BİR TARAFTA VİCDAN, BİR TARAFTA SİYASİ GÜÇ: BULGARİSTAN NASIL BİR GELECEK İSTİYOR?

Adaletin, Hakikatin ve İnsan Onurunun Sandıkla İmtihanı. Bir ülkenin kaderi yalnızca siyasi liderlerin gücüyle değil, adalete duyulan güvenle belirlenir. Bulgaristan’da cumhurbaşkanlığı seçimi, geçmişin siyasi hesaplarını ve geleceğin yönetim anlayışını yeniden sorgulatıyor.

Hamiyet ÇAKIR

Bir Annenin Gözyaşını Hangi İktidar Kurutabilir?

Bir anne düşünün.

Rodopların küçük bir köyünde yaşıyor.

Bir zamanlar evinin avlusunda çocuklar koşuyordu. Sofrasında kalabalık vardı. Bayram sabahları kapısı çalınıyordu.

Bugün ev sessiz.

Oğlu Türkiye’de, kızı Almanya’da, torunları Avrupa’nın başka şehirlerinde.

Her akşam telefonunu eline alıyor.

Bir ses bekliyor.

O anne için siyaset, televizyonlarda tartışan insanların isimlerinden ibaret değildir.

Siyaset, evladının neden kendi ülkesinde gelecek kuramadığıdır.

Siyaset, köyündeki okulun neden kapandığıdır.

Siyaset, yıllarca çalıştıktan sonra neden geçim sıkıntısı çektiğidir.

Ve siyaset, devletin kendisini ne zaman gerçekten duyacağıdır.

İşte bu nedenle Bulgaristan’ın ihtiyacı yalnızca güçlü bir cumhurbaşkanı değildir.

Bulgaristan’ın ihtiyacı, gücünü hukukla sınırlayan, vicdanını adaletle birleştiren ve vatandaşın derdini devletin meselesi sayan bir yönetimdir.

Yotova’nın Önündeki Büyük Sorumluluk

İliyana Yotova’nın siyasi deneyimi, devlet yönetimine ilişkin birikimi ve anayasal kurumlarla ilişkisi bu seçimde değerlendirilen önemli konular arasındadır.

Ancak bir devlet yöneticisinin adaletli olup olmadığı yalnızca konuşmalarından anlaşılamaz.

Asıl ölçü, yetkilerini nasıl kullandığıdır.

Cumhurbaşkanlığı makamı kişisel hesaplaşmaların değil, anayasal sorumluluğun makamıdır.

Cumhurbaşkanı, kendisine oy verenlerin de vermeyenlerin de haklarını korumak zorundadır.

Bir kadın siyasetçinin merhamet ve şefkat dili toplumda karşılık bulabilir. Fakat devlet yönetiminde şefkatin gerçek karşılığı, herkes için eşit hukuk ve tarafsız uygulamadır.

Anayasa, bir siyasi liderin elinde güç gösterisinin aracı değil, vatandaşın haklarını koruyan güvence olmalıdır.

On Yıllık Siyasi Geçmişin Hesabı

Boyko Borisov ve Delyan Peevski’nin Bulgaristan siyasetindeki etkileri uzun süredir tartışılıyor.

10 Aralık 2025’te on binlerce insan, bu iki ismin siyasi nüfuzunu protesto etmek üzere meydanlara çıktı. Gösterilerde hesap verebilirlik ve yolsuzluk iddiaları öne çıktı.

The Sofia Globe+1

 

Bu protestoların anlamını yalnızca iki siyasetçiye yönelik tepki olarak görmek eksik olur.

Meydanlarda daha derin bir soru soruluyordu:

Devlet kimin için vardır? Siyasi güç sahipleri için mi, yoksa vatandaşın haklarını korumak için mi?

Bu sorunun cevabı, bir ülkenin demokratik geleceğini belirler.

Adalet, Yalnızca Sevdiğimiz İnsanlara Uygulanıyorsa Adalet Değildir

Bir siyasetçinin gerçek sınavı, kendisini destekleyenlere nasıl davrandığından ibaret değildir.

Kendisini eleştirenlerin haklarını da koruyabiliyor mu?

Farklı etnik kökenlerden vatandaşlara eşit davranıyor mu?

Devlet kurumlarını siyasi hesaplaşmalardan uzak tutabiliyor mu?

Hukuku, kendi siyasi çevresi için de aynı kararlılıkla uyguluyor mu?

Yotova da Gürov da bu sorularla değerlendirilmelidir.

Yotova diplomasi ve diyalog vurgusu yaparken Gürov, Avrupa ve NATO ile güvenlik iş birliğine ağırlık veriyor. Her iki adayın yaklaşımı da Bulgaristan’ın geleceği açısından önemli tartışmalar içeriyor.

AP News+1

 

Torunlarımız Bizden Bir Gün Hesap Soracak

Bir gün torunumuz karşımıza çıkacak.

“Dede, siz otuz altı yıl boyunca demokrasi içinde yaşadınız. Peki ülkenizin sorunlarını çözmek için ne yaptınız?” diye soracak.

“Dede, neden gençleriniz göç etti?”

“Niçin köyleriniz boşaldı?”

“Devletin adaletli olması için hangi talepleri dile getirdiniz?”

O gün yalnızca hangi partiye oy verdiğimizi anlatmak yeterli olmayacak.

Neden o tercihi yaptığımızı da açıklamamız gerekecek.

İşte bu nedenle bir siyasi tercihin değeri, yalnızca kazanıp kaybetmesiyle değil, arkasındaki düşünce ve sorumlulukla da ölçülür.

Bulgaristan’ın Geleceğinde Vicdanın Yeri

Ben bir ülkenin geleceğini düşündüğümde yalnızca cumhurbaşkanlığı sarayını görmüyorum.

Köyünde yalnız yaşayan anneyi görüyorum.

İş bulamadığı için göç eden genci görüyorum.

Ana dilini öğrenmek isteyen çocuğu görüyorum.

Yıllarca çalışmış ama geçim sıkıntısı yaşayan emekliyi görüyorum.

Bu insanların hepsinin ortak bir beklentisi var:

Adalet.

Huzur.

Güven.

İnsan onuruna saygı.

Bir cumhurbaşkanının gerçek sorumluluğu, bu beklentileri anayasanın ve hukukun güvencesi altında korumaktır.

Merhamet hukuktan ayrılmamalı. Güç adaletin önüne geçmemeli. Siyaset insanın onurundan büyük görülmemeli.

Çünkü bir devletin gerçek büyüklüğü, güçlülerin ne kadar rahat yaşadığıyla değil, en güçsüz vatandaşının kendisini ne kadar güvende hissettiğiyle anlaşılır.

Ve unutmayalım:

Anayasayı korumak, yalnızca bir devlet görevi değil; gelecek nesillere karşı taşınan tarihî bir sorumluluktur.