BULGARİSTAN’DA YENİ DÖNEM BAŞLIYOR: SİYASET NEDEN BULTÜRK’ÜN YILLARDIR SÖYLEDİĞİ NOKTAYA GELİYOR?

Türk seçmen “oy deposu” olmaktan çıkıp siyasetin denge unsuru hâline mi geliyor?

Arzu ÜNAL

Bulgaristan 25 Ekim 2026 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşırken, yalnız adayların değil siyasetin kullandığı kavramların da değişmeye başladığını görüyoruz.

Bu değişimi dikkatle okumak gerekiyor.

Çünkü bugün Bulgaristan siyasetinde konuşulmaya başlanan bazı meseleler birkaç yıl önce neredeyse hiç tartışılmıyordu: Türklerin farklı demokratik partilerde siyaset yapması…

Azınlıkların Cumhurbaşkanlığı kurumunda doğrudan temsil edilmesi…

Türk kökenli bir Bulgaristan vatandaşının Cumhurbaşkanı Yardımcısı olabilmesi…

Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının yalnız seçim zamanlarında değil, ülkenin geleceği konuşulurken de muhatap alınması… Ve en önemlisi:

Bulgaristan Türklerinin tek bir siyasi yapının doğal seçmeni olarak görülmemesi.

Bunların tesadüfen aynı dönemde ortaya çıktığını düşünmek eksik bir siyasi okuma olur. Ortada yavaş fakat dikkat çekici bir zihniyet değişimi vardır. Bu değişimin oluşmasında yıllardır aynı görüşleri savunan sivil toplum kuruluşlarının rolü ayrıca incelenmelidir.

Bunların başında da BULTÜRK gelmektedir.


BULTÜRK’TE SÖYLENENLER ARTIK SEÇİM MEYDANLARINA TAŞINIYOR

Burada somut gelişmelere bakmak gerekiyor. İvelin Mihaylov’un İstanbul’da BULTÜRK yönetimiyle görüştüğü Bulgar basınına da yansıdı. Görüşmede ekonomi, Bulgaristan vatandaşlarının yaşam şartları ve iki ülke arasındaki ilişkiler üzerine fikir alışverişinde bulunulduğu aktarıldı.

Bu ziyaret tek başına değerlendirilmemelidir. Çünkü BULTÜRK yalnızca Veliçie ile görüşmedi.

Ivan Hristanov liderliğindeki Edinenie heyetinin BULTÜRK’ü ziyareti de daha önce Bulgar medyasında yer aldı. Bu görüşmede özellikle Bulgaristan’ın etnik modeli ve bunun tek bir siyasi yapının tekeline bırakılamayacağı düşüncesinin tartışıldığı aktarılmıştı.

Daha önemlisi 2026 yılında yaşandı.

Ivan Hristanov, İstanbul’da BULTÜRK tarafından düzenlenen toplantıda Bulgaristan Cumhurbaşkanlığına adaylığını kamuoyu önünde açıkladı. Aynı toplantıda azınlıkların devlet yönetiminde daha güçlü temsil edilmesi gerektiğini savundu ve seçilmesi hâlinde Cumhurbaşkanlığı danışman kadrosunda farklı etnik ve kültürel topluluklara önemli ölçüde yer vereceğini söyledi.

Hristanov’un Cumhurbaşkanlığı adaylığı bugün artık yalnız İstanbul’daki bir açıklamadan ibaret değildir; Bulgaristan kamuoyunda da açık biçimde tartışılan bir adaylıktır. Ağustos ayında Bulgaristan Ulusal Radyosu’na verdiği röportajda Cumhurbaşkanının halkı birleştiren ses olması gerektiğini söyledi.

Dolayısıyla ortaya önemli bir siyasi tablo çıkmaktadır:

Bulgaristan’ın Cumhurbaşkanı olmak isteyen siyasetçiler İstanbul’a geliyor, BULTÜRK ile görüşüyor ve Bulgaristan Türklerinin devlet içindeki temsili üzerine konuşuyor.

Bu küçümsenecek bir gelişme değildir.


35 YIL SONRA DEĞİŞEN SORU

Bulgaristan Türklerinin siyasetle ilişkisi uzun yıllar boyunca yanlış bir soru üzerinden kuruldu:

“Türkler hangi partiye oy verecek?” Oysa artık sorunun değiştirilmesi gerekiyor:

“Bulgaristan’ın siyasi partileri Türk vatandaşlarını kendi kadrolarına nasıl dahil edecek?”

İşte yeni dönemin özü budur. Türklerin bir partinin arkasından gitmesi başka şeydir. Siyasi partilerin Türk vatandaşlarının güvenini kazanabilmek için yarışması bambaşka bir şeydir.

Birincisinde seçmen bağımlıdır. İkincisinde seçmen belirleyicidir.

Birincisinde oy garanti görülür. İkincisinde oy kazanılmak zorundadır.

BULTÜRK’ün yıllardır savunduğu stratejik dönüşüm esasen budur:

Türkleri bir siyasi partinin içine hapsetmek değil, Bulgaristan siyasetinin tamamına açmak.


CUMHURBAŞKANI YARDIMCILIĞI
TARTIŞMASI NEDEN ÖNEMLİ?

BULTÜRK Genel Başkanımız Rafet Ulutürk’ün son dönemde televizyon programlarında ve yazılarında ısrarla gündeme getirdiği sorulardan biri şudur:

“Neden Bulgaristan’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türk kökenli bir Bulgaristan vatandaşı olmasın?”

Bu düşünce bir kişiye makam istemek değildir. Doğru anlaşılması gereken nokta budur.

Mesele bir Türk isminin Cumhurbaşkanlığı binasına yerleştirilmesi de değildir.

Mesele Bulgaristan devletinin vatandaşlık anlayışının sınanmasıdır.

Bir Türk belediye başkanı olabiliyorsa, milletvekili olabiliyorsa, bakan olabiliyorsa neden Cumhurbaşkanı Yardımcısı olamasın? Hatta daha ileri gidelim:

Neden gelecekte Cumhurbaşkanı olamasın?

Eğer Bulgaristan gerçekten bütün vatandaşlarının ortak devletiyse etnik köken devletin en yüksek makamlarına ulaşmanın görünmez engeli olmamalıdır.

Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır.

İvelin Mihaylov’un Türk kökenli bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı konusunda YouTube programında açıklama yaptığı yönündeki ifadeyi, erişebildiğim açık kaynaklarda bağımsız biçimde doğrulayamadım. Bu nedenle söz konusu açıklamanın tam videosu ve cümlesi ortaya konulmadan bunu kesinleşmiş bir Veliçie kararı gibi sunmamak gerekir.

Fakat Mihaylov’un BULTÜRK’ü ziyaret ettiği ve BULTÜRK’le temas kurduğu doğrulanabilmektedir. Kendisi ayrıca Veliçie’nin önde gelen siyasi ismidir ve Bulgaristan Parlamentosu kayıtlarında partinin milletvekili ve önceki parlamento grubunun başkanı olarak yer almaktadır.

Dolayısıyla tartışmanın siyasetin içine girmiş olması bile başlı başına önemlidir.


BULTÜRK’ÜN ASIL BAŞARISI: ADAY DEĞİL, FİKİR ÜRETMEK

Bir sivil toplum kuruluşunun gerçek siyasi etkisi kaç milletvekiline sahip olduğuyla ölçülmez.

Zaten sivil toplum kuruluşunun görevi milletvekili çıkarmak değildir.

Asıl güç başka bir yerde ortaya çıkar:

Gündemi kim belirliyor?

Bugün söylediğiniz bir düşünceyi yarın siyasi partiler konuşmaya başlıyorsa fikir üretmişsinizdir. Bugün ortaya koyduğunuz bir talep yarın Cumhurbaşkanı adaylarının programına giriyorsa gündem oluşturmuşsunuzdur. Bugün size gelen siyasetçi yarın aynı meseleyi Bulgaristan televizyonlarında tartışıyorsa siyasal düşünce alanında etki üretmişsinizdir. BGSAM ve BULTÜRK açısından bugün incelenmesi gereken gelişme budur. Belki henüz yolun başındayız. Fakat işaretler önemlidir.


BULTÜRK PARTİLERİN PEŞİNDEN DEĞİL, PARTİLER BGSAM ve BULTÜRK’ÜN FİKİRLERİNİN PEŞİNDEN GİTMELİ

Burada BGSAM ve BULTÜRK açısından çok önemli bir stratejik çizgi korunmalıdır.

BULTÜRK Derneği hiçbir partinin arka bahçesi olmamalıdır.

GERB gelirse konuşmalıdır.

PP-DB gelirse konuşmalıdır.

Veliçie gelirse konuşmalıdır.

Edinenie gelirse konuşmalıdır.

Demokratik düzen içerisinde hareket eden diğer siyasi güçler gelirse onlarla da konuşmalıdır.

Ama hiçbirinin seçim bürosuna dönüşmemelidir.

Çünkü BULTÜRK’ün gücü tam da buradadır:

Partiler değişir, Bulgaristan Türklerinin hak ve menfaatleri değişmez.

İktidarlar değişir.

Cumhurbaşkanları değişir.

Milletvekilleri değişir.

Partiler büyür, küçülür, bölünür, hatta ortadan kalkar.

Fakat Bulgaristan Türklerinin eşit vatandaşlık talebi kalıcıdır.

Bu nedenle BULTÜRK’ün muhatabı kişilerden önce Bulgaristan devletidir.


SİYASETÇİLER
TÜRK TOPLUMUNU ARACI ÜZERİNDEN DEĞİL, KURUMLARI ÜZERİNDEN DİNLEMELİ

Yeni dönemde ikinci önemli değişiklik burada gerçekleşmelidir.

Bulgaristan Türkleri hakkında karar verilecekse Bulgaristan Türkleriyle konuşulmalıdır.

Türkiye’deki Bulgaristan vatandaşlarının görüşü merak ediliyorsa onların yıllardır oluşturduğu kurumlarla temas kurulmalıdır.

Toplumun nabzını yalnız birkaç siyasi aracı üzerinden ölçmeye çalışmak eski siyasetin yöntemidir.

Yeni siyasetin yöntemi kurumsal diyalog olmalıdır.

BULTÜRK gibi yıllardır sahada çalışan kuruluşların önemi burada ortaya çıkmaktadır.

Çünkü kurumların hafızası vardır. Bir seçimlik değildirler.

Bugün gelen siyasetçiyi gördükleri gibi dün verilen sözleri de hatırlarlar.

İşte siyasetçinin en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de böyle bir kurumsal hafızadır.


HALKIN ÖNÜNE
GERÇEK ALTERNATİF KONULMALI

Bulgaristan Türklerinin önündeki temel sorunlardan biri uzun yıllar boyunca gerçek siyasi alternatiflerin yeterince gelişmemesidir.

Bir seçmene sürekli aynı seçenek sunulup ardından:

“Niçin farklı tercih yapmıyor?” diye sorulamaz.

Önce alternatif oluşturulmalıdır.

Bir Türk genci GERB’de siyaset yapabilmelidir.

Bir başkası PP-DB içerisinde yükselebilmelidir.

Bir diğeri Veliçie’de görev alabilmelidir.

Başka biri Edinenie veya farklı demokratik yapılarda bulunabilmelidir.

Sonra vatandaş hangisinin kendisini daha iyi temsil ettiğine kendisi karar vermelidir.

Demokrasi budur. BULTÜRK’ün savunması gereken model de herhangi bir partinin kazanması değil, Türk seçmenin seçeneklerinin çoğalmasıdır.


FAKAT BGSAM ve BULTÜRK İÇİN DE
YENİ BİR AŞAMA BAŞLIYOR

Eğer siyasi partilerin ilgisi gerçekten artıyorsa BULTÜRK açısından da yeni bir kurumsallaşma dönemine ihtiyaç vardır.

Artık yalnız görüşme yapmak yetmez. Görüşmeler kayıt altına alınmalıdır.

Cumhurbaşkanı adaylarına aynı sorular verilmelidir. Her adaydan yazılı cevap istenmelidir.

Bunun için örneğin “2026 Bulgaristan Cumhurbaşkanlığı Adayları Demokratik Taahhüt Belgesi” hazırlanabilir. Belgede şu başlıklar bulunmalıdır:

Türk kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısına yaklaşım; azınlıkların Cumhurbaşkanlığı kadrolarında temsili; Türkçe eğitim; ekonomik olarak geri kalmış bölgeler; gençlerin göçünün önlenmesi; devlet kurumlarında liyakate dayalı temsil; 1984–1989 asimilasyon döneminin hafızası; nefret söylemiyle mücadele; Bulgaristan-Türkiye ilişkileri ve Avrupa Birliği perspektifi.

Sonra bütün adaylara aynı belge sunulmalıdır.

Kim kabul ediyor?
Kim etmiyor?
Kim imzalıyor?
Kim yalnız konuşuyor?

Halk bunu görmelidir.

İşte o zaman sivil toplum gerçek anlamda siyasal denetim görevini yerine getirir.


TÜRK OYU ARTIK “HAZIR OY” DEĞİL, “MÜZAKERE EDEN OY” OLMALIDIR

2026’nın en büyük değişimi bu olabilir.

Türk seçmenin siyasi gücü yalnız sayısından gelmemektedir.

Asıl güç, alternatifler arasında tercih yapabilmesinden gelir.

Bir siyasi parti:

“Nasıl olsa bize oy verecekler”

diyorsa o seçmenin pazarlık gücü azalır.

Ama beş Cumhurbaşkanı adayı:

“Türk vatandaşlarının güvenini nasıl kazanırım?”

diye düşünüyorsa denge tamamen değişir.

O zaman Türk seçmen siyasi nesne olmaktan çıkar, demokratik özneye dönüşür.

BULTÜRK’ün yıllardır savunduğu “peşin oy yok” yaklaşımının stratejik değeri tam burada ortaya çıkmaktadır.


2026 SEÇİMİNİN GİZLİ YARIŞI

Görünen yarış Cumhurbaşkanlığı yarışıdır.

Fakat görünmeyen başka bir yarış daha başlamaktadır:

Bulgaristan Türklerinin güvenini kim kazanacak?

Ivan Hristanov’un BGSAM ve BULTÜRK toplantısından Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklaması bunun önemli göstergelerinden biridir.

İvelin Mihaylov’un BGSAM ve BULTÜRK’ü ziyaret etmesi başka bir göstergedir.

Yarın başka adaylar da gelebilir. Gelmelidirler de.

Çünkü Bulgaristan Türkleriyle konuşmak bir siyasi lütuf değil, Bulgaristan siyasetinin doğal gereği olmalıdır.


35 YIL SONRA
YENİ BİR CÜMLE KURMANIN ZAMANI

Bulgaristan Türklerinin önümüzdeki dönemde söylemesi gereken cümle artık şu değildir:

“Bizi kim koruyacak?”

Yeni cümle şudur:

“Biz Bulgaristan’ı birlikte nasıl yöneteceğiz?”

Aradaki fark muazzamdır.

Birinci cümle azınlık psikolojisidir.

İkinci cümle eşit vatandaşlık bilincidir.

Türkler Bulgaristan’ın misafiri değildir.

Bulgaristan’ın vatandaşlarıdır.

Vergi veriyorlar.

Askerlik yaptılar.

Toprağı işlediler.

Şehirler kurdular.

Ürettiler.

Bulgaristan’ın tarihini, ekonomisini ve kültürünü birlikte oluşturdular.

Öyleyse devlet yönetiminde bulunmaları birilerinin vereceği ayrıcalık değil, demokratik sistemin doğal sonucudur.


BGSAM ve BULTÜRK’ÜN
ÖNÜNDEKİ TARİHÎ FIRSAT

Bugün ortaya çıkan tablo BGSAM ve BULTÜRK açısından övünmekten çok sorumluluk alma zamanıdır. Çünkü fikirleriniz konuşulmaya başladığında sorumluluğunuz azalmaz, büyür.

Bundan sonraki aşama daha profesyonel, daha kurumsal ve daha stratejik olmalıdır.

BGSAM ve BULTÜRK kişilere değil ilkelere bağlanmalıdır. Her adaya eşit mesafeden aynı soruları sormalıdır. Türk toplumuna hiçbir aday için “buna oy verin” demeden önce adayların ne söylediğini, neyi kabul ettiğini ve neyi reddettiğini göstermelidir.

Son kararı vatandaş vermelidir. Çünkü halkın iradesine güvenmek demokrasinin temelidir.


HERKES BGSAM ve BULTÜRK’Ü MÜ İZLİYOR?

“Bulgaristan’daki bütün partiler BULTÜRK’ü izliyor” demek bugün için kanıtlanması zor, fazla kesin bir ifade olur.

Fakat elimizde daha önemli bir gerçek vardır:

Bulgaristan siyasetinin farklı kesimlerinden aktörlerin İstanbul’da bulunan BGSAM ve BULTÜRK ile temas kurduğu ve BULTÜRK’ün uzun süredir savunduğu bazı başlıkların Cumhurbaşkanlığı tartışmalarına girmeye başladığı görülmektedir.

Asıl dikkat çekici olan budur.

Bir düşüncenin gücü onu kimin ilk söylediğinden çok, sonunda kaç kişinin söylemek zorunda kaldığıyla anlaşılır.

Bugün bir aday azınlıkların Cumhurbaşkanlığında temsilinden söz ediyor.

Yarın bir başkası Türk kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısını tartışabilir.

Öbür gün büyük partiler Türk gençlerini kadrolarına almak için yarışabilir.

İşte o zaman Bulgaristan siyasetinde gerçekten yeni bir dönem başlamış olacaktır.


BULGARİSTAN’DA YENİ DÖNEMİN ANAHTARI EŞİT VATANDAŞLIKTIR

2026 seçiminin tarihî önemi yalnız kimin Cumhurbaşkanı olacağında değildir.

Belki daha önemli sonuç, Bulgaristan siyasetinin Türk vatandaşlarına bakışının değişmesi olacaktır.

BULTÜRK’ün yıllardır savunduğu temel düşünce basittir:

Türkler Bulgaristan siyasetinin kenarında değil, merkezinde olmalıdır.

Bir partinin içinde değil, bütün demokratik sistemin içinde bulunmalıdır.

Sadece oy veren değil, aday olan; sadece destekleyen değil, program hazırlayan; sadece belediye meclisinde değil, parlamentoda; sadece parlamentoda değil, bakanlıklarda; sadece bakanlıklarda değil, Cumhurbaşkanlığında bulunabilmelidir.

Bugün Cumhurbaşkanı Yardımcılığını konuşuyoruz. Yarın neden Cumhurbaşkanlığını konuşmayalım?

Eğer Bulgaristan gerçek anlamda Avrupa demokrasisi olmak istiyorsa gideceği yol bellidir:

Etnik siyasetten eşit vatandaşlığa. Siyasi tekellerden demokratik rekabete.
Hazır oydan bilinçli seçmene. Temsili söylemden gerçek devlet yönetimine.

BULTÜRK açısından ise önümüzdeki dönemin temel ilkesi daha da açık olmalıdır:

Biz hiçbir adayın arkasında değiliz; Bulgaristan Türklerinin haklarının arkasındayız.

Kim bu hakları samimiyetle savunursa onunla konuşulur.

Kim Türkleri eşit vatandaş kabul ederse onun sözü dinlenir.

Kim yalnız oy ister fakat temsil vermek istemezse ona da demokratik biçimde “hayır” denilir.

Çünkü 35 yılın ardından değişmesi gereken asıl şey isimler değildir.

Sistemin Türk vatandaşına bakışıdır.

Ve eğer bugün Bulgaristan Cumhurbaşkanlığına talip olan isimler İstanbul’a gelip BULTÜRK’ün masasında azınlıkların temsilini konuşmaya başlamışsa, bunu sıradan bir ziyaret olarak görmemek gerekir. Bu, yıllardır söylenen bir fikrin yavaş yavaş siyasi merkeze doğru yürümeye başladığının işareti olabilir.

Bulgaristan’da yeni dönem, Türklerin kimin peşinden gideceğinin tartışıldığı dönem değil; Bulgaristan siyasetinin Türk vatandaşlarının güvenini kazanmak için yarıştığı dönem olmalıdır.

Gerçek demokratik dönüşüm de işte o gün başlayacaktır.