EKİLEN TOHUMLAR FİLİZLENİYORMU?
BULTÜRK’ün Bulgaristan Siyasetine Yön Veren Stratejik Yolculuğu
Ercüment ÇALIM
Bulgaristan siyasetini yalnız seçim sonuçları üzerinden okumak eksik bir yöntemdir. Stratejik planlama açısından asıl önemli olan, hangi fikrin ne zaman ortaya atıldığı, kimlerin bu fikri taşıdığı ve yıllar sonra hangi siyasi aktörlerin aynı çizgiye gelmeye başladığıdır.
BULTÜRK’ün yaklaşık yirmi yılı aşan mücadelesine bu gözle bakıldığında karşımıza sıradan bir dernek faaliyetinden çok daha geniş bir tablo çıkmaktadır.
Bugün Bulgaristan’da konuşulmaya başlanan bazı meselelerin temeli yıllar önce atılmıştır:
Türklerin yalnız bir siyasi yapının seçmeni olmaması…
Bulgaristan’daki bütün demokratik partilerin Türk vatandaşlarına açılması…
Kırcaali’de farklı partilerden Türk adayların seçilebilir sıralara konulması…
Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının Sofya tarafından doğrudan muhatap alınması…
Türk gençlerinin yalnız milletvekilliğine değil, devlet yönetiminin üst kademelerine hazırlanması…
Ve 2026’ya gelindiğinde:
Neden Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türk kökenli bir Bulgaristan vatandaşı olmasın?
Bu fikirler birbirinden bağımsız değildir. Bunlar aynı stratejik yolun kilometre taşlarıdır.
Ve bugün geriye baktığımızda söyleyebileceğimiz en önemli cümle şudur:
BULTÜRK’ün yıllar önce ektiği bazı siyasi tohumlar artık Bulgaristan siyasetinde filiz vermeye başlamaktadır.
BULTÜRK’ÜN TEMEL STRATEJİSİ:
TÜRKLERİ BİR PARTİDEN ÇIKARIP SİYASETİN TAMAMINA TAŞIMAK
1990 sonrası Bulgaristan Türklerinin siyasal yapılanması tarihî şartların doğal sonucu olarak büyük ölçüde tek merkezli gelişti. 1984–1989 asimilasyon politikalarının yaraları henüz açıktı.
Türk toplumu güvenlik arıyordu. Kimliğini koruyacak siyasi temsil arıyordu.
Bu nedenle başlangıç dönemindeki siyasi birlik anlaşılabilir bir ihtiyaçtı.
Ancak zaman içerisinde bu model başka bir sorun oluşturdu.
Türkler belirli bir siyasi yapıyla özdeşleştikçe diğer Bulgar partileri Türk seçmene ulaşmayı gereksiz görmeye başladı. Böylece iki taraflı bir siyasi tekel oluştu.
Bir taraf:
“Türk seçmen zaten bizim.” diye düşündü.
Diğer partiler ise: “Türklerden zaten oy alamayız.” sonucuna vardı.
BULTÜRK’ün uzun vadeli stratejik itirazı tam da burada başladı.
BULTÜRK dedi ki: Türkler hiçbir siyasi partinin tapulu malı değildir.
Bulgaristan Türkleri Bulgaristan Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşlarıdır.
GERB’de de siyaset yapabilmelidir.
DSB’de de.
PP-DB çizgisinde de.
Yeni kurulan demokratik partilerde de.
Başka siyasi yapılarda da.
Çünkü gerçek siyasi entegrasyon Türklerin kendi siyasi mahallesine kapanması değil, Bulgaristan siyasetinin tamamında bulunabilmesidir.
2009: KIRCAALİ’DE İLK BÜYÜK PSİKOLOJİK DUVAR KIRILIYOR
Bu stratejinin önemli dönüm noktalarından biri 2009 seçimleridir.
Boyko Borisov liderliğindeki GERB, Kırcaali seçim bölgesinden parlamentoya milletvekili çıkardı.
Bulgaristan Parlamentosu kayıtları, Tsveta Karayançeva’nın 29 Temmuz 2009’dan itibaren GERB adına 9-Kırcaali seçim bölgesinden 41. Halk Meclisi üyesi olduğunu doğrulamaktadır.
Bu gelişmenin siyasi anlamı milletvekilinin kimliğinden daha büyüktür.
Çünkü Kırcaali yıllarca başka siyasi güçlerin kolay kolay giremeyeceği bir bölge olarak görülmüştü.
2009 sonucu ilk kez ciddi biçimde şunu gösterdi:
Kırcaali siyasi olarak kapalı bir alan değildir.
İşte BULTÜRK’ün savunduğu temel düşüncenin sahadaki karşılığı burada görülmeye başladı:
Kırcaali’de Türk seçmenin karşısına alternatif çıkarırsanız siyasi rekabet oluşur. Siyasi rekabet oluşursa seçmenin değeri yükselir. Seçmenin değeri yükselirse partiler artık onu hazır oy olarak göremez. Bu yalnız GERB’in başarısı değildir.
Stratejik açıdan bakıldığında, Kırcaali’nin tek siyasi adres olmadığı fikrinin güç kazanmasıdır.
BULTÜRK’ÜN GERB’E VERDİĞİ MESAJ: TÜRKLERDEN OY İSTİYORSANIZ TÜRKLERİ KADRONUZA ALIN
BULTÜRK’ün GERB’e ilişkin yıllar boyunca savunduğu yaklaşım yalnız “Kırcaali’ye gidin” değildi.
Daha önemli bir öneri vardı: Türklerden oy istiyorsanız Türkleri aday yapın.
Bu düşünce siyasi planlama açısından son derece önemlidir.
Bir toplumun oyunu almak isteyip o topluma siyasi temsil vermemek sürdürülebilir değildir.
BULTÜRK bu nedenle Bulgar partilerinin Türk adayları listelerine alması gerektiğini savundu.
Ama sadece dekoratif biçimde değil. Seçilemeyecek sıralardan değil.
Seçilebilir yerlerden.
Bu, Türk seçmenin siyasi değerini yükselten bir talepti.
BULTÜRK’ün temel yaklaşımı şöyle özetlenebilir:
Türk vatandaşını yalnız sandık günü hatırlamayın; onu partinizin karar mekanizmasına, aday listesine ve devlet yönetimine taşıyın.
Bugün Bulgaristan’daki farklı siyasi hareketlerin Türk aday arayışına girmesi bu fikrin giderek normalleştiğini göstermektedir.
TSVETA KARAYANÇEVA TEMASI:
SOFYA İSTANBUL’DAKİ BULGARİSTAN VATANDAŞLARINI KEŞFEDİYOR
Bir diğer önemli eşik, GERB’in Kırcaali’deki güçlü isimlerinden Tsveta Karayançeva ile BULTÜRK arasındaki temaslardır.
2012’de Bulgar basınında, GERB’in Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarına ulaşma stratejisi geliştirdiği, parti yöneticilerinin BULTÜRK temsilcileriyle temas kurduğu ve Karayançeva’nın Türkiye’ye yönelik siyasi çalışmalar içerisinde bulunduğu aktarılıyordu.
Bu gelişmenin sembolik anlamı büyüktür.
Çünkü uzun yıllar Türkiye’deki Bulgaristan vatandaşları belirli bir siyasi yapının doğal alanı olarak görüldü. Bir Bulgar partisinin temsilcisinin İstanbul’a gelip bu vatandaşlarla doğrudan konuşması şu zihinsel değişimin başlangıcıdır:
“Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarıyla yalnız bir parti değil, hepimiz konuşabiliriz.”
İşte demokratik rekabet böyle oluşur. BULTÜRK’ün stratejik başarısı da burada görülmektedir.
Türk seçmeni bir partiden alıp başka partiye bağlamak değil, bütün siyasi partilerin ulaşmak zorunda olduğu bir seçmen topluluğuna dönüştürmek.
2013: MUHARREM TERZİ ADAYLIĞI — BULTÜRK FİKRİNİ KENDİ KADROSUYLA SINADI
BULTÜRK’ün siyasi tarihindeki en önemli fakat yeterince üzerinde durulmayan örneklerden biri 2013 yılında yaşandı.
BULTÜRK’ün kurucuları arasında yer alan Muharrem Terzi, 12 Mayıs 2013 erken genel seçimlerinde eski Başbakan İvan Kostov’un liderliğini yaptığı Demokratlar için Güçlü Bulgaristan’ın Kırcaali milletvekili adayı oldu. Üstelik sıradan bir aday değildi.
Kırcaali listesinin birinci sırasında yer aldı.
Dönemin haberleri Muharrem Terzi’nin DSB’nin Kırcaali’deki 1. sıra milletvekili adayı olduğunu ve BULTÜRK’ün kurucuları arasında yer aldığını açıkça kaydetmektedir. (Kırcaali Haber)
Bu adaylık BULTÜRK’ün siyasi düşüncesini anlamak açısından son derece önemlidir.
Çünkü BULTÜRK yalnız:
“Türkler farklı Bulgar partilerinde siyaset yapmalıdır.” demedi.
Kendi çevresinden bir ismin bunu fiilen denemesini sağladı. Sonuç alınamadı. DSB parlamento barajını geçemedi. Ama stratejik planlama yalnız seçim sonucuna bakmaz. Bazen seçim kaybedilir, fikir kazanır. Muharrem Terzi milletvekili olamadı. Fakat çok önemli bir tabu kırıldı:
Bir Türk, Kırcaali’de HÖH/DPS dışındaki bir Bulgar siyasi partisinin birinci sıra adayı olabilir.
Bu düşüncenin 2013 yılında sahaya sürülmesi, bugünkü siyasi çoğulculuğun erken örneklerinden biri olarak görülmelidir.
BAŞARISIZLIK MIYDI? STRATEJİ UZMANI BÖYLE BAKMAZ
Muharrem Terzi’nin seçilememesine yalnız: “Parti baraj altında kaldı.”
şeklinde bakarsak siyasi tarihin önemli bir bölümünü kaçırırız.
Stratejik değerlendirmede üç farklı sonuç vardır:
Taktik sonuç, operasyonel sonuç ve stratejik sonuç.
Taktik sonuç: Milletvekilliği kazanılamadı.
Operasyonel sonuç: Kırcaali’de alternatif bir Türk aday modeli test edildi.
Stratejik sonuç: Türklerin farklı Bulgar partilerinden siyasete girmesinin mümkün olduğu kamuoyuna gösterildi. İşte uzun vadede değerli olan üçüncü sonuçtur.
BULTÜRK’ün siyasal çizgisini anlamak isteyenlerin bu ayrımı görmesi gerekir.
SONRA SİYASETÇİLER BULTÜRK’E GELMEYE BAŞLADI
Yıllar içerisinde başka bir değişim ortaya çıktı.
Başlangıçta BULTÜRK Bulgar siyasetçilerine fikir anlatmaya çalışıyordu.
Zaman içerisinde Bulgar siyasetçileri BULTÜRK’e gelmeye başladı.
Bu değişim stratejik açıdan son derece önemlidir.
Çünkü bir sivil toplum kuruluşunun etkisi yalnız yaptığı açıklamalarla ölçülmez.
Kimlerin o kurumla konuşmaya ihtiyaç duyduğu da önemli göstergedir.
ASEN VASİLEV ZİYARETİ: TEMASIN SEVİYESİ YÜKSELİYOR
Bulgaristan’ın eski Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Asen Vasilev’in BULTÜRK’ü ziyaret etmesi bu sürecin önemli halkalarından biridir.
BULTÜRK’ün kendi kayıtlarında Vasilev’in 13 kişilik bir heyetle İstanbul’daki BULTÜRK merkezine geldiği; heyette Kırcaali’den genç Türk milletvekili adayı Şaban İsmail’in de bulunduğu belirtilmektedir. Görüşmede seçimler, azınlıkların durumu ve Türk adaylar gibi konuların konuşulduğu aktarılmaktadır.
Burada önemli bir sembolizm vardır. Yıllar önce BULTÜRK:
“Bulgar partileri Türk aday göstermelidir.” diyordu.
Yıllar sonra Bulgaristan’ın önemli siyasi hareketlerinden birinin en üst düzey isimlerinden biri İstanbul’a gelirken beraberinde Kırcaali’den Türk milletvekili adayını getiriyordu.
Stratejik değişim bazen böyle görünür hâle gelir.
KİRİL PETKOV VE NİKOLAY DENKOV DÖNEMİ: BULTÜRK ARTIK ÜST DÜZEY SİYASETİN RADARINDA
Daha sonra Bulgaristan’ın yakın dönem başbakanları Kiril Petkov ve Nikolay Denkov çevresiyle geliştirilen temaslar, BULTÜRK’ün yalnız bir siyasi partinin veya ideolojik hattın muhatabı olmadığını gösteren önemli bir aşamadır.
Burada asıl mesele isimler değildir.
Mesele seviyedir.
Önce milletvekilleri…
Sonra parti yöneticileri…
Sonra bakanlar…
Başbakan yardımcısı…
Başbakanlık yapmış isimler…
Ve bugün Cumhurbaşkanlığına talip olan siyasetçiler…
Bu kronoloji bize önemli bir şey söylemektedir:
BULTÜRK’ün muhataplık seviyesi yükselmiştir.
Bir kurum açısından gerçek siyasi sermaye tam da budur.
İVELİN MİHAYLOV: BULTÜRK’ÜN MASASINA GELEN YENİ SİYASİ HAT
Veliçie lideri İvelin Mihaylov’un da BULTÜRK ile temas kurması, siyasi yelpazenin daha farklı kesimlerinin Bulgaristan Türkleriyle doğrudan ilişki kurmaya başladığını göstermektedir.
Bugün Mihaylov’un Cumhurbaşkanlığı yarışına yönelik siyasi hazırlıkları ve Türk kökenli bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı ihtimali çevresinde oluşan tartışmalar, BULTÜRK’ün son dönemde kamuoyuna taşıdığı fikirlerle birlikte değerlendirilmelidir.
Burada ihtiyatlı olmak gerekir: Bir siyasetçinin bir düşünceyi kullanması otomatik olarak o fikri BULTÜRK’ten aldığı anlamına gelmez. Bunu belge olmadan iddia etmek doğru olmaz.
Fakat daha önemli bir gerçek vardır:
Dün BULTÜRK’ün tartışmaya açtığı meselelerin bugün Bulgaristan siyasetinde konuşulabilir hâle gelmesi başlı başına bir başarıdır.
Çünkü siyasi fikirlerin en büyük zaferi sahibinin adının anılması değil, fikrin normalleşmesidir.
IVAN HRISTANOV ÖRNEĞİ: AZINLIKLARIN CUMHURBAŞKANLIĞINDA TEMSİLİ
BULTÜRK’ün 2026 Cumhurbaşkanlığı sürecindeki rolünün başka bir boyutu Ivan Hristanov örneğinde görülmektedir. Hristanov’un İstanbul’da BULTÜRK toplantısında Cumhurbaşkanlığı iddiasını ortaya koyması ve Cumhurbaşkanlığı danışman kadrosunda azınlıklara daha geniş temsil verilmesi gerektiğini dile getirmesi yeni siyasi dilin göstergelerinden biridir.
Buradaki asıl değişim isimden bağımsızdır:
Cumhurbaşkanlığı kurumu artık yalnız Bulgar çoğunluğun değil, Bulgaristan’daki bütün vatandaşların temsil edildiği bir kurum olmalıdır düşüncesi tartışılmaya başlamıştır.
Bu, BULTÜRK’ün yıllardır savunduğu eşit vatandaşlık anlayışı açısından önemli bir eşiği ifade etmektedir.
2026: ARTIK MİLLETVEKİLLİĞİNİ DEĞİL CUMHURBAŞKANI YARDIMCILIĞINI KONUŞUYORUZ
BULTÜRK Genel Başkanı Rafet Ulutürk’ün son dönemde televizyon programlarında ve yazılarında sürekli gündeme getirdiği soru şudur:
“Neden Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türk kökenli bir Bulgaristan vatandaşı olmasın?”
Bu düşünceyi 2009 ve 2013 gelişmelerinden bağımsız okumamak gerekir.
Çünkü ortada açık bir stratejik yükselme vardır.
2009: Kırcaali’de başka bir Bulgar partisi milletvekili çıkarabilir mi?
2013: Bir Türk başka bir Bulgar siyasi partisinin Kırcaali’de birinci sıra adayı olabilir mi?
Sonraki yıllar:
Türk adaylar büyük Bulgar partilerinin listelerinde yer alabilir mi?
2026: Bir Türk Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı olabilir mi?
Gelecekte sorulacak soru ise bellidir:
“Neden Bulgaristan Cumhurbaşkanı Türk kökenli bir Bulgaristan vatandaşı olmasın?”
İşte stratejik planlama budur. Bugünün makamını değil, yarının normalini düşünmek.
BULTÜRK’ÜN EN BÜYÜK BAŞARISI: SİYASİ TEKELİ DEĞİL, ZİHİNSEL TEKELİ KIRMAK
Bir sivil toplum kuruluşunun başarısını kaç milletvekili çıkardığıyla ölçemeyiz.
Çünkü BULTÜRK siyasi parti değildir.
BULTÜRK’ün gerçek etkisini başka kriterlerle değerlendirmek gerekir: Daha önce konuşulmayan hangi fikirleri gündeme soktu? Bulgar siyasetçilerin Türk seçmene bakışını değiştirdi mi?
Türklerin farklı siyasi partilerde yer alması normalleşti mi? Bulgar partilerinin Türkiye’deki Bulgaristan vatandaşlarıyla doğrudan temas kurmasını teşvik etti mi?
Türklerin devlet yönetimindeki temsil meselesini yükseltebildi mi? Bu sorulara bakıldığında BULTÜRK’ün asıl rolünün siyasi yol göstericilik ve gündem üretmek olduğu görülmektedir.
BULTÜRK’ÜN EN DOĞRU STRATEJİSİ: PARTİ SEÇMEK DEĞİL, PARTİLERE KRİTER KOYMAK
Fakat burada çok önemli bir tehlike vardır. Bir kurum siyasi etkisi arttıkça siyasi partiler onu kendi yanına çekmek ister. BULTÜRK bu noktada dikkatli olmak zorundadır.
GERB’le görüşür.
PP-DB ile görüşür.
Veliçie ile görüşür.
Edinenie ile görüşür.
Diğer demokratik siyasi hareketlerle de görüşür. Ama hiçbiri BULTÜRK’ün partisi hâline gelmemelidir.
Çünkü BULTÜRK’ün stratejik avantajı bağımsızlığıdır. En güçlü pozisyon:
“Biz şu adayı destekliyoruz.” demek değildir.
Daha güçlü pozisyon:
“Bizim kriterlerimiz bunlardır; kim karşılıyorsa Türk seçmenin karşısına çıksın.” demektir.
PEŞİN OY YOK: BULTÜRK’ÜN SİYASİ DOKTRİNİ OLMALI
2026 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde BULTÜRK’ün temel stratejisi şu dört kelimede özetlenebilir:
PEŞİN OY YOK.
Önce aday.
Sonra Cumhurbaşkanı Yardımcısı.
Sonra program.
Sonra kadro.
Sonra yazılı taahhüt.
Sonra performans göstergeleri.
En sonunda vatandaşın tercihi.
Bu yaklaşım herhangi bir partiye karşı değildir.
Tam tersine demokrasinin gereğidir.
Bir parti Türk oyunu garanti görürse Türklerin siyasi değeri düşer.
Beş parti Türk oyunu kazanmak için yarışırsa Türklerin siyasi değeri yükselir.
Stratejik hedef budur.
BUNDAN SONRA FOTOĞRAF DEĞİL DOSYA DÖNEMİ BAŞLAMALI
BULTÜRK açısından yeni aşamada siyasi ziyaretler tek başına başarı sayılmamalıdır.
Milletvekili gelir.
Bakan gelir.
Başbakan gelir.
Cumhurbaşkanı adayı gelir.
Fotoğraf çekilir.
Haber yapılır.
Ama stratejik kurum şu soruyu sorar:
Sonra ne oldu?
Bundan sonra BULTÜRK’e gelen her siyasi heyetin önüne hazırlanmış bir dosya konulmalıdır.
Örneğin: “BULGARİSTAN TÜRKLERİ 2035 STRATEJİ BELGESİ”
Bu belgede şu alanlar bulunmalıdır:
Siyasi temsil.
Türkçe eğitim.
Ekonomik kalkınma.
Gençlerin göçü.
Devlet kurumlarında liyakat.
Kamu yönetimi.
Diplomasi.
Kültürel miras.
1984–1989 tarihî hafızası.
Nefret söylemiyle mücadele.
Türkiye-Bulgaristan ilişkileri.
Avrupa Birliği.
Demografi.
Teknoloji ve yapay zekâ.
Gençlik politikaları.
Sonra her siyasi lidere aynı belge verilmelidir.
“BULTÜRK 20 SORU” MODELİ
2026 Cumhurbaşkanlığı seçimleri için tüm adaylara aynı yirmi soru yöneltilmelidir.
Bunlardan bazıları şunlar olabilir:
Türk kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısına yaklaşımınız nedir?
Cumhurbaşkanlığı danışman kadrolarında Türk, Roman, Pomak ve diğer toplulukların liyakate dayalı temsilini destekliyor musunuz?
Türkçe eğitimi nasıl güçlendireceksiniz?
Kırcaali ve Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde yatırım politikası ne olacak?
Devlet kurumlarında Türk gençlerinin yükselmesinin önündeki engeller nasıl kaldırılacak?
1984–1989 asimilasyon politikalarının devlet hafızasındaki yeri ne olmalı?
Türkiye-Bulgaristan ilişkilerini nasıl görüyorsunuz?
Avrupa’daki Bulgaristan vatandaşlarının ülkeyle bağını nasıl güçlendireceksiniz?
Sonra cevaplar yayımlanmalıdır.
BULTÜRK: “Şuna oy verin.” dememelidir.
Şunu demelidir: “İşte adayların cevapları. Kararı siz verin.”
İşte gerçek demokratik güç budur.
BULTÜRK’ÜN BİR SONRAKİ BÜYÜK PROJESİ: İNSAN YETİŞTİRMEK
Muharrem Terzi örneği çok değerlidir.
Ama stratejik hedef bir Muharrem Terzi değil, yüzlerce nitelikli siyasetçi yetiştirmek olmalıdır.
BULTÜRK ve BGSAM bu nedenle kalıcı bir:
BULGARİSTAN SİYASET VE DEVLET YÖNETİMİ AKADEMİSİ kurmalıdır.
Burada gençlere:
Bulgaristan Anayasası,
hukuk,
ekonomi,
kamu yönetimi,
diplomasi,
AB kurumları,
siyaset bilimi,
stratejik planlama,
medya yönetimi,
hitabet,
müzakere,
Bulgaristan tarihi,
Türk tarihi
öğretilmelidir.
Bulgarca kusursuz olmalıdır.
Türkçe korunmalıdır.
İngilizce zorunlu seviyeye çıkarılmalıdır.
Sonra bu gençler yalnız bir siyasi partiye yönlendirilmemelidir.
GERB’e giden olsun.
PP-DB’ye giden olsun.
Başka demokratik yapılara giden olsun.
Belediyelere girsinler.
Bakanlıklara girsinler.
Diplomasiye girsinler.
Avrupa kurumlarına girsinler.
Asıl stratejik hedef budur:
Türkleri partilere dağıtmak değil, Bulgaristan devletinin bütün kurumlarına yerleştirmek.
BULTÜRK BİR “SİYASİ ERKEN UYARI MERKEZİ” DE OLMALI
BULTÜRK’ün elindeki en büyük potansiyel yalnız siyasi ilişkiler değildir.
Bilgi üretme kapasitesidir.
Her yıl:
“BULGARİSTAN TÜRKLERİ DURUM RAPORU”
hazırlanmalıdır.
Raporda ölçülebilir göstergeler bulunmalıdır.
Kaç Türk milletvekili var?
Kaçı farklı partilerde?
Kaç Türk üst düzey devlet görevlisi var?
Kaç diplomat?
Kaç hakim?
Kaç savcı?
Türk bölgelerinde kişi başına yatırım ne kadar?
Genç nüfus ne hızla azalıyor?
Kaç genç göç ediyor?
Türkçe eğitim hangi durumda?
Böyle bir rapor yayımlandığında BULTÜRK yalnız görüş bildiren kurum olmaktan çıkar.
Veri üreten otoriteye dönüşür.
“HERKES BULTÜRK’Ü İZLİYOR” DİYE Mİ OKUMALIYIZ?
Bu noktada güçlü fakat ölçülü konuşmak gerekir.
“Bulgaristan’daki bütün partiler BULTÜRK’ün her söylediğini takip ediyor” şeklinde kesin bir iddia ortaya koymak için daha kapsamlı kanıt gerekir.
Fakat bugün rahatlıkla söylenebilecek başka bir gerçek vardır:
Bulgaristan siyasetinin farklı kesimlerinden üst düzey aktörler BULTÜRK’ü muhatap alma ihtiyacı hissetmeye başlamıştır.
GERB çevreleriyle temaslar…
Tsveta Karayançeva…
Asen Vasilev…
Kiril Petkov ve Nikolay Denkov çevresi…
İvelin Mihaylov…
Ivan Hristanov…
Bu farklı siyasi çizgilerin ortak noktası BULTÜRK ile temas kurmuş olmalarıdır.
Bu nedenle daha stratejik cümle şudur:
BULTÜRK artık Bulgaristan siyasetinin görmezden gelmesinin kolay olmadığı bir sivil toplum ve fikir merkezine dönüşmektedir.
Asıl hedef ise bundan da ileri olmalıdır.
Sofya’da:
“BULTÜRK kimi destekliyor?”
sorusundan önce:
“BULTÜRK bu konuda ne düşünüyor?”
sorusunun sorulması.
Birinci soru seçim etkisini gösterir.
İkinci soru düşünce gücünü.
Kalıcı olan ikincisidir.
2009’DAN 2026’YA: BİR STRATEJİNİN YÜKSELİŞ MERDİVENİ
BULTÜRK’ün izlediği yolu bir stratejik merdiven olarak düşündüğümüzde tablo daha net görünür:
2009: Kırcaali siyasi rekabete açılabilir.
2013: Bir Türk, başka bir Bulgar siyasi partisinin Kırcaali’de birinci sıra milletvekili adayı olabilir. Muharrem Terzi’nin adaylığı bunu gösterdi. (Kırcaali Haber)
Sonraki dönem:
Bulgar siyasi partileri Türkiye’deki Bulgaristan vatandaşlarıyla doğrudan temas kurmaya başladı.
Asen Vasilev dönemi:
Üst düzey siyasi aktörler BULTÜRK’e gelmeye başladı; görüşmelere Türk milletvekili adayları da dahil edildi. (Bulturk)
2026: Artık azınlıkların Cumhurbaşkanlığında temsili ve Türk kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısı konuşuluyor.
Bir sonraki aşama: Türk kökenli Cumhurbaşkanı adayı fikrinin normalleşmesi.
Bu sıralama tesadüf değil, siyasi olgunlaşmanın doğal mantığıdır.
EKİLEN TOHUMLAR FİLİZLENİYOR; AMA HASAT HENÜZ BAŞLAMADI
BULTÜRK açısından bugün zafer ilan etme zamanı değildir.
Çünkü stratejik kurum kendisini ziyaret eden siyasetçilerin sayısıyla başarı ölçmez.
Sonuçlarla ölçer. Gerçek başarı ne zaman gelecektir?
Bulgaristan’ın bütün büyük demokratik partilerinde Türk siyasetçiler doğal biçimde bulunduğunda.
Türk gençleri devlet yönetiminde yükseldiğinde.
Türk bölgelerinin ekonomik geri kalmışlığı azaldığında.
Türkçe eğitim güvence altında olduğunda.
Cumhurbaşkanlığı kurumunun danışman kadrolarında toplumun bütün kesimleri doğal biçimde temsil edildiğinde. Türk kökenli bir Cumhurbaşkanı Yardımcısının adaylığı artık kimseyi şaşırtmadığında.
Ve bir gün Türk kökenli bir Bulgaristan vatandaşının Cumhurbaşkanı adaylığı sıradan demokratik bir ihtimal olarak görüldüğünde.
O zaman hasattan söz edebiliriz.
BULTÜRK’ÜN ASIL GÜCÜ “KİMİ DESTEKLEDİĞİ” DEĞİL, HANGİ YOLU GÖSTERDİĞİDİR
BULTÜRK’ün siyasi tarihini yalnız görüşmeler, ziyaretler ve seçimler üzerinden değerlendirmek eksik olur. Asıl önemli olan fikirlerin sürekliliğidir.
Bir dönem: “Türkler başka partilerde aday olabilir.” denildi.
Muharrem Terzi aday oldu.
Bir dönem: “Kırcaali’de siyasi tekel kırılabilir.” denildi.
2009’da GERB Kırcaali’den milletvekili çıkardı. Bulgaristan Parlamentosu kayıtları Tsveta Karayançeva’nın 2009’da GERB adına Kırcaali’den seçildiğini doğruluyor.
Bir dönem: “Bulgar partileri Türkiye’deki vatandaşlarla doğrudan konuşmalı.” denildi.
Milletvekilleri geldi.
Bakanlar geldi.
Başbakan yardımcısı geldi.
Başbakanlık yapmış isimler geldi.
Cumhurbaşkanlığına talip siyasetçiler gelmeye başladı.
Şimdi: “Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı neden olmasın?” deniliyor.
Yarın başka bir eşik aşılacaktır.
Bütün bunların ortak adı siyasi yol göstericiliktir.
Ancak BULTÜRK’ün bundan sonra yapması gereken daha büyüktür.
Partilerin peşinden yürümek değil, partilerin önüne fikir koymak.
Bir adayın yanında durmak değil, bütün adayların uyması gereken standartları belirlemek.
Halka kime oy vereceğini söylemek değil, halkın bilinçli tercih yapabilmesi için gerçek alternatif oluşturmak.
Bir seçim kazanmak değil, bir nesil yetiştirmek.
Bir makam istemek değil, devletin bütün kapılarını liyakatli Türk vatandaşlarına açtırmak.
Bir partinin oy deposu olmak değil, bütün partilerin güvenini kazanmak zorunda olduğu bilinçli seçmen topluluğu oluşturmak.
İşte stratejik planlama uzmanının gözüyle BULTÜRK’ün gerçek hedefi budur.
Ve bütün bu uzun yolculuğu belki tek cümle en iyi şekilde özetlemektedir:
BULTÜRK bugün siyasetin arkasından koşan bir dernek olmamalı; Bulgaristan siyasetinin yarın gitmek zorunda kalacağı yolu bugünden tarif eden stratejik merkez olmalıdır.
Çünkü siyasette gerçek güç yalnız sandıkta kazanmak değildir.
Bazen asıl güç, yıllar önce söylediğiniz bir fikrin yıllar sonra herkes tarafından konuşulmaya başlanmasıdır.
Tohum yıllar önce atıldı.
Bazıları hiç yeşermeyeceğini düşündü.
Bazıları önemsemedi.
Bazıları karşı çıktı.
Ama bugün toprak hareket ediyor.
Ekilen tohumlar filizleniyor.
Şimdi görev daha büyüktür:
O filizleri kişisel veya partisel çıkarlara teslim etmeden, Bulgaristan Türklerinin eşit vatandaşlık, liyakat, demokrasi ve devlet yönetimine katılım ağacına dönüştürmek.
İşte yeni dönem budur.

