1071’DEN 2071’E: DOĞUYA VE BATIYA BAKAN KARTAL, MERKEZDE YÜKSELEN TÜRKİYE
Rafet ULUTÜRK
Tarih bazen uzun cümlelerle değil, tek bir sembolle konuşur.
Gökyüzünde beliren çift başlı kartal ve iki yanında yer alan 1071–2071 tarihleri de böyle okunmalıdır.
Bir baş Batı’ya, diğer baş Doğu’ya bakıyor.
Fakat iki başı taşıyan gövde aynı.
Kanatlar aynı merkezden açılıyor.
Ben bu görüntüyü yalnızca geçmişten gelen tarihî bir sembol olarak değil, Türkiye’nin önümüzdeki yüzyılına ilişkin güçlü bir jeopolitik metafor olarak okuyorum.
Çünkü Türkiye’nin gelecekteki temel meselesi artık “Doğu mu, Batı mı?” değildir.
Asıl mesele:
Doğu ile Batı arasında kendi merkezini kurabilen bir Türkiye oluşturabilmektir.
Türkiye’nin coğrafyası bize taraflardan yalnız birini seçme lüksü vermiyor.
Biz Avrupa’yı görmeden Asya’yı, Asya’yı anlamadan Avrupa’yı okuyamayız.
Balkanlar’ı ihmal ederek Avrupa politikası kuramayız.
Kafkasya’yı görmeden Türk dünyasına açılamayız.
Ortadoğu’yu hesaba katmadan millî güvenliğimizi planlayamayız.
Karadeniz’i anlamadan kuzeyimizi, Akdeniz’i anlamadan güneyimizi güvence altına alamayız.
Çift başlı kartalın stratejik anlamı tam burada ortaya çıkıyor:
İki tarafa bakacağız, fakat tek merkezden hareket edeceğiz.
1071 BİR KAPININ AÇILMASIYDI, 2071 O KAPIDAN NEREYE GİDECEĞİMİZİN SORUSUDUR
1071 Malazgirt yalnızca askerî bir zafer değildi.
Anadolu’da kalıcı bir devlet ve medeniyet yürüyüşünün büyük dönüm noktalarından biriydi.
Fakat tarih yalnız geçmişi kutlamak için okunmaz.
Tarih geleceği kurabilmek için okunur.
Bu nedenle 1071’e bakarken yalnız Alparslan’ın ordusunu değil, o zaferden sonra oluşturulan devlet düzenini de görmeliyiz.
Şehirler kuruldu.
Ticaret yolları oluşturuldu.
Kervansaraylar yapıldı.
Medreseler açıldı.
İlim insanları yetiştirildi.
Anadolu ekonomik, siyasi ve kültürel bir merkez haline getirildi.
Demek ki Malazgirt’in bize bıraktığı asıl stratejik ders şudur:
Toprağı almak başlangıçtır; asıl mesele o toprak üzerinde güçlü bir medeniyet kurabilmektir.
2071’e giderken de aynı gerçek geçerlidir.
Bu defa mücadele yalnız toprak üzerinde değildir.
Teknolojide…
Enerjide…
Ekonomide…
Yapay zekâda…
Uzayda…
Savunmada…
Ticaret yollarında…
Bilgide…
İnsan yetiştirmede…
KARTALIN BATI’YA BAKAN BAŞI: AVRUPA VE BALKANLAR
Çift başlı kartalın Batı’ya bakan başını doğru okumamız gerekiyor.
Batı Türkiye için yalnız Avrupa Birliği değildir.
Batı aynı zamanda Balkanlar’dır.
Karadeniz’in batısıdır.
Akdeniz’dir.
Atlantik sistemidir.
Avrupa ekonomisidir.
Türkiye’nin Avrupa’yla yüzyıllara dayanan siyasi ve ekonomik ilişkileridir.
Türkiye’nin Batı’ya sırtını dönmesi stratejik olarak doğru olmayacağı gibi Batı’nın Türkiye’yi yalnız çevre ülke olarak görmesi de artık gerçekçi değildir.
Türkiye Avrupa’nın güvenliği, enerjisi, ticareti, göç yolları, Karadeniz dengesi ve Ortadoğu bağlantısı açısından önemli bir aktördür.
Fakat Türkiye’nin Batı politikasında yeni bir dönem gereklidir:
Bağımlılık değil karşılıklı çıkar.
Türkiye Batı ile kavga etmek zorunda değildir.
Ama Batı’ya teslim olmak zorunda da değildir.
İlişkilerin temelinde eşitlik bulunmalıdır.
BALKANLAR: BATIYA BAKAN KARTALIN İLK STRATEJİK ALANI
Türkiye açısından Batı’nın ilk kapısı Balkanlar’dır.
Bulgaristan…
Yunanistan…
Romanya…
Sırbistan…
Bosna-Hersek…
Kuzey Makedonya…
Arnavutluk…
Kosova…
Bu ülkeler yalnız tarih kitaplarının konusu değildir.
Balkanlar Türkiye’nin Avrupa’ya açılan ekonomik, kültürel ve jeopolitik kuşağıdır.
Buradaki Türk ve Müslüman toplulukları da yalnız geçmişten kalan hatıralar olarak değerlendiremeyiz.
Onlar Türkiye ile Balkanlar arasında yaşayan kültürel köprülerdir.
Fakat Türkiye’nin Balkan politikası romantizm üzerine değil;
ticaret, yatırım, ulaştırma, eğitim, kültür ve karşılıklı güven üzerine kurulmalıdır.
Balkanlar’da Türkiye’den korkulan değil, Türkiye ile çalışmanın kazandırdığı bir düzen hedeflenmelidir.
Büyük devlet böyle davranır.
KARTALIN DOĞU’YA BAKAN BAŞI: KAFKASYA’DAN TÜRKİSTAN’A
Şimdi kartalın diğer başını çevirelim.
Doğu’da başka bir dünya yükseliyor.
Kafkasya…
Azerbaycan…
Hazar…
Kazakistan…
Özbekistan…
Türkmenistan…
Kırgızistan…
Ve daha ileride Çin ile büyük Asya ekonomileri.
- yüzyılda dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin önemli ölçüde Asya’ya kaydığı bir dönemde Türkiye yalnız Avrupa eksenli düşünemez.
Türkiye’nin önünde tarihî bir fırsat vardır:
Anadolu ile Türkistan arasındaki bağlantıyı yeniden güçlü bir ekonomik ve stratejik hatta dönüştürmek.
Burada Azerbaycan kritik bir köprü konumundadır.
Kafkasya yalnız sınır güvenliği meselesi değildir.
Aynı zamanda Türkiye’nin Hazar’a ve Orta Asya’ya açılan kapısıdır.
TÜRK DÜNYASI: 2071’İN EN BÜYÜK STRATEJİK ALANLARINDAN BİRİ
Türk dünyasını yalnız kültürel birlik üzerinden değerlendirmek artık yeterli değildir.
Yeni dönemde kardeşlik kurumsallaşmalıdır.
Ortak demiryolları…
Ortak enerji ağları…
Ortak üniversiteler…
Ortak teknoloji merkezleri…
Savunma iş birlikleri…
Lojistik merkezleri…
Bankacılık ve finans mekanizmaları…
Öğrenci değişimleri…
Ortak medya platformları…
Dijital altyapılar…
Bunlar geliştikçe Türk dünyası bir duygu coğrafyasından stratejik iş birliği alanına dönüşecektir.
Ben bunu şu cümleyle ifade ediyorum:
Dilde, fikirde, işte birlik artık ulaştırmada, teknolojide, enerjide ve ekonomide birlikle tamamlanmalıdır.
KARTALIN İKİ BAŞI VAR AMA TEK GÖVDESİ VAR: ANKARA
Burada meselenin en önemli noktasına geliyoruz.
Bir baş Batı’ya bakıyor.
Bir baş Doğu’ya.
Fakat kartalın iki ayrı gövdesi yok.
Tek gövdesi var.
Türkiye’nin gelecekteki dış politikasının özü de burada olmalıdır.
Washington’u dinle.
Brüksel’i dinle.
Moskova’yı dinle.
Pekin’i dinle.
Bakü’yü dinle.
Türkistan’ı dinle.
Arap dünyasını dinle.
Ama kararını Ankara’da ver.
Çünkü bağımsız devlet olmanın anlamı dünyadan kopmak değildir.
Bağımsızlık, bütün dünyayla ilişki kurarken nihai kararı kendi millî çıkarlarına göre verebilmektir.
TÜRKİYE KÖPRÜ DEĞİL, MERKEZ ÜLKE OLMALIDIR
On yıllarca Türkiye’ye “Doğu ile Batı arasında köprü” denildi.
Güzel bir ifadeydi.
Fakat artık yeterli değildir.
Çünkü köprü üzerinden geçilir.
Merkez ise kararların, sermayenin, yolların ve ilişkilerin buluştuğu yerdir.
2071 Türkiye’sinin hedefi köprü ülke olmaktan merkez ülkeye yükselmek olmalıdır.
Doğu’dan gelen ticaret Türkiye’de birleşmeli.
Batı’dan gelen sermaye Türkiye’de üretime dönüşmeli.
Kuzey-Güney enerji hatları Türkiye’de kesişmeli.
Türk dünyasının Avrupa bağlantısı Türkiye üzerinden güçlenmeli.
Avrupa’nın Asya bağlantısında Türkiye vazgeçilmez olmalı.
İşte gerçek jeopolitik güç budur.
BOP VE DIŞ PROJELER: BAŞKALARININ HARİTASINDAN KENDİ HARİTAMIZA
Yıllardır BOP ve Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesine ilişkin tartışmalar yapılıyor.
Amerika ne yapmak istiyor?
İsrail’in hesabı nedir?
Rusya ne düşünüyor?
İran’ın planı ne?
Avrupa ne hedefliyor?
Bunların hepsini takip etmek gerekir.
Ancak bir devlet sürekli başkalarının planlarını tartışarak büyük devlet olamaz.
Bir noktadan sonra kendi planını masaya koymalıdır.
Bu nedenle bundan sonraki soru:
“BOP nasıl ilerliyor?”
kadar,
“Türkiye’nin bölgesel düzen tasavvuru nedir?”
olmalıdır.
Türkiye’nin cevabı sınır değiştirmek veya başka devletlerin toprağında göz sahibi olmak değil;
istikrar,
ekonomik entegrasyon,
terörün tasfiyesi,
ticaret koridorlarının açılması,
devlet otoritelerinin güçlendirilmesi
ve karşılıklı bağımlılığın artırılması olmalıdır.
Çünkü Türkiye’nin çevresindeki istikrarsızlık Türkiye’ye maliyet üretir.
Çevresindeki refah ise Türkiye’ye pazar ve güvenlik üretir.
GELECEĞİN SAVAŞI SINIRLARDAN ÖNCE KORİDORLARDA YAŞANACAK
- yüzyılın jeopolitiğini anlamak isteyenler yalnız askerî haritalara bakmamalıdır.
Demiryollarına bakmalıdır.
Limanlara bakmalıdır.
Enerji hatlarına bakmalıdır.
Deniz yollarına bakmalıdır.
Fiber optik ağlara bakmalıdır.
Veri merkezlerine bakmalıdır.
Tedarik zincirlerine bakmalıdır.
Çünkü gelecekte koridoru kontrol eden ticareti, ticareti yönlendiren ise siyasi etkiyi artıracaktır.
Türkiye burada olağanüstü bir avantaja sahiptir.
Doğu-Batı hattının tam ortasındayız.
Kuzey-Güney hattının kesişimindeyiz.
Karadeniz ile Akdeniz arasındayız.
Avrupa ile Asya arasındayız.
Kafkasya ile Balkanlar arasındayız.
Bu coğrafyanın hakkını vermek zorundayız.
ORTA KORİDOR: KARTALIN İKİ BAŞINI BİRLEŞTİREN DAMAR
Çin’den başlayan ticaretin Orta Asya, Hazar, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması Türkiye açısından yalnız ekonomik bir konu değildir.
Bu hat stratejik değerdir.
Çünkü kartalın Doğu’ya bakan başıyla Batı’ya bakan başını birbirine bağlayan şey tam olarak budur:
Türkiye’nin merkezinde bulunduğu bağlantı sistemleri.
Demiryolları büyüdükçe Türkiye’nin önemi artar.
Limanlarımız güçlendikçe pazarlık gücümüz yükselir.
Enerji hatları çeşitlendikçe stratejik ağırlığımız büyür.
2071’İN ANAHTARI SAVUNMADAN ÖNCE TEKNOLOJİDİR
Türkiye savunma sanayiinde önemli bir yol aldı.
Ancak bundan sonraki dönem çok daha zordur.
Çünkü gelecek yalnız İHA ve SİHA dönemi değildir.
Yapay zekâ…
Kuantum…
Uzay…
Uydu sistemleri…
Çip teknolojileri…
Robotik…
Otonom savaş sistemleri…
Siber güvenlik…
Yeni nesil enerji…
Biyoteknoloji…
Bunların tamamı geleceğin güç dağılımını belirleyecektir.
Türkiye’nin 2071 yürüyüşünün gerçek cephesi laboratuvarlardır.
Alparslan’ın çağında kılıcı üretmeyen bağımlıydı; geleceğin dünyasında çipi, yazılımı ve yapay zekâyı üretemeyen bağımlı olacaktır.
EKONOMİSİ OLMAYAN KARTAL UÇAMAZ
Jeopolitik hayaller ekonomik güçle desteklenmediğinde söylem olarak kalır.
Savunma sanayii para ister.
Bilim para ister.
Uzay programı para ister.
Diplomasi para ister.
Sosyal devlet para ister.
Güçlü ordu para ister.
Dolayısıyla büyük Türkiye hedefinin temelinde üreten ekonomi bulunmalıdır.
Türkiye düşük katma değerli üretimden yüksek teknoloji üretimine geçmelidir.
Bir ülkenin gelecekteki gücü yalnız ne kadar ihracat yaptığıyla değil, ne ihraç ettiğiyle ölçülecektir.
EN BÜYÜK MİLLÎ GÜVENLİK PROJESİ: İNSAN
Bütün bu stratejilerin sonunda tekrar insana geliyoruz.
2071’in Türkiye’sini bugünün çocukları yönetecek.
Bugün yetiştirdiğimiz mühendis…
Bugün yetiştirdiğimiz diplomat…
Bugün yetiştirdiğimiz öğretmen…
Bugün yetiştirdiğimiz subay…
Bugün yetiştirdiğimiz bilim insanı…
2071’in devlet kapasitesini oluşturacaktır.
Bu nedenle eğitim politikası herhangi bir bakanlığın günlük meselesi değildir.
Eğitim bir millî güvenlik politikasıdır.
Türkiye çocuklarının yeteneklerini erken yaşta keşfetmeli ve stratejik insan kaynağı planlaması yapmalıdır.
Çünkü devletin en büyük silahı sonunda yine yetişmiş insandır.
KARTALIN KANATLARI: BİRİ GÜVENLİK, DİĞERİ REFAH
Çift başlı kartalın başlarını Doğu ve Batı olarak yorumladığımız gibi kanatlarını da iki temel devlet hedefi olarak düşünebiliriz.
Bir kanat:
Güvenlik.
Diğer kanat:
Refah.
Yalnız güvenlik üreten fakat refah üretemeyen devlet yorulur.
Yalnız refah üreten fakat güvenliğini sağlayamayan devlet kırılganlaşır.
Büyük devlet ikisini birlikte başarır.
Güçlü ordu.
Güçlü ekonomi.
Güçlü hukuk.
Güçlü bilim.
Güçlü toplum.
Bunlar birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısıdır.
DEVLET AKLI 2071’E KADAR NASIL YAŞAR?
Asıl zor soru budur.
Bugün alınan kararın 2071’e kadar devam edeceğinin garantisi nedir?
Hiçbir siyasi kadro 50 yıl iktidarda kalmaz.
Bu nedenle uzun vadeli hedeflerin kişilere değil kurumlara bağlanması gerekir.
Hükûmetler değişebilir.
Cumhurbaşkanları değişebilir.
Bakanlar değişebilir.
Partiler değişebilir.
Ama Türkiye’nin;
savunma,
enerji,
nüfus,
eğitim,
teknoloji,
Türk dünyası,
Balkanlar,
ulaştırma
ve stratejik sanayi hedefleri mümkün olduğu ölçüde devlet politikası haline gelmelidir.
Devlet aklının ömrü seçim dönemlerinden uzun olmalıdır.
1071–2071: BİN YILLIK DEVLET HAFIZASI
1071’den 2071’e bin yıl.
Bu bin yılı yalnız tarihsel gurur olarak okumak eksik kalır.
1071 bize nereden geldiğimizi hatırlatıyor.
2071 ise nereye gitmek istediğimizi sormaktadır.
Çift başlı kartalın bir başı Batı’ya dönükse Avrupa’yı okuyacağız.
Diğer başı Doğu’ya dönükse Asya’nın yükselişini göreceğiz.
Ama gövde Anadolu’da sağlam duracaktır.
Kanatlar Balkanlar’dan Kafkasya’ya açılacaktır.
Kalp Ankara’da atacaktır.
Akıl bağımsız olacaktır.
İKİ YÖNE BAKAN, TEK HEDEFE YÜRÜYEN TÜRKİYE
Ben gökyüzündeki çift başlı kartalı böyle okuyorum.
Batı’ya bakan baş bize Avrupa’yı ve Balkanlar’ı anlatıyor.
Doğu’ya bakan baş bize Kafkasya’yı, Türk dünyasını ve yükselen Asya’yı gösteriyor.
Fakat en önemli nokta iki başın nereye baktığı değildir.
En önemli nokta:
İkisinin de aynı gövdeye bağlı olmasıdır.
Türkiye’nin geleceği de böyle kurulmalıdır.
Batı’yı tanıyan fakat Batı’nın uzantısı olmayan…
Doğu’yla bütünleşen fakat başka bir merkezin uydusu olmayan…
Rusya’yla konuşan fakat Rusya’ya bağımlı olmayan…
Çin’le ticaret yapan fakat üretim gücünü teslim etmeyen…
Avrupa’yla bütünleşen fakat millî çıkarlarından vazgeçmeyen…
Türk dünyasıyla kardeşliğini ekonomik ve stratejik ortaklığa dönüştüren…
Ortadoğu’da savaş değil düzen isteyen…
Balkanlar’da ayrılık değil istikrar üreten…
Bir Türkiye.
Kartalın bir başı Batı’yı okuyacak.
Diğer başı Doğu’yu okuyacak.
Kanatları bütün coğrafyayı görecek.
Ama yönünü Ankara belirleyecek.
1071 bize Anadolu’nun kapısını açtı.
1923 bize Cumhuriyet’i ve egemenliği emanet etti.
2071 ise bizden başka bir şey isteyecektir:
Geçmişiyle gurur duyan değil, geçmişinden aldığı devlet aklını geleceğin bilim ve teknolojisiyle birleştiren bir Türkiye.
Çünkü gelecek, yalnız geçmişini hatırlayanların değil, geleceği elli yıl önceden okuyup hazırlananların olacaktır.
Ve belki çift başlı kartalın 21. yüzyıl için en güçlü mesajı şudur:
Doğu’yu göreceğiz. Batı’yı göreceğiz. Dünyayı okuyacağız. Hiçbir kapıyı kapatmayacağız. Fakat hiçbir merkezin çevre ülkesi de olmayacağız. Kendi merkezimizi kuracağız.
1071 vatanın kapısıydı.
1923 egemenliğin yeniden kuruluşuydu.
2071 ise Türkiye’nin bir merkez devlet olarak geleceğe taşıyacağı büyük medeniyet iddiasının ufku olmalıdır.
Kartalın iki başı iki yöne bakabilir, DOĞU VE BATI.
Fakat Türkiye’nin istikameti tektir: bağımsız, üreten, güçlü ve merkez ülke olmak.

