AHLAT’TAN GELECEĞE: GÜÇLÜ VE BÜYÜK TÜRKİYE’NİN YENİ YÜRÜYÜŞÜ
Rafet ULUTÜRK
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ahlat’tan verdiği “Büyük ve güçlü Türkiye’nin şafağı söküyor” mesajı, yalnızca bir yıl dönümü konuşmasının cümlesi değildir.
Bu söz, doğru okunduğunda çok daha geniş bir anlam taşımaktadır.
Çünkü Ahlat sıradan bir şehir değildir.
Malazgirt sıradan bir zafer değildir.
Ve bugün Türkiye’nin önünde duran mesele de yalnızca geçmişi anmak değildir.
Asıl mesele, geçmişin ruhunu geleceğin stratejisine dönüştürebilmektir.
1071 bize Anadolu’nun kapısını açtı.
Bugün ise önümüzde çok daha farklı kapılar var.
Bilimin kapısı.
Teknolojinin kapısı.
Enerjinin kapısı.
Yapay zekânın kapısı.
Uzayın kapısı.
Ekonomik bağımsızlığın kapısı.
Türk dünyasının kapısı.
Balkanların kapısı.
Ve belki de hepsinden önemlisi, geleceği kuracak yeni nesillerin kapısı.
Türkiye eğer gerçekten büyük ve güçlü olmak istiyorsa artık yalnızca tarihî büyüklüğünü hatırlamakla yetinemez.
O büyüklüğü yeniden üretmek zorundadır.
AHLAT BİR HATIRA DEĞİL, BİR İSTİKAMETTİR
Ahlat’ın anlamı burada başlıyor.
Ahlat, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde bir geçiş alanı, bir hazırlık merkezi ve büyük yürüyüşün önemli duraklarından biri oldu.
Malazgirt’e giden yolun ruhunda Ahlat vardır.
Ama bugün Ahlat’ı yalnızca geçmişe bakarak anlamak eksik kalır.
Ahlat bize bir istikamet de göstermektedir.
Şunu hatırlatmaktadır:
Bir millet, büyük yürüyüşlere önce zihninde başlar.
Önce kendine inanır.
Sonra hedef koyar.
Sonra çalışır.
Sonra kurumlarını güçlendirir.
Sonra üretir.
Ve sonunda tarih sahnesinde ağırlığını artırır.
Bu nedenle Ahlat, sadece “nereden geldiğimizi” anlatan bir mekân değildir.
Aynı zamanda “nereye gitmemiz gerektiğini” düşündüren bir semboldür.
BUGÜNÜN MALAZGİRT’İ NEREDEDİR?
Bugün artık savaş meydanları değişmiştir.
Devletler yalnızca toprak için mücadele etmiyor.
Enerji hatları için mücadele ediyor.
Limanlar için mücadele ediyor.
Ticaret koridorları için mücadele ediyor.
Savunma teknolojileri için mücadele ediyor.
Yapay zekâ için mücadele ediyor.
Veri için mücadele ediyor.
Çip üretimi için mücadele ediyor.
Uzay için mücadele ediyor.
Nitelikli insan gücü için mücadele ediyor.
Ve çocukların zihinleri için mücadele ediyor.
Dolayısıyla bugünün Malazgirt’i bazen bir sınır hattıdır.
Bazen bir fabrika.
Bazen bir teknoloji üssü.
Bazen bir üniversite laboratuvarı.
Bazen bir enerji terminali.
Bazen bir veri merkezi.
Bazen de bir çocuğun önündeki bilgisayardır.
- yüzyılda devletlerin gücünü yalnızca ordular değil, bilgi üretme ve teknolojiyi kontrol etme kapasitesi belirleyecektir.
Bu nedenle Türkiye’nin önündeki yeni büyük yürüyüş, askeri gücü ekonomik, teknolojik, bilimsel ve kültürel güçle tamamlamak zorundadır.
BÜYÜK DEVLET SÖYLEMLE DEĞİL KAPASİTEYLE KURULUR
“Büyük Türkiye” güçlü bir siyasi hedeftir.
Fakat bu hedefin altı doldurulmalıdır.
Büyük devlet olmak için yalnızca güçlü bir ordu yetmez.
Güçlü bir ekonomi gerekir.
Güçlü üniversiteler gerekir.
Nitelikli eğitim gerekir.
Yüksek teknoloji gerekir.
Enerji güvenliği gerekir.
Gıda güvenliği gerekir.
Sağlam hukuk gerekir.
Öngörülebilir kurumlar gerekir.
Ve hepsinden önemlisi, uzun vadeli devlet aklı gerekir.
Çünkü büyük devletler günlük gelişmelerle yönetilmez.
20 yıl sonrasını düşünür.
30 yıl sonrasını planlar.
50 yıl sonrasına insan yetiştirir.
Türkiye’nin esas meselesi tam olarak budur:
Günü kurtaran değil, geleceği kuran bir devlet modeli.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE: SADECE GÜVENLİK DEĞİL, KALKINMA PROJESİ
Erdoğan’ın Ahlat konuşmasındaki en önemli başlıklardan biri “Terörsüz Türkiye” hedefidir.
Bu meseleyi yalnızca güvenlik üzerinden okumak eksik olur.
Çünkü terör bir ülkenin yalnızca güvenliğini değil;
ekonomisini,
yatırım ortamını,
insan kaynağını,
toplumsal huzurunu,
bölgesel ilişkilerini
ve gelecek tasavvurunu da yıpratır.
Türkiye eğer yıllardır teröre harcadığı enerjiyi kalkınmaya, teknolojiye, eğitime ve üretime yöneltebilirse çok daha büyük bir sıçrama yapabilir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik potansiyeli yükseltilebilir.
Yeni sanayi merkezleri kurulabilir.
Tarım ve hayvancılık modernleştirilebilir.
Sınır ticareti geliştirilebilir.
Lojistik ağları büyütülebilir.
Gençlere yeni istihdam alanları açılabilir.
Bu nedenle “Terörsüz Türkiye” yalnızca silahların susması değildir.
Asıl anlamı şudur: Türkiye’nin enerjisinin yeniden geleceğe yönelmesi.
ASIL GÜÇ: İNSAN
Dünya tarihine bakıldığında güçlü devletlerin ortak bir özelliği görülür.
Hepsi insan yetiştirmiştir.
Çünkü petrol tükenir.
Maden tükenir.
Doğal kaynak tükenir.
Ama bilgi üretmeyi bilen insan yeni kaynaklar oluşturabilir.
Türkiye’nin en büyük stratejik sermayesi yer altında değil, yer üstündedir.
İnsandır.
Özellikle gençleridir.
Bu nedenle Türkiye’nin en büyük millî seferberliği eğitim olmalıdır.
Çocuklarımıza yalnızca geçmişte hangi savaşları kazandığımızı öğretmek yetmez.
Onlara geleceğin dünyasında nasıl kazanacaklarını da öğretmeliyiz.
Matematik öğretmeliyiz.
Fen öğretmeliyiz.
Yabancı dil öğretmeliyiz.
Kodlama öğretmeliyiz.
Yapay zekâyı öğretmeliyiz.
Girişimciliği öğretmeliyiz.
Tarih öğretmeliyiz.
Ahlak öğretmeliyiz.
Sorumluluk öğretmeliyiz.
Ve en önemlisi, kendilerine güvenmeyi öğretmeliyiz.
Çünkü büyük devlet önce büyük düşünebilen insan yetiştirir.
BEYİN GÖÇÜNDEN BEYİN ÇEKİMİNE
Türkiye artık yalnızca kendi yetiştirdiği gençleri ülkede tutmayı değil, dünyanın yetenekli insanlarını da kendine çekmeyi hedeflemelidir.
Geleceğin rekabeti petrol için olduğu kadar yetenek için de yaşanacaktır.
Yapay zekâ uzmanları.
Mühendisler.
Bilim insanları.
Doktorlar.
Girişimciler.
Yeni nesil sanayiciler.
Küresel dünyada ülkelerin gerçek gücü artık bu insanları çekebilme kapasitesiyle de ölçülmektedir.
Türkiye bu nedenle bölgesinin yetenek merkezi olmak zorundadır.
Balkanlardan,
Kafkasya’dan,
Türk dünyasından,
Avrupa’daki Türk diasporasından,
Orta Doğu’dan
yetenekli insanların gelip Türkiye’de üretim yapabileceği bir ekosistem kurulmalıdır.
Büyük Türkiye yalnızca nüfusuyla değil, beyin gücüyle büyümelidir.
TÜRK DÜNYASI: DUYGUDAN STRATEJİYE
Türkiye’nin önündeki en büyük fırsatlardan biri Türk dünyasıdır.
Fakat Türk dünyasını artık yalnızca kültürel yakınlık üzerinden okumak yeterli değildir.
Kardeşlik değerlidir.
Ama kardeşlik kurumsallaşmalıdır.
Ortak ticarete dönüşmelidir.
Ortak lojistiğe dönüşmelidir.
Ortak yatırım fonlarına dönüşmelidir.
Ortak enerji projelerine dönüşmelidir.
Ortak üniversitelere dönüşmelidir.
Ortak bilim ve teknoloji merkezlerine dönüşmelidir.
Ortak dijital altyapıya dönüşmelidir.
Ortak savunma projelerine dönüşmelidir.
Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve diğer Türk coğrafyaları arasında ekonomik ve teknolojik bağlar derinleşirse yeni bir Avrasya merkezi doğabilir.
Gelecek yüzyılda güçlü Türk dünyası yalnızca aynı kökten gelmekle değil, birlikte üretmekle mümkün olacaktır.
BALKANLAR:
GEÇMİŞİN HATIRASI DEĞİL, GELECEĞİN ORTAĞI
Ahlat’tan başlayan tarihî yürüyüş Anadolu’da kalmadı.
Rumeli’ye ulaştı.
Edirne’ye ulaştı.
Filibe’ye ulaştı.
Kırcaali’ye ulaştı.
Deliorman’a ulaştı.
Şumnu’ya, Razgrad’a, Silistre’ye uzandı.
Üsküp’e, Prizren’e, Batı Trakya, Saraybosna’ya ulaştı.
Bu nedenle Balkanlar Türkiye için yalnızca tarihî hafıza alanı değildir.
Aynı zamanda stratejik gelecek alanıdır.
Türkiye Balkanlara artık sadece duyguyla değil, projeyle gitmelidir.
Eğitim projeleriyle.
Teknoloji yatırımlarıyla.
Kültürel iş birlikleriyle.
Üniversite ağlarıyla.
Girişimcilik merkezleriyle.
Dijital platformlarla.
Ticaret ve lojistik koridorlarıyla.
Balkanlardaki Türk toplulukları da yalnızca “korunması gereken topluluklar” olarak görülmemelidir.
Onlar yaşadıkları ülkelerin aktif vatandaşları, ekonominin, siyasetin ve kültürün güçlü aktörleri hâline gelmelidir.
DELİORMAN’A VERİLECEK EN BÜYÜK MESAJ
Deliorman’daki bir Türk gencine yalnızca geçmişte neler yaşandığını anlatmak artık yetmez.
O genç elbette tarihini bilecek.
Dilini bilecek.
Kimliğini koruyacak.
Atalarının mücadelelerini bilecek.
Fakat bunun yanında ona bir gelecek hedefi de vermeliyiz.
Şunu söylemeliyiz:
Sen yalnızca geçmişin mirasçısı değilsin. Geleceğin kurucususun.
İyi eğitim al.
Mühendis ol.
Doktor ol.
Akademisyen ol.
İş insanı ol.
Siyasete gir.
Devlet kurumlarında görev al.
Avrupa kurumlarında yer al.
Türkiye ile bağını koru.
Türk dünyasıyla ilişkini geliştir.
Ve yaşadığın ülkeye değer kat.
Çünkü gerçek güç, yalnızca kimliği korumak değil, o kimlikle birlikte güçlü biçimde geleceğe yürümektir.
TÜRKİYE’NİN YENİ GÜÇ DENKLEMİ
Bugünün dünyasında güç artık çok boyutludur.
Türkiye’nin geleceği şu denklem üzerinde kurulmalıdır:
Savunma gücü + ekonomik güç + teknolojik güç + enerji gücü + demografik güç + diplomatik güç + kültürel güç + nitelikli insan gücü.
Bunlardan biri eksik kalırsa bütün sistem zayıflar.
Türkiye savunmada güçlü olup ekonomide kırılgan olamaz.
Teknolojide ilerleyip eğitimde geride kalamaz.
Dış politikada etkili olup kurumlarını zayıf bırakamaz.
Büyük devlet olmak bütün unsurları aynı sistem içinde güçlendirebilmek demektir.
ASIL HEDEF: VAZGEÇİLMEZ TÜRKİYE
Türkiye’nin önündeki en büyük stratejik hedeflerden biri “vazgeçilmez ülke” olmaktır.
Öyle bir ülke ki;
Avrupa enerji güvenliğinde Türkiye’yi hesaba katmak zorunda olsun.
Asya-Avrupa ticaretinde Türkiye’siz plan yapılamasın.
Balkanların istikrarında Türkiye’nin katkısı aransın.
Karadeniz’de Türkiye merkez aktör olsun.
Kafkasya’da Türkiye denklemin içinde olsun.
Orta Doğu’da Türkiye’nin diplomatik ağırlığı hesaba katılsın.
Savunma sanayiinde Türkiye yeni teknolojilerin üreticilerinden biri olsun.
İşte gerçek stratejik büyüklük budur.
Başkalarını tehdit etmek değil.
Başkalarının sizi hesaba katmak zorunda olduğu bir kapasiteye sahip olmak.
2050’YE BAKAN TÜRKİYE
Ahlat’ta 1071’i anarken 2050’yi düşünmeliyiz.
Bugün doğan bir çocuk 2050 yılında 24 yaşında olacak.
Bugün ilkokula başlayan çocuk 2040’ların mühendisi olacak.
Bugün üniversiteye başlayan genç 2050’nin yöneticisi, bilim insanı veya girişimcisi olacak.
Öyleyse 2050 Türkiye’si bugünden kurulmaktadır.
Bugün eğitimde verdiğimiz kararlar 2050’yi şekillendirecektir.
Bugün sanayide yaptığımız yatırımlar 2050’yi şekillendirecektir.
Bugün yetiştirdiğimiz insanlar 2050’yi yönetecektir.
Bu nedenle büyük devlet vizyonu mutlaka nesiller arası düşünmelidir.
AHLAT’TAN GELECEĞE UZANAN BÜYÜK HAT
Ahlat bize kökümüzü hatırlatıyor.
Malazgirt bize cesaretimizi hatırlatıyor.
Anadolu bize vatanı hatırlatıyor.
Rumeli bize ufkumuzu hatırlatıyor.
Türk dünyası bize geniş coğrafyamızı hatırlatıyor.
Fakat geleceğin dünyası bize başka bir şeyi daha hatırlatıyor:
Geçmişte büyük olmak, gelecekte büyük kalmanın garantisi değildir.
Her nesil kendi Malazgirt’ini kazanmak zorundadır.
Bugünün Malazgirt’i teknoloji olabilir.
Yarın enerji olabilir.
Bir başka gün eğitim olabilir.
Bazen diplomasi olabilir.
Bazen ekonomi olabilir.
Bazen de bir çocuğun iyi yetiştirilmesi olabilir.
ŞAFAK SÖKTÜYSE ŞİMDİ ÇALIŞMA ZAMANIDIR
“Büyük ve güçlü Türkiye’nin şafağı söküyor” sözü umut vericidir.
Fakat şafak yalnızca başlangıçtır.
Güneşin doğması için çalışmak gerekir.
Türkiye’nin önünde büyük fırsatlar bulunmaktadır.
Ama büyük riskler de bulunmaktadır.
Dünya hızla değişmektedir.
Teknoloji hızla değişmektedir.
Güç dengeleri hızla değişmektedir.
Bu ortamda ayakta kalmanın tek yolu; planlamak, üretmek, yenilenmek ve insan yetiştirmektir.
Güçlü Türkiye sadece sloganla kurulmaz.
Fabrikayla kurulur.
Laboratuvarla kurulur.
Okulla kurulur.
Üniversiteyle kurulur.
Adaletle kurulur.
Teknolojiyle kurulur.
Kardeşlikle kurulur.
Devlet aklıyla kurulur.
Ve bütün bunların üzerinde yükselen büyük bir özgüvenle kurulur.
Ahlat’tan yükselen mesajı bu nedenle yalnızca geçmişe dönük bir tarih konuşması olarak değil, geleceğe dönük bir strateji çağrısı olarak okumalıyız.
Çünkü mesele artık yalnızca 1071’i hatırlamak değildir.
Mesele, 2071’e nasıl bir Türkiye bırakacağımızdır.
Ahlat başlangıçtı.
Malazgirt kapıydı.
Anadolu vatan oldu.
Rumeli ufuk oldu.
Şimdi sıra gelecektedir.
Güçlü ve Büyük Türkiye adım adım geliyor.
Fakat o Türkiye’yi gerçekten büyük yapacak olan şey yalnızca gücü değil;
aklı, adaleti, bilimi, üretimi, kardeşliği ve geleceği herkesten önce okuyabilme kabiliyeti olacaktır.
Çünkü büyük milletler geçmişleriyle övünür.
Ama büyük devletler geleceklerini planlar.

