BİR KADININ GÖZÜNDEN BULGARİSTAN SEÇİMLERİ
Ben Bir Kadınım, Önce Bir Anneyim
Ben bugün Bulgaristan seçimlerine bir siyasetçinin gözünden bakmak istemiyorum.
Bir annenin gözünden bakmak istiyorum. Bir zamanlar çocuklarını korkuyla büyütmüş, evladını gurbete göndermiş, geceleri gözyaşlarını yastığına saklamış bir kadının gözünden…
Çünkü biz kadınlar, siyasetin yalnızca konuşulan tarafını değil, yaşanan sonuçlarını da biliriz.
Bir ülkede ekonomi bozulduğunda önce mutfaktaki tencereyi düşünürüz.
İşsizlik arttığında önce çocuğumuzun geleceğinden endişe ederiz.
Göç başladığında önce evladımızın bavulunu hazırlarız.
Savaş konuşulduğunda önce çocuklarımızın sağ salim eve dönmesi için dua ederiz.
Siyasetçiler kürsülerde konuşur.
Ama onların kararlarının sonuçları çoğu zaman evlerimizin içine kadar gelir.
Bir devletin gerçek başarısı, annelerin çocuklarının geleceğinden ne kadar az korktuğuyla da ölçülmelidir.
Biz Kadınlar Bulgaristan’ın Acılarını Unutmadık
Ben 1984’ü unutmadım. İsimlerimizin zorla değiştirildiği günleri unutmadım.
Evlerimize korkunun girdiği geceleri unutmadım.
Çocuklarını korumaya çalışan annelerin çaresizliğini unutmadım.
1989’da yollara düşen aileleri unutmadım. Bir bavula sığdırılan hayatları unutmadım.
Evinden ayrılırken kapısını son kez kapatan kadınları unutmadım.
O kadınların birçoğu Türkiye’ye geldiğinde yeniden hayat kurmak zorunda kaldı.
Fabrikalarda çalıştı. Ev temizledi. Çocuk büyüttü. Ailesini ayakta tuttu.
Gündüz çalıştı, gece memleket hasretiyle ağladı.
Ama vazgeçmedi. Çünkü kadın bilir:
Hayat ne kadar zor olursa olsun, çocuklarının geleceği için mücadele etmek zorundadır.
Bulgaristan Türk kadını yalnızca tarihin acılarını taşıyan insan değildir. O, aynı zamanda direnişin, emeğin ve yeniden ayağa kalkmanın sembolüdür.
Bir Anne İçin Siyasetin Anlamı Nedir?
Ben bir anne olarak siyasi liderlerin birbirlerine söyledikleri ağır sözlerle ilgilenmek zorunda değilim.
Ben onların ülkeme ne kazandırdığıyla ilgileniyorum.
Bir siyasi liderin kaç yıl makamda kaldığından önce, o yıllarda kaç gencin iş bulabildiğini merak ediyorum. Kaç köy yeniden canlandı? Kaç okul ayakta kaldı?
Kaç aile göç etmek zorunda kalmadı? Kaç çocuk kendi ülkesinde gelecek kurabildi?
İşte benim sorularım bunlar. Çünkü benim için siyaset, makamların paylaşılması değildir.
Siyaset, insanların hayatını iyileştirme sorumluluğudur.
Bir Kadın Cumhurbaşkanı Ne Anlama Gelir?
Bugün Bulgaristan’da İliyana Yotova’nın cumhurbaşkanlığı adaylığı konuşuluyor. Bir kadının devletin en yüksek makamına seçilme ihtimali, kadınların siyasi temsili açısından tarihî bir anlam taşıyor.
Fakat bir kadın olarak şunu da biliyorum: Kadın olmak tek başına adaletli yönetimin garantisi değildir.
Annelik duygusu, şefkat ve merhamet son derece değerlidir. Ancak bu değerlerin devlet yönetimindeki karşılığı hukuka bağlılık, eşitlik, tarafsızlık ve hesap verebilirlik olmalıdır.
Ben bir kadın cumhurbaşkanından yalnızca annelerin gözyaşlarını anlamasını değil, o gözyaşlarını azaltacak kurumların güçlenmesine katkıda bulunmasını beklerim.
Kadınların sesini duymasını isterim. Çocukların eğitim hakkını savunmasını isterim.
Şiddete uğrayan kadınların korunmasını önemsemesini isterim.
Azınlıkların haklarını güvence altında görmesini isterim.
Ve en önemlisi, kendisine oy vermeyen vatandaşların da cumhurbaşkanı olmasını isterim.
Çünkü şefkatin en büyük sınavı, yalnızca bize yakın olanlara değil, bizden farklı düşünenlere de adaletle davranabilmektir.
Erkeklerin Siyasi Hesapları Arasında Kadınların Beklentileri
Bulgaristan’da uzun yıllardır siyasi ittifaklar, güç mücadeleleri ve nüfuz tartışmaları gündemden düşmüyor. Boyko Borisov ve Delyan Peevski gibi isimler etrafındaki tartışmalar, devlet kurumlarına güven ve siyasi hesap verebilirlik meselelerini yeniden gündeme getiriyor.
Ben bir kadın olarak bu tartışmalara baktığımda yalnızca kimin kimi desteklediğini görmek istemiyorum. Hangi siyasi kararların çocuklarımın hayatını etkileyeceğini anlamak istiyorum.Siyasi güç, halkın hayatını kolaylaştırmıyorsa ne işe yarar?Devletin kurumları vatandaşın güvenini kazanamıyorsa hangi makamın büyüklüğünden söz edebiliriz? Bir annenin evladı iş bulamadığı için ülkesinden ayrılıyorsa, siyasetçiler hangi başarıyı kutlayabilir? Bunlar bütün siyasi partilere ve adaylara yöneltilmesi gereken sorulardır.
Otuz Altı Yıl Sonra Bir Kadının Soruları
1990 yılında demokrasiden büyük beklentilerimiz vardı.
Çocuklarımızın özgür yaşayacağını düşündük.
Ana dilimizin korunacağını umut ettik.
Köylerimizin kalkınacağını hayal ettik.
Bugün aradan otuz altı yıl geçti.
Bir anne olarak geçmişe dönüp soruyorum:
Biz çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakabildik?
Onları neden başka ülkelerde çalışmak zorunda bıraktık?
Köylerimizin boşalmasını neden önleyemedik?
Türkçe eğitim meselesini neden hâlâ konuşuyoruz?
Bu soruların cevapları yalnızca tek bir siyasi partide aranamaz. Ancak uzun yıllar toplum adına siyaset yapan bütün liderler, bu dönemin başarıları ve eksiklikleri hakkında hesap verebilmelidir.
Bir kadın bazen ailesinin geçmiş kararlarını bile yeniden değerlendirir.
Çünkü bilir ki hayat değişir.
Şartlar değişir.
İhtiyaçlar değişir.
Ve insan gerektiğinde düşüncelerini de yeniden gözden geçirebilmelidir.
Yarın Torunum Bana Sorduğunda Ne Diyeceğim?
Bir gün torunum yanıma gelecek.
“Nine – Dede, siz neden Bulgaristan’dan ayrıldınız?” diye soracak.
“Niçin köyünüzde yaşayamadınız?”
“Niçin bizim ailemiz üç ayrı ülkede büyüdü?”
Belki sonra şöyle diyecek:
“Otuz altı yıl boyunca seçimler yapıldı. Peki neden bu sorunların bazıları hâlâ devam ediyor?”
O gün ona yalnızca siyasi liderlerin isimlerini anlatmak istemiyorum.
Ona düşünmeyi, sorgulamayı ve özgür karar vermeyi öğrettiğimizi söylemek istiyorum.
“Biz hata yaptığımızda kabul etmeyi bildik. Yapılan iyilikleri unutmadık, yapılmayanların hesabını sorduk. Hiçbir siyasi makamı insan onurundan büyük görmedik.”
İşte torunuma bırakmak istediğim miras budur.
Pazar Günü Sandıkta Yalnızca İki Aday Yarışmıyor
1 Kasım 2026 tarihinde Bulgaristan cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda İliyana Yotova ve Andrey Gürov yarışacak.
Fakat vatandaşların değerlendirmesi yalnızca iki ismin karşılaştırılmasıyla sınırlı kalmamalıdır.
Bu seçim, aynı zamanda toplumun demokrasiye duyduğu güveni yeniden düşünmesi için bir fırsattır.
Bir anne olarak adaylara sormak isterim:
Anayasayı nasıl koruyacaksınız?
Kadınların ve çocukların hakları için nasıl bir tutum sergileyeceksiniz?
Ülkedeki farklı toplulukları nasıl bir arada tutacaksınız?
Gençlerin gelecek kaygılarını nasıl gündeme taşıyacaksınız?
Devlet kurumlarının bağımsızlığını nasıl savunacaksınız?
Çünkü cumhurbaşkanlığı makamı, yalnızca bir siyasi çevrenin değil, bütün vatandaşların makamıdır.
Bir Annenin Duası
Benim duam çok büyük değil.
Çocuklarım huzur içinde yaşasın.
Torunlarım korkmadan büyüsün.
Evlatlarımız iş bulmak için memleketlerinden ayrılmak zorunda kalmasın.
Türkçe konuşan çocuk da Bulgarca konuşan çocuk da aynı saygıyı görsün.
Kimse adı, dili, dini veya kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğramasın.
Bir anne evladını askere gönderdiğinde savaş korkusuyla yaşamasın.
Bir yaşlı, ömrünün sonunda yalnızlığa terk edilmesin.
Ve devletin kapısına giden hiçbir vatandaş kendisini sahipsiz hissetmesin.
Benim istediğim Bulgaristan budur.
Bir Kadının Yüreğiyle Devlet Yönetilmez, Ama Vicdansız da Yönetilmez
Ben bugün seçimlere bir kadının gözünden bakıyorum.
Ve şunu görüyorum:
Devletin güçlü olması önemlidir.
Ama adaletli olması da önemlidir.
Anayasayı bilmek önemlidir.
Ama onu herkes için eşit uygulamak daha da önemlidir.
Siyasi tecrübe önemlidir.
Ama o tecrübenin halkın hayatına nasıl yansıdığı da sorgulanmalıdır.
Bir kadın cumhurbaşkanı seçilirse, bu kadınların siyasi temsili açısından anlamlı bir gelişme olacaktır. Fakat gerçek başarı, cinsiyetten bağımsız olarak anayasal sorumlulukların yerine getirilmesiyle ölçülecektir.
Ben çocuklarım için güçlü bir Bulgaristan istiyorum. Ama o gücün karşısında vatandaşın korktuğu değil, o güç sayesinde kendisini güvende hissettiği bir Bulgaristan.
Çünkü anneler bilir:
Bir evin büyüklüğü duvarlarının yüksekliğiyle değil, içindeki huzurla ölçülür.
Bir devletin büyüklüğü de saraylarının ihtişamıyla değil, vatandaşlarının güveniyle ölçülür.
Bir annenin gözyaşını küçümseyen hiçbir siyaset, toplumun bütün yaralarını anlayamaz.
Ve bir gün torunlarımız bize:
“Nine, siz nasıl bir Bulgaristan hayal ediyordunuz?” diye sorduğunda…
Gözlerinin içine bakıp şöyle diyebilmeliyiz:
“Evladım, biz kimsenin korkmadığı, kimsenin dışlanmadığı, annelerin çocuklarına hasret kalmadığı, adaletin herkes için geçerli olduğu bir Bulgaristan hayal ettik.”
Çünkü bir annenin en büyük hayali, çocuklarına yalnızca bir vatan değil, o vatanda onurlu ve huzurlu bir hayat bırakabilmektir.

