20 Temmuz: Barış Değil, Diriliştir
Rafet ULUTÜRK
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 51. Yılında Tarihe ve Vicdana Çağrı
Tarih 20 Temmuz 1974.
Sabah saatlerinde Akdeniz’in mavi sessizliğini Türk uçakları yarıyor…
Paraşütçüler gökyüzünden bir halkın onurunu indiriyor…
Ve Türk milleti bir kez daha tarihin önünde ayağa kalkıyor.
Adına “Barış Harekâtı” dendi. Ama bu kelime, o gün yaşananların ağırlığını taşımaya yetmedi. Çünkü bu sadece bir askerî müdahale değil; bir halkın sahipsiz bırakılmadığının ilanıydı.
Kıbrıs Türkü yıllarca susmuştu. Kurşunlara göğüs germiş, kiliselerde diri diri yakılmış, evlerinden, camilerinden, köylerinden sürülmüştü. Dünya sustu. Birleşmiş Milletler sustu. Avrupa kör, Amerika sağırdı.
Ve bir sabah… Ankara konuştu.
“Bitti,” dedi.
“Bu milletin evlatları yalnız değildir.”
Bu, sadece Kıbrıs’ta yaşayanlara değil, bütün mazlum Türklere gönderilen bir mesajdı. Kerkük’ten Gagavuzya’ya, Doğu Türkistan’dan Batı Trakya’ya kadar bir ümide doğan gündü 20 Temmuz.
Kıbrıs: Toprak Değil, Evlattır
Türkiye için Kıbrıs bir ada değil; öksüz kalmış bir evlattı. 20 Temmuz, işte o evladın yeniden anasının kucağına gelişi gibiydi. 1923’te Anadolu’yu kurtardık; 1974’te Türklüğün denizdeki onurunu.
Bu yüzden Kıbrıs’a sadece jeopolitik gözle bakanlar yanılır. Orası bir mevzi değil; bir mirastır, bir yürektir. Ve o yürek 1974’te tekrar atmaya başladı.
Kıbrıs Fatihleri: İsimsiz Kahramanlar
Barış Harekâtı’nı gerçekleştiren askerler, komutanlar, Mehmetçikler bugün ne yazık ki unutulmaya yüz tutmuştur. Oysa bu kahramanlar, Türk tarihine adlarını altınla kazımıştır. Ne yazık ki onların çoğu bugün bir sokağın adında bile anılmıyor.
Oysa her 20 Temmuz, sadece zaferin değil, vefanın da yıldönümüdür.
Kıbrıs Türkü: Sessiz Kahraman
Harekâtı anlatırken çoğu zaman unutulan bir gerçek vardır: Kıbrıs Türkü’nün onurlu direnişi. Silahı olmayan ama imanla evini koruyan bu insanlar, kendi topraklarında ölüme meydan okudular.
Barış gelmeden önce direniş vardı. O direniş, o sabır, o inanç olmasaydı, bugün Kıbrıs diye bir davamız da olmazdı.
Zaferin Ardından Gelen Suskunluk
Ama sonra ne oldu?
Harekâtın ardından gelen yıllarda Kıbrıs Türkleri dünyadan dışlandı. Tanınmadı. Ambargolarla cezalandırıldı. Ve biz sustuk.
Sustukça, zafer küçüldü.
Sustukça, Rum yalanları büyüdü.
Sustukça, yalnızlık derinleşti.
51 yıl geçti ama hâlâ KKTC resmen tanınmış değil.
Bu, sadece Kıbrıs Türkü’nün değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin de eksik bıraktığı bir meseledir.
20 Temmuz: Türk Milletinin İkinci Kurtuluşudur
1974’te Türkiye sadece Kıbrıs’a asker göndermedi. Aynı zamanda kendi bağımsız karar alma iradesini gösterdi. ABD’nin tehditlerine rağmen, ambargolara rağmen bu adım atıldı.
20 Temmuz, Batı’ya karşı “biz de varız” deme günüdür.
20 Temmuz, korkaklığın değil cesaretin bayramıdır.
Ve her bayram gibi, bu da milletçe kutlanmalıdır.
Sonuç: Bu Gün Artık Millî Bayram Olmalıdır!
Bugün Türkiye Cumhuriyeti, 20 Temmuz’u sadece dış politika başarısı olarak görmemeli. Bu gün, bir milletin birlik ruhunun sembolüdür.
Nasıl ki 30 Ağustos Zafer Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 18 Mart Şehitleri Anma Günü millî hafızamızda yer ediyorsa, 20 Temmuz da artık bir resmî Millî Bayram olarak ilan edilmelidir.
Çünkü Kıbrıs, sadece bir ada değil…
Tarihin ortasında duran Türk’ün varlık mührüdür.
Ve 20 Temmuz, o mührün bir daha hiç silinmeyecek şekilde vurulduğu gündür.
Unutmayacağız.
Unutturmayacağız.
Bayramını yaşatacağız.

