TÜRK GÖLÜ AKDENİZ
Rafet ULUTÜRK
Büyük Türkiye’nin Denizlerden Dünyaya Uzanan Stratejik Planı
Akdeniz’e yalnızca su olarak bakanlar, tarihin yarısını görür.
Akdeniz; ticarettir, enerjidir, limandır, deniz yolu güvenliğidir, Afrika’ya açılan kapıdır, Avrupa’nın güney sınırıdır, Orta Doğu’nun batı cephesidir, Kıbrıs’ın stratejik değeridir ve Anadolu’nun dünyaya açılan büyük penceresidir.
Bu nedenle Türkiye’nin Akdeniz’de attığı her adım, yalnızca bir deniz politikası değildir.
Asıl mesele, Türkiye’nin önümüzdeki yarım yüzyılda nasıl bir devlet olacağıdır.
Bugün Libya’dan Mısır’a, Suriye’den Lübnan’a, Kıbrıs’tan Irak ve Körfez’e kadar uzanan gelişmelere tek tek bakarsak resmi parçalarız.
Fakat haritayı büyütüp bütün bu hatları birlikte okuduğumuzda başka bir tablo ortaya çıkar:
Türkiye, çevresindeki krizlere tepki veren bir ülke olmaktan çıkıp kendi jeopolitik çevresini şekillendiren merkez devlet olma yolunda ilerliyor.
İşte “Akdeniz yeniden Türk gölü oluyor” sözünü de bu yeni çağın şartlarına göre anlamlandırmak gerekir.
Bugün hedef Akdeniz’i başka milletlere kapatmak değildir.
Hedef, Türkiye’nin dışlandığı hiçbir Akdeniz düzeninin kalıcı olamayacağı bir güç dengesi kurmaktır.
TÜRK GÖLÜ KAVRAMINI YENİDEN TANIMLAMALIYIZ
Tarih boyunca “Türk gölü” sözü askerî hâkimiyeti ifade etti.
Barbaros Hayreddin Paşa’nın, Turgut Reis’in, Piri Reis’in, Kılıç Ali Paşa’nın çağında deniz gücü doğrudan savaş gemileriyle ölçülüyordu.
Bugün ise güç çok daha karmaşıktır.
Yeni yüzyılın Türk gölü;
yalnızca savaş gemilerinin dolaştığı bir deniz değildir.
Türk ticaret gemilerinin güçlü olduğu,
Türk limanlarının bölgesel merkez hâline geldiği,
Türk savunma sanayisinin Akdeniz ülkelerinde karşılık bulduğu,
Türkiye’nin enerji denkleminden dışlanamadığı,
KKTC’nin güvenliğinin garanti altında olduğu,
Türk diplomasisinin bölgesel krizlerde aranılan aktör olduğu,
Anadolu’yu Afrika, Avrupa ve Körfez’e bağlayan ticaret yollarının çalıştığı bir sistemdir.
Yani artık mesele sadece denize hâkim olmak değil, denizin etrafındaki sistemi etkileyebilmektir.
BİRİNCİ AŞAMA: MAVİ VATAN’I KORUMAK
Büyük stratejinin ilk halkası açıktır:
Mavi Vatan.
Türkiye önce kendi deniz haklarını korumak zorundadır.
Çünkü deniz yetki alanlarını koruyamayan devlet;
enerji kaynaklarını,
balıkçılık sahalarını,
ulaştırma yollarını,
deniz güvenliğini
ve gelecekteki ekonomik imkanlarını da koruyamaz.
Bu nedenle Türkiye’nin donanma yatırımları bir lüks değildir.
Stratejik zorunluluktur.
Fakat donanmanın varlığı tek başına yeterli değildir.
Denizde güçlü olmak için;
gemi inşa sanayisi,
füze teknolojisi,
denizaltı kapasitesi,
insansız deniz araçları,
uydu sistemleri,
radar ağları,
elektronik harp
ve deniz hava gücü birlikte düşünülmelidir.
Türkiye’nin hedefi yalnızca bugünkü tehditleri karşılamak değil, 2050’nin deniz savaşlarına hazırlanmak olmalıdır.
İKİNCİ AŞAMA: LİBYA HATTINI KALICI STRATEJİYE DÖNÜŞTÜRMEK
Libya ile kurulan ilişki Türkiye’nin Akdeniz stratejisinin en kritik kırılma noktalarından biridir.
Ancak Libya’ya yalnızca deniz sınırı üzerinden bakmak eksik olur.
Libya;
Kuzey Afrika’ya açılan kapıdır.
Sahra altı Afrika’ya geçiş noktasıdır.
Enerji ülkesidir.
Akdeniz kıyısında geniş bir jeopolitik alana sahiptir.
Türkiye açısından temel hedef Libya’nın iç çatışmalarından faydalanmak değil, bütünlüğünü koruyan ve Ankara ile uzun vadeli ilişki kurabilen istikrarlı bir Libya olmalıdır.
Çünkü Türkiye Libya’da kalıcı dostluk kurabilirse yalnızca Akdeniz’de değil, Afrika’da da stratejik derinlik kazanır.
ÜÇÜNCÜ AŞAMA: MISIR İLE TARİHÎ UZLAŞMA
Akdeniz denkleminde Mısır olmadan büyük plan tamamlanamaz.
Mısır’ın önemi olağanüstüdür.
Akdeniz’e kıyısı vardır.
Kızıldeniz’e kıyısı vardır.
Süveyş Kanalı’nı kontrol eder.
Afrika’nın kapılarından biridir.
Arap dünyasının merkez ülkelerindendir.
Türkiye ile Mısır arasında kalıcı bir stratejik yakınlaşma kurulabilirse Doğu Akdeniz’deki dengelerin tamamı değişebilir.
Burada Ankara’nın izlemesi gereken politika günlük siyasi polemiklerden uzak olmalıdır.
Türkiye Mısır’a şöyle bakmalıdır:
Bugünün anlaşmazlıkları değil, yarının ortak çıkarları.
Enerji…
Ticaret…
Savunma…
Deniz ulaşımı…
Afrika…
Kızıldeniz…
Filistin meselesi…
Bütün bunlar ortak çalışma alanları oluşturabilir.
DÖRDÜNCÜ AŞAMA: SURİYE’Yİ AKDENİZ STRATEJİSİNE DAHİL ETMEK
Türkiye’nin Suriye politikası uzun yıllar terör ve sınır güvenliği merkezli yürüdü.
Bu anlaşılabilir bir durumdu.
Fakat geleceğe bakarken Suriye’nin başka bir yönünü de görmek zorundayız:
Suriye bir Akdeniz devletidir.
Lazkiye vardır.
Tartus vardır.
Suriye’nin yeniden ayağa kalkması yalnızca Türkiye’nin güney sınırını rahatlatmaz.
Aynı zamanda;
Irak’tan Akdeniz’e ulaşabilecek ticaret yollarını,
bölgesel enerji projelerini,
liman bağlantılarını
ve Doğu Akdeniz dengesini etkiler.
Türkiye’nin çıkarı parçalanmış, sürekli savaşan bir Suriye değildir.
Türkiye’nin çıkarı, toprak bütünlüğünü koruyan ve ekonomisini yeniden kuran bir komşudur.
Çünkü güvenlik yalnızca askerle kurulmaz.
Ekonomik istikrar da güvenliktir.
BEŞİNCİ AŞAMA: LÜBNAN VE LEVANT HATTI
Lübnan küçük bir ülke olabilir.
Fakat konumu küçümsenemez.
Doğu Akdeniz’in tam merkezinde bulunur.
Türkiye’nin Lübnan’daki etkisini artırması için öncelikli yol askerî değil;
ticari,
kültürel,
lojistik
ve diplomatik olmalıdır.
Türkiye burada yeni bir güç modeli geliştirebilir:
Bayrak göstermeden etki üretmek.
Türk üniversiteleri…
Türk şirketleri…
Türk limanları…
Türk Hava Yolları…
Türk savunma ürünleri…
Türk müteahhitlik sektörü…
Kültürel diplomasi…
Bunların tamamı yumuşak güç ile ekonomik gücü bir araya getirir.
ALTINCI AŞAMA: KKTC’Yİ STRATEJİK MERKEZE DÖNÜŞTÜRMEK
Kıbrıs, Türk Akdeniz stratejisinin merkezidir.
KKTC yalnızca siyasi bir mesele olarak görülmemelidir.
Kıbrıs;
Anadolu’nun güney emniyetidir.
Doğu Akdeniz’in doğal gözetleme noktasıdır.
Enerji hatlarının ortasındadır.
Deniz ulaşım yollarının merkezindedir.
Türkiye’nin Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya uzanan savunma derinliğinde kritik konumdadır.
Bu nedenle KKTC’nin yalnızca savunulması yetmez.
Güçlendirilmesi gerekir.
Ekonomik olarak…
Turizmde…
Yükseköğretimde…
Teknolojide…
Enerjide…
Lojistikte…
Liman kapasitesinde…
Dijital altyapıda…
KKTC ne kadar güçlü olursa Türkiye’nin Akdeniz’deki stratejik dengesi de o kadar güçlü olur.
YEDİNCİ AŞAMA: AKDENİZ’İ KÖRFEZ’E BAĞLAMAK
Türkiye’nin en büyük gelecek projelerinden biri Akdeniz ile Basra Körfezi arasında ekonomik bir omurga kurmak olmalıdır.
Irak burada anahtar ülkedir.
Basra’dan çıkan malın;
Irak üzerinden Anadolu’ya,
Anadolu üzerinden Akdeniz limanlarına,
oradan Avrupa’ya taşındığını düşünün.
Bu yalnızca bir ulaşım projesi değildir.
Bu, yeni bir jeopolitik düzendir.
Türkiye bu hattın ana merkezi hâline gelebilirse dünyanın en kritik ticaret kavşaklarından birine dönüşebilir.
Büyük güç olmak tam olarak budur:
Dünyanın senden geçmek zorunda kalması.
SEKİZİNCİ AŞAMA: AKDENİZ’DEN KIZILDENİZ’E UZANAN HAT
Mısır ve Süveyş Kanalı bu yüzden önemlidir.
Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirinden ayrı düşünmek artık mümkün değildir.
Akdeniz’de güçlü olan fakat Kızıldeniz’e erişimi olmayan bir strateji yarım kalır.
Türkiye;
Mısır,
Suudi Arabistan,
Körfez ülkeleri,
Afrika Boynuzu
ve Doğu Afrika ile ilişkilerini birlikte değerlendirmelidir.
Böylece Akdeniz stratejisi Hint Okyanusu’na kadar uzanan daha geniş bir deniz vizyonuna dönüşebilir.
DOKUZUNCU AŞAMA: “TİCARET VATANI” DOKTRİNİ
Türkiye Mavi Vatan’ı geliştirdi.
Şimdi buna ekonomik boyut eklenmelidir.
Ben buna Ticaret Vatanı diyorum.
Mavi Vatan haklarımızı korur.
Ticaret Vatanı o hakları ekonomik güce dönüştürür.
Türkiye’nin hedefi;
daha büyük ticaret filosu,
daha güçlü limanlar,
konteyner taşımacılığı,
tersaneler,
lojistik merkezler,
enerji terminalleri,
denizcilik finansmanı,
sigorta şirketleri
ve küresel lojistik markaları oluşturmak olmalıdır.
Çünkü denizde savaş geminiz olup ticaret geminiz yoksa gücünüz eksiktir.
ONUNCU AŞAMA: ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI
Akdeniz’in geleceğini belirleyecek başlıklardan biri enerjidir.
Türkiye yalnızca enerji satın alan ülke olmamalıdır.
Arayan,
çıkaran,
işleyen,
taşıyan
ve satan ülke olmalıdır.
Doğal gaz…
Petrol…
LNG…
Yenilenebilir enerji…
Denizüstü rüzgâr…
Hidrojen…
Geleceğin enerji denkleminde Türkiye üretici, taşıyıcı ve ticaret merkezi rollerini aynı anda hedeflemelidir.
Türkiye’nin gerçek enerji güvenliği bir kaynağa bağımlı olmamaktan geçer.
ON BİRİNCİ AŞAMA: SAVUNMA SANAYİSİNİ DİPLOMASİYE ÇEVİRMEK
İHA ve SİHA ihracatının önemi yalnızca satış rakamları değildir.
Bir ülkeye savunma sistemi sattığınızda;
eğitim ilişkisi kurarsınız.
Teknik ekip gönderirsiniz.
Bakım ağı oluşturursunuz.
Ortak tatbikat geliştirirsiniz.
Personel yetiştirirsiniz.
On yıllarca sürebilecek bir güven ilişkisi kurarsınız.
Savunma sanayisi bu yüzden modern çağın en güçlü diplomasi araçlarından biridir.
Türkiye Akdeniz ülkelerinde savunma iş birliklerini artırdıkça siyasi erişim gücü de büyür.
ON İKİNCİ AŞAMA: AFRİKA’YA AKDENİZ ÜZERİNDEN AÇILMAK
Libya ve Mısır’ın arkasında Afrika vardır.
Türkiye’nin Akdeniz stratejisinin en büyük ekonomik fırsatı belki de Afrika’dır.
Genç nüfus…
Büyüyen şehirler…
Doğal kaynaklar…
Enerji ihtiyacı…
Altyapı yatırımları…
Savunma talebi…
Gıda güvenliği…
Türkiye burada sömürgeci bir model yerine ortak üretim modeli geliştirmelidir.
Afrika’nın kaynağını alıp gitmek yerine;
fabrika kurmalı,
insan yetiştirmeli,
ortak şirketler oluşturmalı
ve yerel ekonomiye değer katmalıdır.
Kalıcı nüfuz böyle kurulur.
TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK HATASI NE OLABİLİR?
Bu büyük stratejinin önündeki en önemli risk aşırı özgüvendir.
Türkiye güçlendikçe daha sabırlı olmak zorundadır.
Çünkü güç arttıkça hata maliyeti de artar.
Büyük devlet;
her tartışmaya girmez.
Her provokasyona cevap vermez.
Her ülkeyi düşman ilan etmez.
Gerektiğinde geri çekilir.
Gerektiğinde bekler.
Gerektiğinde konuşur.
Gerektiğinde gösterir fakat vurmaz.
Çünkü güç kullanmak kadar, gücü kullanmadan sonuç almak da devlet sanatıdır.
BU TÜRK GÖLÜ STRATEJİSİNİN 5 ANA SÜTUNU
Türkiye’nin Akdeniz stratejisi beş temel sütuna oturmalıdır:
1. Deniz Gücü
Donanma, denizaltı, insansız sistemler, hava desteği ve kıyı savunması.
2. Ekonomik Güç
Limanlar, ticaret filosu, enerji, lojistik, turizm ve finans.
3. Diplomatik Ağ
Libya, Mısır, Suriye, Lübnan, KKTC, Balkanlar, Körfez ve Afrika.
4. Teknolojik Bağımsızlık
Uydu, yapay zekâ, siber güvenlik, savunma teknolojisi, enerji teknolojileri.
5. Devlet Aklı
Günü değil nesilleri hesaplayan stratejik planlama.
Bu beş sütundan biri eksik kalırsa Türk gölü stratejisi tamamlanamaz.
2030–2040–2053 STRATEJİK YOL HARİTASI
Türkiye’nin hedefleri dönemlere ayrılmalıdır.
2030’A KADAR
Deniz savunma kapasitesinin artırılması.
KKTC’nin ekonomik olarak güçlendirilmesi.
Libya ile kurumsal iş birliğinin kalıcılaştırılması.
Mısır ile stratejik ilişkilerin derinleştirilmesi.
Suriye’nin istikrara kavuşmasına katkı.
Irak üzerinden Körfez bağlantılarının hızlandırılması.
Akdeniz limanlarının kapasitesinin büyütülmesi.
2040’A KADAR
Türkiye’nin Akdeniz’in ana lojistik merkezlerinden biri olması.
Deniz ticaret filosunun dünya ölçeğinde büyütülmesi.
Enerji ticaret merkezi oluşturulması.
Kuzey Afrika’da ortak üretim bölgeleri kurulması.
Akdeniz ülkeleriyle savunma sanayisi ağının geliştirilmesi.
2053 HEDEFİ
Türkiye yalnızca bölgesel askeri güç değil;
enerji merkezi,
lojistik merkezi,
savunma teknolojisi merkezi,
finans merkezi,
ticaret merkezi
ve diplomatik merkez hâline gelmelidir.
İşte o zaman Türk gölü kavramı tarihî bir hatıradan çıkıp XXI. yüzyılın stratejik gerçeğine dönüşebilir.
TÜRK GÖLÜ DEMEK BAŞKALARINI DIŞLAMAK DEĞİLDİR
Burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir.
Türkiye Akdeniz’de güçlü olurken;
Yunanistan’ın,
İtalya’nın,
Mısır’ın,
Libya’nın,
Suriye’nin,
Lübnan’ın
ve diğer kıyıdaş ülkelerin meşru haklarını yok sayarak hareket edemez.
Çünkü kalıcı güç adalet üzerine kurulur.
Türk gölü vizyonu işgal veya dışlama değil; Türkiye’nin haklarının yok sayılamadığı, barışın güçlü bir Türkiye tarafından desteklendiği bir Akdeniz düzeni olmalıdır.
Bu, Türkiye’ye korkuyla değil güvenle bakılmasını sağlar.
ASIL HEDEF: TÜRKİYE’SİZ HİÇBİR DENKLEM KURULAMAMASI
Türkiye’nin büyük başarı ölçüsü şudur:
Akdeniz’de enerji konuşulduğunda Ankara aranacak mı?
Libya konuşulduğunda Türkiye masada olacak mı?
Suriye’nin geleceğinde Türkiye söz sahibi olacak mı?
Kıbrıs’ta Türklerin hakları görmezden gelinebilecek mi?
Körfez’den Avrupa’ya koridor çizildiğinde Türkiye dışarıda bırakılabilecek mi?
Afrika’nın kuzeyinde yeni ekonomik projeler kurulurken Türk şirketleri yer alacak mı?
Eğer bu soruların cevabı “Türkiye olmadan olmaz” noktasına gelirse, Türkiye büyük stratejik hedefini gerçekleştirmiş demektir.
AKDENİZ’E DENİZ DEĞİL GELECEK OLARAK BAKIN
Akdeniz’in dalgaları bize yalnızca su getirmiyor.
Tarih getiriyor.
Enerji getiriyor.
Ticaret getiriyor.
Risk getiriyor.
Fırsat getiriyor.
Ve Türkiye’ye büyük bir soru soruyor:
Bu denizin kıyısında oturan ülke mi olacaksın, yoksa bu denizin geleceğini şekillendiren merkez devlet mi?
Türkiye’nin cevabı açık olmalıdır:
Biz kıyıda bekleyen ülke olmayacağız.
Biz dışarıdan çizilmiş haritalara razı olmayacağız.
Biz kimsenin hakkına göz dikmeyeceğiz.
Ama kendi hakkımızdan da vazgeçmeyeceğiz.
Donanmamız güçlü olacak.
Ekonomimiz güçlü olacak.
Diplomasimiz güçlü olacak.
Teknolojimiz güçlü olacak.
KKTC güçlü olacak.
Libya ile dostluğumuz sağlam olacak.
Mısır ile ortak çıkar alanlarımız büyüyecek.
Suriye istikrara kavuşacak.
Irak üzerinden Körfez’e uzanacağız.
Afrika ile birlikte üreteceğiz.
Balkanlar ve Avrupa ile ticaretimizi büyüteceğiz.
Ve bütün bu yollar Anadolu’da birleşecek.
İşte Büyük ve Güçlü Türkiye’nin Akdeniz planı budur.
“Türk gölü Akdeniz” demek yalnızca geçmişin ihtişamını hatırlamak değildir.
Bugün bu sözün yeni anlamı şudur:
Türkiye’nin dışlandığı hiçbir enerji planının, hiçbir güvenlik mimarisinin, hiçbir ticaret koridorunun ve hiçbir Doğu Akdeniz denkleminin kalıcı olamaması.
Çünkü çağ değişti.
Güç değişti.
Savaş değişti.
Ekonomi değişti.
Ama coğrafya değişmedi.
Ve Anadolu hâlâ üç kıtanın, büyük denizlerin ve büyük ticaret yollarının ortasında duruyor.
Şimdi yapılması gereken, bu coğrafi üstünlüğü stratejik üstünlüğe dönüştürmektir.
Akdeniz’e sadece bakmayacağız.
Akdeniz’i okuyacağız.
Akdeniz’i koruyacağız.
Akdeniz’de üreteceğiz.
Akdeniz üzerinden dünyaya açılacağız.
Ve nihai hedef şu olacaktır:
GÜÇLÜ DONANMA, GÜÇLÜ EKONOMİ, GÜÇLÜ DİPLOMASİ, GÜÇLÜ TÜRKİYE
Çünkü gelecek, denize kıyısı olanların değil;
denizin etrafındaki sistemi kurabilenlerin olacaktır.

