
kimliğinden, dilinden, inancından ve onurundan vazgeçmedi.
En zor dönemlerde bile,
Türk kalmanın gururunu dimdik ayakta taşıdı.

O yıllarda, kültürümüzü ve dilimizi korumak için verdiğimiz mücadelede,
her daim
Azerbaycan halkının manevi desteğini yanımızda hissettik.

Ulu Önder Haydar Aliyev, 1980’li yıllarda Bulgaristan’daki asimilasyon politikasına karşı,
Sovyetler Birliği’nin kalbinde – Moskova’da – büyük bir cesaretle sesini yükseltti.
O tarihi konuşmasında Gorbaçov’a şöyle seslenmişti:

Başka ülkelerin iç işlerine karışıyorsunuz da, neden Bulgaristan’daki zulme sessiz kalıyorsunuz?
Orada yaşayan Türk halkı, vatanını seven, namuslu ve çalışkan insanlardır.”

Bu sözler, biz Bulgaristan Türklerinin hafızasında bir siyasetçinin değil,
gerçek bir kardeşin haykırışı olarak yer etmiştir.
Bu nedenle, Haydar Aliyev’i ve Azerbaycan halkını,
Bulgaristan’daki tüm Türkler adına sevgiyle, saygıyla ve minnetle anıyorum.


Azerbaycan’ın Işığı – Balkanların Umudu

Tarihin karanlık sayfalarında bile,
bizim kültürel ışığımız hep Azerbaycan’dan doğdu.

1934 Bulgaristan darbesinden sonra Türk kimliği hedef alındı,
okullar kapatıldı, dilimiz yasaklandı, kimliğimiz unutturulmak istendi.
Ama o karanlıkta bile
Türk’ün ışığı sönmedi;
çünkü o ışık,
Bakü’den esen kardeşlik rüzgârıyla yeniden parladı.

Bakü’den gelen bilge öğretmenler, akademisyenler, sanatçılar,
Kırcaali’den Sofya’ya kadar bir
aydınlanma meşalesi yaktılar.
Bilgi taşıdılar, umut taşıdılar, direniş ruhu taşıdılar.

Bugün Bulgaristan Türkleri hâlâ kültüründen, tiyatrosundan, edebiyatından söz edebiliyorsa,
bu,
Azerbaycan’ın o dönemde yaktığı ışığın hâlâ yanıyor olmasındandır.

Bu nedenle, o büyük insanlara ve kardeş Azerbaycan halkına
bir kez daha
şükran, sevgi ve saygıyla eğiliyorum.


Gençlere Çağrı – Geleceği Birlikte Kurmak

Sevgili gençler,
Sizler artık sadece iki ülkenin değil,
tek bir yüreğin çocuklarısınız.
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey,
birbirimizi tanımak ve anlamaktır.
Çünkü birbirini tanımayan insanların birbirine faydası olmaz.

Azerbaycan’ı tanıyın, Bulgaristan’ı tanıtın, Türk dünyasını birleştirin.
Nasıl ki Zengezur koridoru doğudan Türkiye’ye bir yol açıyorsa,
sizler de
kültürün, sanatın ve bilimin Zengezur’u olun.

Avrupa’ya açılan Türk kapısı yeniden Bulgaristan’dan yükselecek;
bu, gençlerimizin bilinciyle, emeğiyle, vizyonuyla gerçekleşecektir.


Birlik Olmazsa, Gelecek Olmaz

Bugün Türk dünyası, tarihinin en stratejik dönemlerinden birindedir.
Zengezur Koridoru yalnızca bir yol değil;
kalpten kalbe, gönülden gönüle kurulan bir medeniyet hattıdır.

Ama unutmayalım; bu köprünün gerçek anlamı,
bizlerin gönüllerinde kurduğumuz bağlarla güçlenecektir.

Birbirimizi tanımaz, sesimizi duymaz, el ele tutmazsak,
hiçbir koridor, hiçbir yol bizi gerçekten birleştiremez.

O yüzden diyorum ki;
Fuzûlî’yi, Nizâmî’yi, Dede Korkut’u, Yusuf Akçura’yı okuyun.
Kültürünüzü yaşatın, köklerinizi bilin, birbirinize sahip çıkın.
Çünkü
bir milletin geleceği, geçmişini unutmamayı bilmesinde gizlidir.
Ve unutmayın:
Birlik olmazsa, gelecek olmaz.


Bayrampaşa – Birlik ve Kardeşliğin Yeni Adresi

Bugün burada, Türk dünyasına yürekten bağlı bir belediye başkanı,
Sayın
İbrahim Akın ile aynı hedefi paylaşmaktan büyük bir onur duyuyorum.

Kendisi, Bayrampaşa’yı yalnızca bir şehir değil;
Türk dünyasının kültürel kalbi,
kardeşliğin buluşma noktası,
birliğin simgesi haline getirmeyi hedefliyor.

Ben de bu vizyonun bir parçası olmaktan,
bu kutlu yolda elimden gelen her katkıyı sunmaktan gurur duyuyorum.

Bayrampaşa’dan yükselecek bu kardeşlik sesi,
Bakü’ye, Astana’ya, Taşkent’e, Bişkek’e ulaşacak.
Bu ses,
birliğin, kardeşliğin ve ortak geleceğimizin sesi olacaktır.


Türk Dünyası – Aynı Gök Kubbenin Altında Tek Bir Kalp

Türk dünyası, farklı coğrafyalarda yaşayan ama aynı ideale bakan insanlardan oluşur.
Bizim gücümüz, sayımızdan değil;
imanımızdan, kültürümüzden, vicdanımızdan ve birbirimize duyduğumuz sevgiden gelir.

Atalarımızın dediği gibi:

Ayrı düştüğümüzde bir kıvılcımız,
Birleştiğimizde bir güneşiz.”

İşte o güneşi yeniden doğurmanın zamanı gelmiştir.
Bayrampaşa’dan Türk dünyasına,
barışın, sevginin, dayanışmanın mesajını gönderiyoruz.

Artık bilgiyle, erdemle, vizyonla, sorumlulukla yoğrulmuş insanlar yetiştirmeliyiz.
Dünyayı yönetecek liderleri, bilim insanlarını, sanatçıları, düşünürleri bizler çıkarmalıyız.
Her coğrafyada Türk’ün emeği, bilgeliği, adaleti görünmelidir.

Unutmayalım ki, en güçlü yönetim, algıyı yönetebilme sanatıdır.
Biz, doğruluğu, iyiliği, hakkı temsil eden bir algıyı dünyaya anlatmakla yükümlüyüz.
Bunun yolu çalışmaktan geçer — emekle, sabırla, inançla.

Ve unutmayalım:
Biz seferden sorumluyuz, zafer Allah’a aittir.
Biz, inançla, azimle, birlik içinde yürümeye devam edeceğiz.


Dünya var oldukça, Türk dünyasının kardeşliği ebedi olsun!
Birlik, dayanışma ve kardeşlik duygularımız daim kalsın.

Hepinize bu toplantımıza katıldığınız için gönülden teşekkür ediyorum.

Rafet ULUTÜRK