BULTÜRK’ün Siyasi Etki Haritası

Sinan AKBAŞ

Bir Dernekten Stratejik Yön Gösterici Kuruma

Bulgaristan Türklerinin son otuz beş yıllık siyasi serüvenine dikkatle bakıldığında önemli bir gerçek ortaya çıkıyor: Toplumun geleceğini yalnız seçim sonuçları değil, hangi fikirlerin ne kadar erken ortaya konulduğu belirliyor.

BULTÜRK’ün yaklaşık yirmi yılı aşan faaliyetlerini de bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Çünkü bugün Bulgaristan siyasetinde konuşulmaya başlanan bazı meselelerin izlerini geriye doğru takip ettiğimizde BULTÜRK’ün yıllar önce ortaya koyduğu tezlerle karşılaşıyoruz.
Türklerin yalnız bir siyasi yapıya bağlı kalmaması…

Bulgaristan’daki bütün demokratik partilerde Türklerin siyaset yapması…

Kırcaali’de Bulgar partilerinin Türk aday göstermesi…

Türklerin seçilebilir sıralardan parlamentoya taşınması…
Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının doğrudan muhatap alınması…

Bulgaristan Türklerinin yalnız seçim döneminde hatırlanan bir kitle değil, devlet yönetiminin ortağı olarak görülmesi…

Ve bugün geldiğimiz noktada:
Türk kökenli bir Bulgaristan vatandaşının Cumhurbaşkanı Yardımcılığına aday gösterilmesi.
Bunların tamamı aynı stratejik düşüncenin parçalarıdır.

Bu nedenle BULTÜRK’ün hikâyesini yalnız bir derneğin faaliyetleri olarak okumak eksik kalır.

Ortada uzun vadeli bir siyasi zihniyet değiştirme mücadelesi vardır.

BULTÜRK’ÜN TEMEL TEZİ: TÜRKLERİ BİR PARTİYE DEĞİL, BULGARİSTAN SİYASETİNE TAŞIMAK

Bulgaristan Türklerinin 1990 sonrası siyasi hayatında en büyük sorunlardan biri temsilin giderek tek merkezli hâle gelmesiydi.
Tarihî şartlar bunu bir ölçüde anlaşılır kılıyordu.

1984–1989 asimilasyon politikalarının yaraları henüz açıktı.
Türk toplumu kendisini koruyacak güçlü bir siyasi çatı arıyordu.

Ancak zaman içerisinde bu koruma mekanizması başka bir sorunu beraberinde getirdi:
Türklerin farklı siyasi yapılara girmesi zorlaştı.

Bulgar partileri de Türk seçmeni başka bir siyasi oluşumun doğal seçmeni olarak görmeye başladı.

BULTÜRK tam burada farklı bir stratejik tez ortaya koydu:
Bulgaristan Türklerinin geleceği tek bir partinin geleceğine bağlanamaz.

Türkler GERB içerisinde de bulunmalıdır.
Sağ partilerde de bulunmalıdır.
Liberal partilerde de bulunmalıdır.
Sosyal demokrat yapılarda da bulunmalıdır.
Yeni siyasi hareketlerde de bulunmalıdır.

Çünkü gerçek eşit vatandaşlık, Türklerin kendi siyasi mahallesinde yaşamaları değil, Bulgaristan’ın bütün siyasi ve devlet kurumlarının içinde bulunabilmeleridir.

2013: MUHARREM TERZİ ADAYLIĞI SÖYLEMDEN EYLEME GEÇİŞTİ

BULTÜRK’ün bu düşünceyi yalnız yazılarında savunmadığını gösteren en önemli örneklerden biri Muharrem Terzi’nin 2013 milletvekilliği adaylığıdır.

12 Mayıs 2013 tarihinde Bulgaristan’da yapılan erken genel seçimlerde Muharrem Terzi, eski Başbakan İvan Kostov’un siyasi çizgisindeki Demokratlar için Güçlü Bulgaristan’dan Kırcaali milletvekili adayı oldu.

Daha da önemlisi:
Kırcaali listesinin birinci sırasında yer aldı.

Dönemin haberlerinde Terzi’nin BULTÜRK’ün kurucuları arasında bulunduğu ve Kırcaali’den birinci sıra milletvekili adayı olduğu açık biçimde yer almaktadır.
Bu olay bugün yeniden okunmalıdır.

Çünkü mesele Muharrem Terzi’nin milletvekili seçilip seçilememesi değildir.

Asıl önemli olan, 2013 yılında bir Bulgar siyasi partisinin Kırcaali’de Türk kökenli bir ismi listenin başına koyabilmiş olmasıdır.
Bu başlı başına bir siyasi mesajdı.

BULTÜRK’ün savunduğu:
«“Türkler Bulgaristan’daki farklı siyasi partilerde yer almalıdır.”»

düşüncesi ilk defa yalnız teori olmaktan çıkıyor, sandığa taşınıyordu.

Parti ülke genelindeki yüzde 4’lük parlamento barajını geçemediği için bu adaylık milletvekilliğine dönüşmedi. 12 Mayıs 2013 seçimlerinde yalnız GERB, Bulgaristan için Koalisyon, DPS/HÖH ve Ataka yüzde 4 barajını aşarak parlamentoya girebildi.

Fakat stratejik açıdan bakıldığında sonuçtan daha önemli bir şey gerçekleşmişti:
Kapı açılmıştı.

MUHARREM TERZİ ÖRNEĞİNİN BUGÜNKÜ ANLAMI

2013’te gerçekleştirilen bu hamleye yalnız “başarısız seçim girişimi” diye bakmak büyük hata olur.

Stratejik düşünce farklı çalışır.
Bazen bir hamlenin seçim sonucu başarısız olur fakat siyasi fikri yıllar sonra başarıya ulaşır.

Muharrem Terzi milletvekili olamadı.
Ancak şu fikir kamuoyunun önüne konuldu:

Bir Türk, Kırcaali’de yalnız HÖH/DPS listesinden aday olmak zorunda değildir.

Bir Türk başka bir Bulgar siyasi partisinin birinci sıra adayı da olabilir.

Bugün bu düşünce çok daha olağan karşılanıyorsa, bunun arkasında yıllar boyunca sınırları zorlayan böyle girişimler vardır.

İşte BULTÜRK’ün siyasi rolünü değerlendirirken yalnız kazanılan seçimlere değil, kırılan tabulara bakmak gerekir.

GERB’E VERİLEN MESAJ: “KIRCAALİ’DE TÜRK ADAY GÖSTERİN”

BULTÜRK’ün diğer önemli stratejik çıkışlarından biri GERB konusunda oldu.

BULTÜRK uzun süre Kırcaali’de güçlü olmak isteyen bir Bulgar partisinin yalnız Bulgar adaylarla hareket etmesinin yeterli olmadığını savundu.

Temel yaklaşım şuydu:
“Kırcaali’de Türklerden oy istiyorsanız Türkleri kendi siyasi kadrolarınıza da alın.”
Bu son derece önemli bir stratejik ayrımdır.
Türkün oyunu istemek başka şeydir.
Türkü kendi siyasi geleceğinizin parçası yapmak başka şeydir.
BULTÜRK ikinci modeli savundu.

Sonraki yıllarda GERB’in Kırcaali’de Türk seçmene daha yoğun yöneldiği ve bu seçmen grubunu kazanmak için özel siyasi stratejiler geliştirdiği Bulgar basınına da yansıdı. 2012’de GERB’in Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarına yönelik açılım planları yaptığı ve parti yöneticilerinin BULTÜRK temsilcileriyle görüştüğü haberleştirilmişti.

Bu gelişmeler, yıllar önce söylenen fikrin siyaset tarafından dikkate alınmaya başladığının göstergesidir.

TSVETA KARAYANÇEVA: SOFYA’DAN İSTANBUL’A AÇILAN KAPI

BULTÜRK-GERB ilişkilerinde başka bir sembolik eşik de Tsveta Karayançeva’nın temaslarıdır.

Karayançeva uzun yıllar GERB’in Kırcaali’deki önemli isimlerinden biri oldu ve parlamentoda bölgeyi temsil etti.

2012’de Bulgar basınında, dönemin Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Tsvetan Tsvetanov ile Karayançeva’nın BULTÜRK mensuplarıyla yapılan görüşmeler sonrasında Türkiye’ye yönelik temas hazırlığı içerisinde olduğu aktarılmıştı.

BULTÜRK’ün kendi faaliyet kayıtlarında da Karayançeva’nın Türkiye’de dernek etkinliğine katılan ilk Bulgar milletvekillerinden biri olduğuna vurgu yapılmaktadır.

Bu küçük bir protokol ayrıntısı değildir.

Bulgaristan siyasetindeki düşünce değişikliğini göstermektedir.

Çünkü eski modelde Bulgar siyasetçisi Türkiye’deki Bulgaristan Türklerini başka bir siyasi partinin alanı olarak görüyordu.

Yeni modelde ise:
“Ben de bu vatandaşlarla konuşmalıyım.”
düşüncesi ortaya çıkıyordu.
Demokratik rekabet böyle başlar.

BULTÜRK’ÜN ASIL KAZANCI: SİYASİ TEKELİN ZİHİNSEL OLARAK KIRILMASI

Bütün bu gelişmelerin ortak noktası şudur:
BULTÜRK bir partiden oy alıp başka partiye götürmeye çalışmadı.

Bundan daha kapsamlı bir fikir savundu:
Türk seçmen rekabete açılmalıdır.
Bu stratejinin mantığı basittir.

Bir siyasi parti Türk oylarının kendisine ait olduğunu düşünürse seçmenin pazarlık gücü azalır.

Fakat beş siyasi parti Türk vatandaşlarının desteğini kazanmak için yarışırsa siyasi denge değişir.

O zaman Türk seçmen:
hazır oy olmaktan çıkar,
aranan oy hâline gelir.

İşte BULTÜRK’ün uzun yıllara yayılan çalışmalarının temel stratejik değeri burada bulunmaktadır.

SONRA KAPI DAHA DA BÜYÜK İSİMLERE AÇILDI

İlk dönemlerde milletvekilleri ve parti temsilcileri düzeyinde başlayan temaslar zaman içerisinde Bulgaristan siyasetinin en üst düzey isimlerine kadar yükseldi.

Asen Vasilev…
Kiril Petkov…
Nikolay Denkov…
İvelin Mihaylov…
Ivan Hristanov…

Farklı siyasi çizgilerden isimlerin BULTÜRK ile temas kurması başlı başına incelenmesi gereken bir olgudur.

Burada isimlerin hangi partiye mensup olduğundan daha önemli bir nokta vardır:

Siyasi yelpazenin farklı noktalarındaki isimler aynı adresle konuşma ihtiyacı hissediyor.

Bir sivil toplum kuruluşunun stratejik değerinin en önemli göstergelerinden biri budur.

BULTÜRK NEDEN ÖNEMLİ BİR MUHATAP HÂLİNE GELDİ?

Bunun birkaç nedeni vardır.
Birincisi süreklilik.
BULTÜRK seçimden seçime ortaya çıkan bir yapı değildir.
İkincisi kurumsal hafıza.

Bulgaristan Türklerinin geçmişini, sorunlarını, seçim davranışlarını ve Türkiye-Bulgaristan ilişkilerini uzun yıllardır takip etmektedir.
Üçüncüsü bağımsızlık iddiasıdır.

BULTÜRK herhangi bir Bulgar siyasi partisinin uzantısı olarak hareket etmemeye çalışmıştır.

Dördüncüsü ise belki en önemlisidir:
Alternatif düşünce üretmiştir.

Siyasette gerçek güç yalnız kalabalık toplamak değildir.

Bazen herkesten önce doğru soruyu sormaktır.

BGSAM’IN KURULMASI: DERNEKTEN DÜŞÜNCE MERKEZİNE

Bu noktada BULTÜRK çatısı altında BGSAM’ın kurulmasını da aynı stratejinin devamı olarak değerlendirmek gerekir.
Çünkü yalnız siyasi tepki vermek yeterli değildir.

Araştırma gerekir.
Veri gerekir.
Tarih bilgisi gerekir.
Siyasi senaryo gerekir.
Gelecek projeksiyonu gerekir.

Bir toplum kendisi hakkında düşünce üretmezse başka merkezler onun hakkında düşünce üretir.

BULTÜRK açısından BGSAM’ın değeri burada ortaya çıkmaktadır:

Bulgaristan Türkleri hakkında başkalarının yazdıklarını takip eden değil, Bulgaristan Türklerinin geleceği hakkında politika üreten merkez olmak.

2026: YENİ STRATEJİK EŞİK

Bugün ise mücadele yeni bir aşamaya gelmiştir.

Artık mesele yalnız:
“Bulgar partileri Türk milletvekili adayı göstermeli.”
değildir.

Bu eşik büyük ölçüde aşılmıştır.
Yeni soru şudur:
“Türkler Bulgaristan devletinin en üst makamlarında neden bulunmasın?”

İşte Türk kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısı önerisinin tarihî anlamı burada ortaya çıkmaktadır.
Bu fikir gökten inmedi.
Yaklaşık yirmi yıllık siyasi çizginin doğal devamıdır.

Önce:
Türk farklı partiden aday olabilir mi?
denildi.

Sonra:
Türk listenin birinci sırasında olabilir mi?
denildi.

Ardından:
Türk Bulgar partisinden milletvekili olabilir mi?
denildi.

Şimdi:
Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı olabilir mi?
sorusu soruluyor.

Yarın ise şu soru kaçınılmaz biçimde gelecektir:

Neden Bulgaristan Cumhurbaşkanı Türk kökenli olmasın?
Stratejik süreklilik tam olarak budur.

EKİLEN TOHUMLAR NASIL FİLİZLENİYOR?

Bugün bütün gelişmeleri tek çizgide topladığımızda ortaya oldukça dikkat çekici bir kronoloji çıkmaktadır.

BULTÜRK Türklerin farklı Bulgar siyasi partilerine açılması gerektiğini söyledi.

BULTÜRK kurucularından Muharrem Terzi 2013’te Kırcaali’de DSB’den birinci sıra milletvekili adayı oldu.

BULTÜRK GERB’e Türk seçmene yalnız oy gözüyle bakmamasını, Türk kadrolara yer açmasını söyledi.

GERB Türk seçmene yönelmeye başladı ve BULTÜRK ile temas kurdu.

Tsveta Karayançeva gibi GERB’in önemli Kırcaali siyasetçileri Türkiye’deki Bulgaristan vatandaşlarıyla doğrudan temas kurmaya başladı.

Sonraki yıllarda farklı partilerin milletvekilleri, bakanları, başbakanlık yapmış isimleri ve Cumhurbaşkanlığı iddiasındaki siyasetçileri BULTÜRK ile görüşmeye başladı.

Bugün ise Bulgaristan siyasetinde azınlıkların Cumhurbaşkanlığı seviyesinde temsili ve Türk kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcılığı gibi meseleler konuşuluyor.

Bu nedenle:
“Ekilen tohumlar filizlenmeye başladı.”

ifadesi yalnız duygusal bir benzetme değildir.
Siyasi gelişmelerin uzun vadeli yönünü tarif etmektedir.

FAKAT BULTÜRK’ÜN EN BÜYÜK SINAVI ŞİMDİ BAŞLIYOR

Bir kurumun düşüncelerinin siyasetçiler tarafından konuşulması önemli başarıdır.

Fakat aynı zamanda büyük risk taşır.
Çünkü fikir büyüdükçe onu sahiplenmek isteyenler çoğalır.

Siyasetçi BULTÜRK’ün söylediği düşünceyi kullanabilir.
Fakat seçimden sonra unutabilir.

Bu nedenle bundan sonraki aşama sözlü siyasetten belgeli siyasete geçmektir.

BULTÜRK bütün Cumhurbaşkanı adaylarının önüne aynı belgeyi koymalıdır.

“BULTÜRK 2026 DEMOKRATİK MUTABAKAT BELGESİ”

Bu belge birkaç temel başlık taşımalıdır:
Türk kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısı.

Cumhurbaşkanlığı danışman kadrolarında toplumun bütün kesimlerinin liyakate dayalı temsili.

Türkçe eğitim.
Türk bölgelerinin ekonomik kalkınması.

Gençlerin Bulgaristan’da kalmasını sağlayacak politikalar.
Devlet kurumlarında liyakate dayalı Türk temsili.

1984–1989 asimilasyon döneminin tarihî hafızası.
Nefret söylemiyle mücadele.

Türkiye-Bulgaristan stratejik ilişkileri.
Avrupa Birliği içerisinde güçlü Bulgaristan.

Sonra adaylara yalnız bir soru sorulmalıdır:
“İmzalıyor musunuz?”
İmzalayan da halka açıklanmalıdır.
İmzalamayan da.
Kararı vatandaş vermelidir.

BULTÜRK ADAY BELİRLEYEN DEĞİL, STANDART BELİRLEYEN KURUM OLMALIDIR

BULTÜRK’ün gelecekte yapabileceği en büyük stratejik hata bir siyasi partiyle özdeşleşmek olacaktır.

Çünkü BULTÜRK’ün gerçek gücü bağımsızlığındadır.

Bugün GERB ile konuşabilir.
Yarın PP-DB ile.
Öbür gün Veliçie ile.
Başka gün başka demokratik siyasi güçle.

BULTÜRK’ün görevi:
“Şu adaya oy verin.”
demekten çok,

“Oy isteyen adayın taşıması gereken kriterler bunlardır.”
demek olmalıdır.
Birincisi günlük siyasettir.
İkincisi stratejik siyasettir.

PEŞİN OY YOK: YENİ DÖNEMİN SİYASİ DOKTRİNİ

Bu nedenle BULTÜRK’ün 2026 çizgisi çok net olmalıdır:

PEŞİN OY YOK

Önce adaylar.
Sonra Cumhurbaşkanı Yardımcıları.
Sonra programlar.
Sonra kadrolar.
Sonra yazılı taahhütler.
En son vatandaşın kararı.
Bu yaklaşım herhangi bir partiye karşı değildir.

Tam tersine demokrasinin gereğidir.
Çünkü siyasi rekabet arttıkça seçmenin değeri yükselir.

BULTÜRK’ÜN GELECEK HEDEFİ SEÇİM DEĞİL KADRO OLMALI

Ancak BULTÜRK’ün bir sonraki büyük sıçraması seçim stratejisinden insan yetiştirme stratejisine geçmek olmalıdır.

2013’te Muharrem Terzi bir örnekti.
Şimdi yüzlerce Muharrem Terzi yetiştirmek gerekir.

Ama yeni nesil çok daha güçlü hazırlanmalıdır.
Hukuk bilmeli.
Ekonomi bilmeli.
Diplomasi bilmeli.
Bulgaristan Anayasası’nı bilmeli.
Avrupa Birliği kurumlarını bilmeli.
Bulgarcayı kusursuz konuşmalı.
Türkçesini korumalı.
İngilizce bilmeli.
Medya karşısında güçlü olmalı.
Temiz bir siyasi geçmişe sahip olmalı.

BULTÜRK ve BGSAM’ın uzun vadeli projesi bu nedenle bir Siyaset ve Devlet Yönetimi Akademisi olmalıdır.

2013’TE MİLLETVEKİLLİĞİ, 2026’DA CUMHURBAŞKANI YARDIMCILIĞI, YARIN CUMHURBAŞKANLIĞI
BULTÜRK’ün siyasi çizgisini tek bir cümlede özetlemek istersek belki en doğru kronoloji budur:

2013: Bir Türk farklı bir Bulgar partisinin Kırcaali’de birinci sıra milletvekili adayı olabilir.

2026: Bir Türk Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı olabilir.
Gelecek: Bir Türk kökenli Bulgaristan vatandaşı Cumhurbaşkanı da olabilir.

Burada etnik üstünlük talebi yoktur.
Tam tersine etnik sınırların ortadan kaldırılması talebi vardır.

Bir Türkün Cumhurbaşkanı olabilmesini savunmak Bulgarların karşısında Türkleri yükseltmek değildir.

Şunu savunmaktır:
Bulgaristan devleti bütün vatandaşlarına eşit derecede açıktır.
Gerçek Avrupa demokrasisinin ölçüsü budur.

BULTÜRK’ÜN EN BÜYÜK BAŞARISI MİLLETVEKİLİ ÇIKARMAK DEĞİL, SİYASİ DÜŞÜNCEYİ DEĞİŞTİRMEKTİR

Muharrem Terzi 2013’te milletvekili seçilemedi.

Partisi parlamentoya giremedi.
Bunu yalnız seçim sonucu üzerinden okursak hikâye orada biter.

Fakat stratejik gözle bakarsak hikâye tam orada başlar.
Çünkü o adaylıkla verilen mesaj şuydu:
“Türkler farklı partilerde siyaset yapabilir.”

Sonra başka partiler Türk seçmene yönelmeye başladı.
Türk adaylar farklı listelerde görülmeye başladı.

Bulgar siyasetçiler İstanbul’a gelmeye başladı.
Milletvekilleri geldi.
Bakanlar geldi.
Başbakanlık yapmış siyasetçiler geldi.

Cumhurbaşkanlığına talip isimler gelmeye başladı.
Ve şimdi Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı konuşuluyor.

Bu tabloyu yalnız tesadüflerle açıklamak mümkün değildir.

Bazen siyasi değişimin ilk adımını hükümetler değil, fikrinden vazgeçmeyen küçük kurumlar atar.

Onlar tohumu eker.
İlk yıl hiçbir şey görünmez.
İkinci yıl da görünmez.

Hatta bazıları:
“Bu tohum tutmadı.”
der.
Fakat toprağın altında kök oluşmaktadır.

Yıllar geçer.
Bir gün toprak yarılır.
İlk filiz çıkar.
Bugün Bulgaristan siyasetinde gördüğümüz işaretleri BULTÜRK açısından böyle okumak mümkündür:
Ekilen tohumlar filizleniyor.
Ancak hasat henüz yapılmadı.

BULTÜRK’ün bundan sonraki görevi daha büyüktür.
Bir partiden Türk milletvekili çıkarmak değil, bütün partileri Türk vatandaşlarına açmak.

Bir Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı istemek değil, bunun doğal kabul edildiği siyasi kültürü oluşturmak.
Bir seçimi etkilemek değil, gelecek neslin devlet adamlarını yetiştirmek.

Bir siyasetçinin ziyaretinden gurur duymak değil, o siyasetçinin önüne Bulgaristan’ın geleceğine ilişkin politika koyabilmek.

Ve nihayet:
Sofya’da “BULTÜRK kimi destekliyor?” sorusundan önce “BULTÜRK bu konuda ne düşünüyor?” sorusunun sorulduğu bir kurumsal ağırlık oluşturmak.

Birincisi seçim gücüdür.
İkincisi düşünce gücüdür.
Seçimler gelir geçer.
Partiler yükselir düşer.
Liderler değişir.

Ama doğru zamanda ekilen doğru fikirler yaşamaya devam eder.

BULTÜRK’ün bundan sonraki stratejik hedefi de tam olarak bu olmalıdır:

Bulgaristan siyasetinin arkasından yürüyen değil, yarının kaçınılmaz demokratik fikirlerini bugünden ortaya koyan bir düşünce ve temsil merkezi olmak.

Çünkü artık mesele Türklerin kimin arkasından gideceği değildir.

Asıl mesele şudur:
Bulgaristan’ı yönetmek isteyenler, Bulgaristan Türklerini ne kadar gerçek ortak kabul edecek?

Önümüzdeki dönemin bütün siyasi mücadelesi bu sorunun cevabında saklıdır.