Çocuk Kalan Halk

Tarih: 28 Temmuz 2019
Yazan: Şakir Arslantaş
Konu: Olmuş olandan haberdar olmadan suçlu olmak.

Üç-dört günden beri siz okuyucularıma bir şeyler söylemek istiyorum. Bilgisayarıma yaklaştığımda hep telefonum çaldı. Birisi sağ öteki sola bakan 2 boynuz anten gibi kafam.  Klavyeler kendisi yazmıyor.

Formnews .bg  telefonumu aralıklarla yüklüyor. Saygımı gençliğimde kazanmış bir Rus asıllı Sofyalı aydın var. Bulgarca yazıyor. Babası partizanmış. Ömrünün yarısını yağ bal teknesinde, yarısını da hayal dünyasında geçirmiş.

Bu defa onun bilge kaleminden beyaz kağıda şunlar düşmüş:

Halk çocuk kalmış. Her gün her saat idareciler ensesinde. Duruma tepkili, yerinden fırlayan o eski aydınlar yok.  Ruhsuz kalmış kaputlar susuyor. Biz köleyiz ama bilenimiz az.  DNA testi dile gelmiş: Bükük boynu kılıç kesmez.” Rumen Leontiev.

Habere girdim, yaşlı yazar adeta isyan etmiş:

“ Hepimiz sahte demokrasimizin sahte kahramanlarıyız. Nüfusumuzun aklı başında olan kısmı bizi artık ekranda görmek, sesimizi radyoda işitmek, fikirlerimizi kitap sayfalarlından öğrenmek istemiyor. Çünkü biz sahte kişileriz. Bir insan hem o hem de şu olamaz. Her şeyi değiştirdik diyebilmek için, bizim ölmemizi bekliyorlar.

Günümüzde boş boş konuşanlar, lekeler, susanlar, burun kıvırmayanlar modada, çünkü eski yılların sözü geçen büyük aydınları, yazarlarımız, şairlerimiz yıllardır toprağın altında ya da bize gökyüzünden bakarken, bizim özgürlüksüz şu çarpıklığa alışmamıza ve şerefli atalarımızın onurlu anısının nasıl ayaklar altına alındığına üzülüyorlar.

Baş Savcı Yardımcısı Geşev’in Baş Savcı atanmasına yol verirsek bu işin anlamı şudur: Bulgar ırkının milli tohumu toptan ve kesin olarak küflenmiştir. O onların adamıdır. O daha yarın Borisov’un Peevski’nin ve Tsatsarov’un izini koklamaya ve hiçbir şey olmamış gibi pisboğazlığa, başkasının çanağından yemeye başlayacaktır.

Bundan 30 yıl önce Avrupa bizi kalın enselilerin (mafyanın) eline bıraktı, şimdi aynı oyunu yeniden oynamaya hazırlanıyor. Bundan dolayı biz protesto gösterilerimizi ofisleri boş ya da et kafalılarla dolu bakanlıklar ve başbakanlık önünde değil, Avrupa Birliği üyesi olan Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika ve diğer üye ülkelerin Sofya Büyük Elçilikleri önünde yapmalıyız.

Gerçek budur. Ey ruhsuzlar, bir defa söz dinleyin ve  birlikte eyleme geçelim.”
Çok sert bir eleştiri ve ağır bir çağrı! Anlayabildiğim kadarıyla Bulgar halkında artık halkın direniş ateşini yakacak kıvılcım kalmamış.

Leontiev bu defa, BGSAM yayınları olarak anlatmaya çalıştığımız bir gerçeği kabul etmiş görünüyor. Bulgar halkı için “Halk çocuk kalmış” demesi çok anlamlı. Tarihçi Prof. Nikolay Gençev ve Sofya Üniversitesinde Kürsü Şefi psikolog Prof. Lüdmil Georgiev’ten ve BGSAM’ dan sonra “Bulgarların gelişmelerinde millet olgunluğuna erişememiş olduğunu itiraf eden 4. Kişi o oldu. Onun bunu yazıp duyurması büyük bir itiraf. Çünkü o gözü pek ve kalemi keskin bir yaratıcı ve Bulgar devletinin 140 yıldan beri bina ettiği bütün siyaset binasın yıkılsın ve her şey yenden başlasın anlamına geliyor, bu sözler. Çocuk kalan bir halk tozlaşamaz, üreyemez, başka etniklerle karışamaz, kaynaşamaz, üreyemez. Bu nedenle, yanlış zorlama yüzünden Bulgar halkı da yok olma trendine girmiş bulunuyor.  Her geçen gün bu trendin sürati yükseliyor. Ardından her gün 200 kişinin dönmemek üzere ülkeden ayrılması var. Bu saptama zehirsiz, beyinsiz, kansız ve susuz kalındığına kesin işarettir. Leontiev’ın çığlığı yaklaşan yok oluşu haber veren çan sesidir. Büyük gerçeğin kısa  kanıtıdır….

Ne yazık ki biz bugün, eski ile yeninin, artı ile eksinin, akla karanın, akla gelen ve gelmeyenin,  temiz su ile kirli suyun buluştuğu, birbirine karıştığı, arınamadığı, birbiriyle boğuşarak dibe çöküşünün bir kısır döngü-deyiz.

Yine telefonumdan öğreniyorum.  Dün yine toplamışlar. 10 bin sosyalist “Buzluca” tepesine çıkarılmış, hepsine birer komünist kırmızısı tişört verilmiş, ellerinde “BSP” marka bira ve bol patatesli ekmek arasını, ağız dolusu yerken paslı kulaklarla dinliyorlar. Büyük olay! Eğitim Bakanlığının siparişi üzerine yazılan ders kitaplarına, Müslüman Türklerin isim değiştirme zulmünü, milyonlarca insanın vatanımızdan kovulmasını ya da gurbetçiliği zorlanmasını…  kamplarda kalanları, “Belene” faciasını, ırk ayrımı salgınını, azınlık ve kolektif hakların, eşit vatandaş olma hakkının tanınmamış olduğunu, Avrupa kıtasından en yoksul ve en cahil halkı durumuna düşürülmüş olmamızı yazmayan, konuşmayan, anlatmayan Prof. İskra Bayeva ödüllendirildi.

Bu Bayan profesör bir defacık olsun “biz, sosyalistler, iktidar olduksa bir Türk partisi olan DPS sayesinde olduk. G. Pırvanov ve R. Radev gibi Cumhurbaşkanları çıkardıksa, ikisini de DPS desteğiyle çıkarttık. Eğer biz bir gün iktidara uzanırsak,  DPS bizi desteklemezse asla ama asla olamayız, demedi. Dese sanki dili kuruyacak. Gerçekleri söylemeyen bir kişiden Profesör olur mu, bu da başka bir sorun.

Prof. Baeva,  1 500 metre yüksek yayla yeşili çimene serilmiş kırmızı gömleklilere şöyle konuştu:

“30 yıl önce Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) adını değiştirdi ve Bulgaristan Sosyalist partisi (BSP) oldu. Değişikliği meşrulaştırmak için parti içi halk oylaması yaptık. 30 yıldan beri bize “eski komünistler” diyorlar, biz buna alıştık. Biz eskiden ne idiysek, bugün de oyuz..”

Şu çok enteresandır ki, 10 bin kırmızı gömlekliye konuşan ve konuşması alkış tufanıyla kesilen tarihçi Prof. Baeva, “Biz Müslümanlarımıza çok zulüm ettik. 1989 Mayısında Ayaklandılar, komünist-totaliter diktatör T. Jivkov’u devirdiler, ama biz sosyaliste boyanmış komünistler aynı kafada kaldık, itirafından bulunmadan, şunları söylüyor:

“21. Yüzyıla girerken en büyük sorunumuz, Sovyet tipi devlet mülkiyetini serbest Pazar ekonomisine (kapitalizme) dönüştürmek ve Doğu Avrupa Blok’undan Avrupa Birliği’ne dönüşmek en büyük problem oldu. Eski komünistler ve yeni sollar, Avrupa Birliği’ne üye alınırken yeni koşullara kolay alıştılar. O zaman bu koşullar, Washington’da belirlenmişti. Bugün onlara yeni-liberalizm koşulları diyoruz. Doğu Avrupa’nın ve Soğuk Savaş’ın çökmesiyle gelen bu oldu. Öyle ki Doğu Avrupa ülkelerine yeni-liberalizmi taşıyan ve uygulayan eski komünistlerdi ve onlar bu sisin içine saklandılar. Fakat bu durum onların komünist geçmişi ve sosyalist bugünü ile uzlaşmaz çelişki halindedir.”

Baeva, kürsü analizine devam ederken “2000-2010 yılları arasında Doğu Avrupa ülkeleri sosyalistlerinin ödevi ülkelerinde kapitalist ilişkileri dayatmaktı, bunu yaptılar, şimdi toplum sağ kayıyor ve AB yönetimi sosyalistleri istemiyor” dedi.

Bulgaristan Sosyalist Partisi’nin bugün bataklığa batmaya devam ettiğine işaret eden Prof. Baeva, 2005 yılından beri ülkedeki gelişmelerin halkın “boyanmış komünistleri tanımakta zorlandığını belirtirken şöyle dedi:

“Şu boyanmış komünistlerin en parlak simgesi Boyko Borisov’tur. İç İşleri Bakanlığı’nın Sofya kenarıdaki “Simyonovo” isimli Yüksek Polis Akademisinde okumuş, Bulgaristan Komünist Partisinin eski üyelerinden biri, koruma ve bekçi görevlerinde bulunmuş, (kendisinin), Todor Jivkov ile Saks Kobyrgotski’nin de onayladığı üzere, parti üyelik kartını geri verip, BKP’den çıkacağına, İç İşleri Bakanlığı görevlisi polis kartını iade etmişti. Politik kariyerinin ilk yıllarında o, “Jodor Jivkov’un inşa ettiğini, biz boyamaya yetişemiyoruz.” Demişti.

Bu satırları yazarken sevilen şairlerimizden H. Kurt’un “Tuna” şiirini hatırladım. Şair bizim konumuza dört dörde uygun duygularını şöyle dile getirmiş:

TUNA

Tunam hızlı hızlı akar
Hiç eskitmeden suyunu
Mavi ile beyazı karıştırarak
Bazen bozmadan susukunluğunu
Bazen ise delice çırpınarak

Ak durmadan tarihi Tuna
Çoktan gönül bağladım sana
Mümkün değil seni bırakmama
Bazen ağlarım sahilinde ama korkma
Gözyaşlarımı akıtmam barınağına!
Habil Kurt

Bizim misafirperverliğimiz de “gelmişken birkaç gün daha kalsana, konuşurduk” deyimi vardır. Biz şu komunizimden, sosyalizmden, zulümcülerden ve bize ettikçe edenlerden nedense bir türlü ayrılamadık. Onun için iki boynuzluyuz diyorum. Boynuzun birini, domuzların burunla kendilerine mezar kazdıkları gibi toprağa saplarken, diğerini de gösterip, “ben ölmedim, buradayım” havasında miting yapıyoruz. Ne olursa olsun, bu boynuzlu bir ölümdür. Baştan sona yalan yanlış şeylerin konuşulduğu, bu memleketinin nüfusunun yarısından tek söz edilmeyen, hatta halkın canını yakan olaylara değinilmeyen bu mitinglerin yasaklanması gerek. İnsanlara birer kırmızı gömlek, yarım ekmek arası patates ve 1 küçük şişe su, McDonalds cetering kahvaltı servisi üzerinden de gönderilebilir. Prof. Bayeva ise, düşmanca kaleme aldığı yeni tarih kitabını bastırmasın, doğrudan İnternet üzerinden öğrencilere gönderilsin ve olay bitsin. Partilerin şair ve yazarlara, masal anlatan tarihçilere “BÜYÜK MADALYALAR” dağıtması da hemen yasaklansın. Çünkü bu da bizim boynuzlu devletin öldüğüne yeni bir kanıt, çünkü vatandaşını ödüllendirmek devlet başkanı görevidir.

Kuşkusuz BSP Başkanı Kormelya Ninova ve Prof. İskra Baeva’nin işi zor.  Çünkü BKP-nin iyi kötü ama bir ideolojisi vardı. Sosyalist Parti  (BSP) kendini bir eski tokmaklı saat gibi görüyor. Tokmak bir sağa bir sola sallanırken enerji toplamaz, ancak enerji tüketir. Bu parti, sağ ile solu birbirine karıştırıyor. Bu eğilim son 30 yılda İngiltere’den bize volanı sağda arabalar getirilmeye başlayınca işler karıştı. Sol sosyal politikalı BSP bir yudum ekmeğe ve başını sokacak bir mekana muhtaç savaş kaçaklarına kapı kapadı. İstanbul Anlaşmasına olmaz dedi. Romenler, Türkler, Makedonlar konuları da eklenince, BSP bir siyasi parti olarak sosyal-demokrat, sosyalist veya liberal arıktan su gibi akması gereken, akmadı, birden bire milliyetçilik kanalına doldu. BSP yandaşı, müttefiki olmayan bir partidir. İdeolojiyi popülizmle değiştirmesi ise içinde bulunduğumuz bataklıkta kuyu açtı. Bu kuyuyu tek boynuzla kazmaya devam ediyor.

Acı bir gerçek. Bu fikirler benim olsa üzülürdüm. Ne ki, Prof. İskra  Baeva Sofya Üniversitesi’nde Dünya Tarifi hocası, R. Leontien tercüme edilen ve okunan bir yazar, L. Dimitrov Sofya Üniversitesinde Kürsü Şefi vs, onlar böyle düşünürse, bize “ölümün boynuzlusu da varmış demek” demekten başka ne kalmış!?… Bu işlerin hiç birinden biz sorumlu ve suçlu değiliz. Onların beklentilerinde de birazdan biraz gerçek payı var aslında. Nesillerin değişmesi de bir reform olarak kayda geçebilir. Ama değişen bir şey olur mu bilmem. Bizde olmadığını başkalarının gözüyle anlatmaya çalıştım.

Okuyanlar paylaşsın.
Başkalarının kendileri için düşündükleri önemlidir.
Teşekkür ederim.