ÇOCUKLARIMIN GÖZLERİNDE GÖRDÜĞÜM GELECEK
Gülten RAİMOĞLU
Baltalimanı’nda Bir Anne Olarak Gurur Duyduğum Gece
Hayatta bazı akşamlar vardır…
Eve dönerken yalnızca güzel bir programdan çıkmış olmazsınız.
Yüreğiniz umutla dolar.
Çocuklarınızın gözlerindeki heyecanı görürsünüz.
Ve kendi kendinize, “İyi ki gelmişiz.” dersiniz.
İstanbul Üniversitesi Baltalimanı Sosyal Tesisleri’nde Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (BULTÜRK) tarafından düzenlenen “Rumeli’ye Geçiş Konferansı ve Kırcaali Efsanesi Belgeseli Kapanış Programı” benim için tam da böyle bir geceydi.
Bu programa kızım ve oğlumla birlikte katıldım.
Belki onlar bu geceyi benden farklı gördüler.
Ama bir anne olarak ben, onların gözlerinde umut gördüm.
Ve o umut, benim için gecenin en büyük kazanımı oldu.
ÇOCUKLARIM SADECE BİR PROGRAM İZLEMEDİ
Bugünün çocukları teknoloji çağında büyüyor.
Telefonlar…
Bilgisayarlar…
Sosyal medya…
Yapay zekâ…
Hızla değişen bir dünya…
Onları tarihimizle, kültürümüzle ve milletimizin ortak değerleriyle buluşturmak artık eskisinden çok daha zor.
Bu yüzden çocuklarımı böyle programlara götürmeyi önemsiyorum.
Çünkü bir milletin geleceği yalnızca okul sıralarında değil, yaşanan örneklerde de şekillenir.
O gece çocuklarım yalnızca konuşmaları dinlemedi.
İnsanların birbirine duyduğu saygıyı gördü.
Vefayı gördü.
Bir kitabın nasıl emanet gibi dağıtıldığını gördü.
Bir belgeselin insanların hafızasını nasıl canlandırdığını gördü.
Ve en önemlisi, bir derneğin sadece etkinlik yapan bir kurum olmadığını gördü.
RAFET ULUTÜRK’ÜN SÖZLERİ BENİ GURURLANDIRDI
Program boyunca birçok değerli konuşmacıyı dinledik.
Ancak BULTÜRK Genel Başkanı Rafet ULUTÜRK’ün konuşması bende ayrı bir iz bıraktı.
En çok etkilendiğim bölüm, sivil toplum kuruluşlarına yüklediği görev oldu.
“Dernekler sadece toplantı yapmak, konser düzenlemek veya yemek vermek için kurulmaz.
Ülkenin kalkınmasına katkı sunmalı, proje üretmeli ve geleceğe yön vermelidir.”
Bu sözleri dinlediğimde büyük gurur duydum.
Çünkü ilk defa bir dernek başkanının, dernekçiliği bu kadar büyük bir vizyonla anlattığını gördüm.
O an düşündüm…
Gerçekten de bugüne kadar birçok programa katıldım.
Güzel organizasyonlar gördüm.
Kalabalık salonlar gördüm.
Ama ilk defa bir sivil toplum kuruluşunun Türkiye’deki bütün STK’lara yeni bir yol tarif ettiğine şahit oldum.
TÜRKİYE’DE STK’LAR İÇİN YENİ BİR SAYFA
Ben siyasetçi değilim.
Akademisyen de değilim.
Bir anneyim.
Toplumun içinde yaşayan sıradan bir vatandaşım.
Belki bu yüzden olaylara daha sade bakıyorum.
Ama bazen sade bakışlar gerçeği daha net gösteriyor.
Bugün Türkiye’de binlerce dernek var.
Peki kaç tanesi gelecek için proje üretiyor?
Kaç tanesi gençleri düşünmeye yönlendiriyor?
Kaç tanesi ülkenin kalkınmasına katkı sağlayacak fikirler geliştiriyor?
İşte Rafet ULUTÜRK’ün konuşmasında beni en çok etkileyen nokta buydu.
Sivil toplum kuruluşlarının yalnızca faaliyet yapan değil, fikir üreten kurumlar olması gerektiğini söyledi.
Bence bu, Türkiye’de STK anlayışı için yeni bir başlangıçtır.
Belki de yıllar sonra dönüp baktığımızda, bu düşüncenin birçok kuruma ilham verdiğini göreceğiz.
BULTÜRK SADECE KONUŞMADI, GÖSTERDİ
O gece dikkatimi çeken başka bir konu daha vardı.
BULTÜRK söylediklerini uygulamaya da çalışıyordu.
Salonun her köşesinde bunun izlerini görmek mümkündü.
Afişler…
“Kırcaali Efsanesi” kitabı…
Belgesel gösterimi…
Katılımcılara verilen teşekkür belgeleri…
Hepsi aynı düşüncenin parçalarıydı.
Hiçbiri rastgele hazırlanmış gibi değildi.
Her ayrıntının bir anlamı vardı.
O gece şunu hissettim:
BULTÜRK yalnızca konuşmuyor.
Anlatıyor.
Öğretiyor.
Hatırlatıyor.
Ve geleceğe iz bırakmaya çalışıyor.
İşte beni en çok etkileyen tarafı da buydu.
ÇOCUKLARIMIN YORUMU BENİ DAHA ÇOK ETKİLEDİ
Programdan çıkarken çocuklarıma sordum:
“Nasıl buldunuz?”
Verdikleri cevap beni çok mutlu etti.
“Anne, bu sadece bir yemek değildi.”
İşte o cümle bütün geceyi özetliyordu.
Demek ki gençler de farkı görebiliyordu.
Demek ki doğru mesaj verilince gençler dinliyor.
Doğru örnek gösterilince etkileniyor.
Onlara güvenildiğinde sorumluluk hissediyor.
Bir anne için bundan daha büyük mutluluk olabilir mi?
Çocuklarımın bu geceyi beğenmesi, benim aldığım en güzel hediyeydi.
TÜRKİYE, TÜRK DÜNYASI VE ORTAK GELECEK
Konuşmalarda sık sık Türk dünyasından söz edildi.
Birlikten…
Dayanışmadan…
Güçlü Türkiye’den…
Güçlü savunma sanayisinden…
Bütün bunları dinlerken şunu düşündüm.
Biz çocuklarımıza sadece iyi bir meslek bırakmaya çalışıyoruz.
Oysa onlara güçlü bir ülke, güçlü kurumlar ve güçlü bir toplumsal dayanışma da bırakmak zorundayız.
Çünkü gelecek nesiller bizim mirasımızla yaşayacak.
Onlara bırakacağımız en büyük miras ise ortak değerlerimizdir.
GELECEK ANNELERİN DE OMUZLARINDADIR
Toplumun geleceği sadece devlet yöneticilerinin omuzlarında değildir.
Sadece öğretmenlerin de değildir.
Sadece siyasetçilerin hiç değildir.
Annelerin omuzlarındadır.
Babaların omuzlarındadır.
Sivil toplum kuruluşlarının omuzlarındadır.
Çocuklarına kimliğini, tarihini ve vatan sevgisini öğreten her aile bu büyük yürüyüşün parçasıdır.
Bu nedenle böyle programlar yalnızca yetişkinler için yapılmamalıdır.
Gençler de gelmelidir.
Çocuklar da gelmelidir.
Çünkü geleceğin liderleri bugünün salonlarında yetişir.
SONUÇ: O GECE SADECE BİR PROGRAMA KATILMADIM
Ben o gece sadece bir programa katılmadım.
Bir düşünceye tanıklık ettim.
Bir vizyon gördüm.
Bir derneğin nasıl örnek olabileceğini gördüm.
Ve en önemlisi, çocuklarımın da bunu fark ettiğini gördüm.
Rafet ULUTÜRK’ün konuşmasını dinlerken içimden şu cümle geçti:
“Türkiye’de sivil toplum için gerçekten yeni bir yol açılıyor.”
Bu yol; daha çok çalışan, daha çok üreten, daha çok düşünen ve daha çok sorumluluk alan sivil toplumun yoludur.
BULTÜRK’ün Baltalimanı’nda ortaya koyduğu anlayış, yalnızca Bulgaristan Türkleri için değil, Türkiye’deki bütün sivil toplum kuruluşları için örnek olabilecek bir modeldir.
Bu nedenle o gece benim için sadece güzel bir hatıra değil, geleceğe dair güçlü bir umut oldu.
Eve dönerken Boğaz’ın ışıkları arkamızda kalmıştı.
Ama çocuklarımın gözlerinde gördüğüm ışık, hâlâ içimi aydınlatmaya devam ediyor.
Çünkü bir anne için en büyük mutluluk, evlatlarının umut dolu bir geleceğe inanmasıdır.
Ve ben o gece, bu umudu bütün kalbimle hissettim.

