KORNİTSA: BİR KÖYÜN DİRENCİ, BİR HALKIN HAFIZASI

İbrahim SOYTÜRK

Bazı tarihler vardır; yalnızca geçmişte kalmaz. Zaman geçse de ağırlığını korur, sessizce bugüne sızar. Kornitsa için bugün, işte böyle bir gün. Bulgaristan’ın Gotsedelçev bölgesine bağlı bu küçük köyde, 1973 yılının bu sabahında yaşananlar, yalnızca bir güvenlik operasyonu ya da yerel bir çatışma değildi. Bu, bir halkın kimliğine yönelmiş sistematik bir müdahalenin, insan onurunu hedef alan bir politikanın en sert yüzlerinden biriydi.

Kornitsa’da yaşayan Pomaklar, devletin Türk-Arapça kökenli isimleri zorla Bulgarca isimlerle değiştirme girişimine karşı çıktı. Ancak bu karşı çıkış, silahlı bir isyan değil; var olma hakkını savunan sivil bir direnişti. İnsanlar, dedelerinden miras kalan isimleri korumak istiyordu. Bir annenin çocuğuna seslenişini, bir ailenin hafızasını, bir kimliğin sürekliliğini… Çünkü bir isim, yalnızca bir kelime değildir; bir geçmiştir, bir aidiyettir.

O günlerden önce Kornitsa’da geceler farklıydı. Köylüler, yetkililerin köye girişini engellemek için ateşler yakıyor, nöbet tutuyordu. Bu ateşler yalnızca karanlığı aydınlatmıyordu; korkuya karşı dayanışmayı, yalnızlığa karşı birlikte olmayı temsil ediyordu. Her alev, sessiz ama kararlı bir mesajdı: “Buradayız ve vazgeçmeyeceğiz.”

Ancak 1973’ün o erken sabahında, bu sessiz direniş sert bir şekilde bastırıldı. Üç binden fazla silahlı asker ve milis, silahsız köylülerin üzerine yürüdü. Devletin cevabı diyalog değil, güç kullanımı oldu. O gün Kornitsa’da yalnızca bedenler değil, bir köyün ruhu da hedef alındı.

Sonuç ağırdı. Beş insan hayatını kaybetti. Onlarca kişi yaralandı. Pek çok kişi tutuklandı, hapse mahkûm edildi, sürgün edildi. Ancak belki de en derin yara, görünmeyendi: İnsanların kendi isimlerine, dolayısıyla kendilerine yabancılaştırılması. Bir insanın adını değiştirmek, onun geçmişiyle bağını koparmaya çalışmaktır. Bu, fiziksel şiddetin ötesinde, varoluşa yönelen bir müdahaledir.

Olayların ardından Kornitsa’da yaşananlar, baskının sürekliliğini gösteriyordu. Sorgular, darp, kamusal alanlarda yapılan ve görüntülenen işlemler… Tüm bunlar yalnızca cezalandırma değil, aynı zamanda sindirme ve unutturma çabasıydı. Ama bazı şeyler unutulmaz. Kornitsa da unutulmadı.

Bu olay, yalnızca Pomaklara yönelik bir politika değildi. Aynı dönemde Bulgaristan’daki Türkler ve Romanlar da benzer asimilasyon süreçlerinden geçti. Dil yasaklandı, kültürel pratikler bastırıldı, kimlikler yeniden tanımlanmaya zorlandı. Kornitsa, bu geniş politikanın sembol noktalarından biri hâline geldi.

Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti. Ancak bugün hâlâ bu olaylarla gerçek anlamda yüzleşildiğini söylemek zor. Resmî anlatılar çoğu zaman sessiz kalırken, toplumsal hafıza parçalı ve eksik bırakılıyor. Oysa geçmişin üzerini örtmek, onu ortadan kaldırmaz. Aksine, sessizliğin içinde daha da derinleşir.

Kornitsa bugün bir coğrafi isimden fazlasıdır. O, bir direnişin, bir hafızanın ve bir sorumluluğun adıdır. Orada yakılan ateşler sönmüş olabilir; ama o ateşlerin anlamı hâlâ canlıdır. Çünkü insanlar yalnızca o gün değil, bugün de aynı soruyla karşı karşıya: Kimliğini korumak ne demektir? Ve bir toplum, geçmişindeki acılarla yüzleşmeden gerçekten ilerleyebilir mi?

Kornitsa’yı hatırlamak, sadece geçmişi anmak değildir. Bu, insan onurunu savunmanın, kültürel çeşitliliği korumanın ve benzer acıların tekrar yaşanmaması için sorumluluk almanın bir parçasıdır.

Unutmak kolaydır. Ama unutulan her şey, bir gün yeniden yaşanma riski taşır.

Bu yüzden Kornitsa’yı hatırlıyoruz.
Sadece geçmiş için değil, gelecek için.