Allah’ın Lütfu: Görmenin Ötesinde İdrak Etmek

Arzu ÜNAL

İnsan çoğu zaman nimeti, kaybedince fark eder. Nefes daralınca havanın, göz yaşarınca görmenin, yalnız kalınca bir selamın, hastalanınca sağlığın kıymeti anlaşılır. Oysa hakiki şuur, nimeti kaybetmeden önce fark edebilmektir.

Allah’ın lütfu yalnızca bize verilen güzelliklerde değil, bazen bizden alınanlarda, gecikenlerde, engellenenlerde ve anlayamadığımız imtihanlarda da gizlidir. İnsan sadece istediği olunca lütuf görürse eksik bakar. Çünkü Allah’ın rahmeti, bazen kapı açarak, bazen de yanlış kapıları kapatarak tecelli eder.

Lütuf Sadece Bolluk Değildir

Biz çoğu zaman lütfu sağlık, rızık, başarı ve mutlulukla ölçeriz. Hâlbuki lütuf bazen bir uyarıdır. Bazen bir gecikmedir. Bazen bir kayıptır. Bazen bizi kendimize getiren bir sarsıntıdır.

İnsan her istediğine kavuşsaydı, belki kendi nefsinin esiri olurdu. Her kapı açılsaydı, belki uçuruma yürürdü. Her dua aynı anda kabul edilseydi, belki sabrın terbiye edici gücünü hiç öğrenemezdi.

Bu yüzden mümin, yalnızca verilen nimete değil, korunmuş olduğu belalara da şükretmeyi öğrenmelidir.

Görmek Başkadır, İdrak Etmek Başka

Güneşi herkes görür; fakat herkes onda ilahi düzeni okuyamaz. Yağmuru herkes hisseder; fakat herkes onun rahmet olduğunu kavrayamaz. Bir çiçek herkesin gözüne görünür; fakat herkes onda yaratılışın ince sanatını fark edemez.

Demek ki mesele yalnızca bakmak değildir. Mesele, baktığını anlamaktır. Kalp uyanık değilse gözler açık olsa da insan hakikate kör kalabilir.

Modern insanın en büyük dramı da budur: Çok şey görüyor ama az şey idrak ediyor.
Çok bilgiye ulaşıyor ama hikmeti kaybediyor. Çok şeye sahip oluyor ama şükrü unutuyor.

Şükür Bir Bilinç Hâlidir

Şükür sadece dil ile söylenen bir kelime değildir. Şükür; nimetin sahibini bilmektir.
Sahip olduklarını emanet görmektir. Verileni israf etmemektir.
Sağlığı hayra, zamanı iyiliğe, aklı hakikate, malı paylaşmaya dönüştürmektir.

Bir insan “elhamdülillah” deyip aynı zamanda nankörce yaşayabilir. Çünkü gerçek şükür, davranışta görünür. Sofraya şükretmek, aç olanı unutmamaktır. Sağlığa şükretmek, bedenini günaha ve israfa sürüklememektir. Akla şükretmek, onu kibir için değil hakikati aramak için kullanmaktır.

Nankörlük Unutmakla Başlar

Nankörlük çoğu zaman açık bir inkâr şeklinde başlamaz. Önce insan unutur.
Sonra alışır. Sonra hak zanneder. En sonunda da kendisini nimetin sahibi gibi görmeye başlar.

“Ben kazandım, ben başardım, ben yaptım” diyen insan, görünmeyen yardımı unutur.
Oysa insanın kendi emeği bile Allah’ın verdiği güç, akıl, zaman ve imkânla mümkündür.

Bir nefesin bile garantisi yokken, insanın kibirlenmesi ne büyük bir yanılgıdır.

İmtihanın İçindeki Merhamet

Hayatta her şey insanın istediği gibi gitmez. Bazen yollar kapanır, dualar gecikir, dostlar uzaklaşır, planlar bozulur. Fakat her bozulma bir yok oluş değildir. Bazen Allah, kulunu yanlış yoldan geri çeker. Bazen insanı daha büyük bir felaketten korur. Bazen de kalbi olgunlaştırmak için onu sabırla terbiye eder.

Bu yüzden her acının içinde bir ders, her gecikmenin içinde bir hikmet, her imtihanın içinde bir rahmet kapısı olabilir.

Allah’ın lütfu yalnızca gördüklerimizde değil, göremediklerimizdedir.
Sadece sahip olduklarımızda değil, korunmuş olduklarımızdadır.
Sadece kolaylıklarda değil, bizi olgunlaştıran zorluklardadır.

İnsan, nimeti fark ederse şükreder. Şükrederse derinleşir.
Derinleşirse hayatı yalnızca yaşamakla kalmaz; hayatın anlamını da kavrar.

Asıl mesele çok şeye sahip olmak değildir. Asıl mesele, sahip olunan her şeyde Allah’ın izini görebilmektir.