TÜRK DÜNYASINDA SOYKIRIMLAR KİTAP TANITIMI
Gülten RAYİMOĞLU
Tanıtım ve Teşekkür Töreni Konuşması
Saygıdeğer Protokol,
Kıymetli Akademisyenler,
Değerli Müelliflerimiz,
Sivil Toplum Kuruluşlarımızın Kıymetli Temsilcileri,
Hanımefendiler, Beyefendiler;
Hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.
Bugün burada yalnızca bir kitabın tanıtımı için toplanmış değiliz.
Bugün burada bir milletin hafıza nöbetini tutmak için bir aradayız.
Bugün burada, tarihin karanlık sayfalarında bırakılmak istenen acıları yeniden hatırlamak, susturulmak istenen sesleri duyurmak, unutturulmak istenen hakikatleri gelecek nesillere emanet etmek için bulunuyoruz.
Atalarımız, “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.” demiştir.
İnsan unutur.
Toplumlar da unutur.
Fakat milletler unutursa, yalnızca geçmişini değil; geleceğini de kaybeder.
Çünkü unutulan acı tekrar eder.
Unutulan sürgün yeniden kapıya dayanır.
Unutulan zulüm, başka isimlerle, başka coğrafyalarda yeniden sahneye çıkar.
İşte bugün tanıtımını gerçekleştirdiğimiz “Türk Dünyasında Soykırımlar” adlı eser, tam da bu tarihî sorumluluğun bir neticesidir.
Bu eser, yalnızca bir kitap değildir.
Bu eser; ortak hafızamızın, ortak vicdanımızın, ortak acımızın ve ortak tarih şuurumuzun yazıya dökülmüş hâlidir.
Bu eser; Balkanlardan Kafkaslara, Kırım’dan Doğu Türkistan’a, Irak’tan Suriye’ye, Kazakistan’dan Türkistan coğrafyasına kadar uzanan geniş bir dünyanın sessiz çığlığını bir araya getiren büyük bir hafıza abidesidir.
Muhterem Hazirun,
Milletleri ayakta tutan yalnızca orduları değildir.
Ordular sınırları korur.
Ekonomi refahı sağlar.
Siyaset devleti yönetir.
Fakat bir milletin ruhunu, kimliğini ve istikametini koruyan asıl güç, tarih şuurudur.
Tarihini kaybeden millet, kimliğini kaybeder.
Kimliğini kaybeden toplum ise geleceğini başkalarının yazdığı senaryolara teslim eder.
Bugün dünyada yaşanan mücadelelerin çoğu yalnızca toprak mücadelesi değildir.
Asıl mücadele hafıza üzerindedir.
Bir milletin hafızasını silmek, o milleti silahsız bırakmaktır.
Bir milletin tarihini çarpıtmak, o milletin geleceğini esir almaktır.
Bir milletin acılarını yok saymak, o milletin vicdanını yaralamaktır.
Bu nedenle tarih yazmak, yalnızca akademik bir faaliyet değil; aynı zamanda millî bir görevdir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi:
“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”
İşte bizler bugün, yapana sadık kalanların, hakikate sahip çıkanların ve tarihi milletimizin vicdanıyla yazanların huzurundayız.
Değerli Misafirler,
Türk dünyası, tarih boyunca büyük devletler kurmuş, medeniyetler inşa etmiş, adalet anlayışıyla geniş coğrafyalara huzur taşımış bir dünyadır.
Fakat bu büyük tarih yalnızca zaferlerden ibaret değildir.
Bu tarihin içinde sürgünler vardır.
Soykırımlar vardır.
Zorunlu göçler vardır.
Asimilasyonlar vardır.
Dil yasakları vardır.
İnanç baskıları vardır.
Zorla isim değiştirmeler vardır.
Yıkılan camiler, kapatılan medreseler, susturulan ezanlar, yakılan köyler, parçalanan aileler ve mezar taşlarına kadar uzanan bir kimlik mücadelesi vardır.
Kırım’da yaşananlar yalnızca Kırım Türklerinin acısı değildir.
Kafkasya’da yaşananlar yalnızca Kafkas halklarının acısı değildir.
Bulgaristan’da Türklerin yaşadığı zorla isim değiştirme ve göç dramı yalnızca Bulgaristan Türklerinin meselesi değildir.
Doğu Türkistan’da, Irak Türkmenlerinde, Suriye Türkmenlerinde, Balkanlarda, Batı Trakya’da ve Türk dünyasının farklı bölgelerinde yaşanan her acı, bizim ortak hafızamızın bir parçasıdır.
Çünkü biz aynı kökün dallarıyız.
Aynı tarihin evlatlarıyız.
Aynı medeniyetin çocuklarıyız.
Bir yerde Türk’ün adı silinmek isteniyorsa, orada bütün Türk dünyasının hafızası hedef alınmış demektir.
Bir yerde ana dili yasaklanıyorsa, orada yalnızca bir kelime değil, bir milletin ruhu boğulmak isteniyor demektir.
Bir yerde mezar taşları kırılıyorsa, orada yalnızca taş değil, tarihle bağ koparılmak isteniyor demektir.
Değerli Misafirler,
Bu sebeple “Türk Dünyasında Soykırımlar” adlı eser, yalnızca geçmişte yaşanmış acıları anlatan bir çalışma değildir.
Bu eser, aynı zamanda geleceğe verilmiş güçlü bir mesajdır.
Bu mesaj şudur:
Biz unutmadık.
Biz unutturmayacağız.
Biz hakikati yazacağız.
Biz çocuklarımıza yalnızca zaferlerimizi değil, bedelini ödediğimiz acıları da anlatacağız.
Çünkü bir millet yalnızca kahramanlıklarıyla değil, çektiği acılardan çıkardığı derslerle de büyür.
Geçmişini bilmeyen nesiller, geleceğe sağlam adımlarla yürüyemez.
Kökü mazide olmayan bir milletin, istikbalde güçlü bir yürüyüş yapması mümkün değildir.
Namık Kemal’in vurguladığı üzere:
“Mazisini bilmeyen milletler, istikbale emin adımlarla yürüyemez.”
Bugün elimizde bulunan bu eser, işte bu yürüyüşün fikrî ve tarihî dayanaklarından biridir.
Kıymetli Katılımcılar,
Atalarımız, “Söz uçar, yazı kalır.” demiştir.
Konuşmalar unutulur.
Törenler sona erer.
Salonlar boşalır.
Fakat kitaplar yaşamaya devam eder.
Bir kitap, bazen bir milletin vicdanını yüzyıllar sonrasına taşır.
Bir belge, bazen bir yalanı susturur.
Bir araştırma, bazen karanlıkta bırakılmak istenen hakikati gün yüzüne çıkarır.
Bu yüzden kalem, yalnızca yazı yazmaz.
Kalem hafızayı korur.
Kalem yalanı bozar.
Kalem mazluma şahitlik eder.
Kalem geleceğe ışık tutar.
Bugün bu eserde emeği geçen her müellif, her akademisyen, her araştırmacı yalnızca bir makale yazmamıştır.
Onlar, Türk dünyasının hafıza duvarına bir taş koymuştur.
Onlar, gelecek nesiller için bir ibret belgesi bırakmıştır.
Onlar, milletimizin sessiz acılarına ses olmuşlardır.
Muhterem Misafirler,
Milletler topraklarını ordularıyla; hafızalarını ise kalemleriyle korurlar.
Bir asker sınırda nöbet tutar.
Bir öğretmen sınıfta nöbet tutar.
Bir akademisyen arşivde nöbet tutar.
Bir yazar kalemiyle nöbet tutar.
Bir sivil toplum insanı ise milletin vicdanında nöbet tutar.
Bugün burada bulunan ve bu esere emek veren herkes, işte böyle bir nöbetin mensubudur.
Bu nöbet sıradan bir nöbet değildir.
Bu nöbet, tarih önünde sorumluluk nöbetidir.
Bu nöbet, mazlumların sesine sahip çıkma nöbetidir.
Bu nöbet, çocuklarımızın kimliğini koruma nöbetidir.
Bu nöbet, Türk dünyasının ortak geleceğine hizmet etme nöbetidir.
Kıymetli Katılımcılar,
Bugün burada özellikle altını çizmemiz gereken önemli bir husus daha vardır.
Türk dünyasının farklı coğrafyalarında yaşanan soykırımları, sürgünleri, baskıları ve insanlık dramlarını tek bir kitapta toplamak, sıradan bir yayın faaliyeti değildir.
Bu büyük bir görevdir.
Bu, tarihî bir sorumluluktur.
Bu, millî bir hizmettir.
Bu, gelecek nesillere bırakılmış kıymetli bir emanettir.
Böylesine kapsamlı bir çalışmayı ortaya koymak; güçlü bir vizyon, büyük bir sabır, geniş bir gönül ve sarsılmaz bir inanç ister.
Bu vesileyle, BULTÜRK Genel Başkanı Sayın Rafet ULUTÜRK’ü gönülden tebrik ediyorum.
Sayın Rafet ULUTÜRK, Türk dünyasının farklı coğrafyalarında yaşanan acıları, sürgünleri ve soykırımları bir eserde buluşturarak büyük bir tarihî hizmete öncülük etmiştir.
Bu çalışma, yalnızca bugünün değil, yarının da başvuracağı önemli bir kaynak olacaktır.
Türk dünyasının hafızasını tek bir kitapta toplamak, millet adına yapılmış çok kıymetli bir vazifedir.
Kendisini bu güzel ve anlamlı çalışmasından dolayı kutluyor; ilim, kültür, tarih ve Türk dünyasına hizmet yolundaki gayretlerinin artarak devam etmesini diliyorum.
Cenab-ı Hak kendisine sağlık, güç, bereket ve muvaffakiyetler nasip eylesin.
Çünkü milletine hizmet edenler unutulmaz.
Eser bırakanlar ise nesiller boyunca yaşamaya devam eder.
Değerli Hazirun,
Bugün elimizde bulunan bu eser, aynı zamanda ortak aklın ve ortak emeğin gücünü de göstermektedir.
Atalarımız ne güzel söylemiş:
“Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”
Bu kitap, tek bir kişinin değil; onlarca kalemin, birçok gönlün, ortak bir ülkünün ve büyük bir vicdanın mahsulüdür.
Bu eserde emeği bulunan her müellif, kendi alanında yalnızca bilgi sunmamış; aynı zamanda tarihe şahitlik etmiştir.
Her biri bir coğrafyanın acısını, bir milletin hafızasını ve bir insanlık dramını kayıt altına almıştır.
Bugün takdim edilecek teşekkür belgeleri de bu nedenle yalnızca birer belge değildir.
Onlar, emeğe duyulan saygının sembolüdür.
Onlar, ilme verilen değerin işaretidir.
Onlar, hakikatin yanında duran kalemlere milletimizin şükran ifadesidir.
Fatih Sultan Mehmed Han’ın veciz sözüyle:
“Marifet iltifata tâbidir; müşterisiz meta zâyidir.”
İlim insanına değer vermek, aslında ilme değer vermektir.
Yazara teşekkür etmek, aslında hafızaya sahip çıkmaktır.
Araştırmacıyı takdir etmek, aslında hakikatin yolunu açmaktır.
Kıymetli Misafirler,
Bugün dünyada en büyük tehlikelerden biri, toplumların hafızasızlaştırılmasıdır.
Hafızası silinen toplumlar kolay yönlendirilir.
Köklerinden koparılan gençlik, başkalarının fikirleriyle savrulur.
Tarihini bilmeyen nesiller, kendilerine sunulan yalanları hakikat zanneder.
Bu yüzden bu tür eserler yalnızca kütüphanelerde durmak için yazılmamalıdır.
Bu eserler okullara girmelidir.
Üniversitelerde okutulmalıdır.
Gençlik programlarında anlatılmalıdır.
Televizyonlarda, panellerde, konferanslarda, kültür merkezlerinde, derneklerde ve dijital platformlarda yaygınlaştırılmalıdır.
Çünkü bu kitap yalnızca geçmişi anlatmıyor.
Bu kitap geleceği koruyor.
Bu kitap yalnızca acıları kaydetmiyor.
Bu kitap millet bilincini diri tutuyor.
Bu kitap yalnızca tarihî olayları sıralamıyor.
Bu kitap Türk dünyasına şu çağrıyı yapıyor:
Birbirinizi unutmayın.
Acılarınızı bölmeyin.
Hafızanızı parçalamayın.
Ortak geleceğinizi birlikte kurun.
Kıymetli Dostlar,
Bir milletin en büyük zenginliği yalnızca yer altı kaynakları, şehirleri, binaları veya ekonomik gücü değildir.
Bir milletin en büyük zenginliği, yetiştirdiği insanlardır.
Kalem tutan insanlarıdır.
Hakikatin peşinde yürüyen araştırmacılarıdır.
Geçmişle gelecek arasında köprü kuran münevverleridir.
Bugün burada bulunan müelliflerimiz, akademisyenlerimiz ve gönül insanlarımız, işte böyle bir köprünün mimarlarıdır.
Onlar geçmişin acılarını bugünün diliyle yazmış, yarının nesillerine emanet etmiştir.
Bu eserle birlikte artık birçok acı yalnızca hatıralarda kalmayacak; kayıt altına alınmış bir tarihî şahitlik olarak yaşayacaktır.
Muhterem Hazirun,
Tarih boyunca kitapların yakılması, kütüphanelerin yok edilmesi, arşivlerin tahrip edilmesi hiçbir zaman tesadüf olmamıştır.
Çünkü düşman bilir ki, bir milletin kitabını yok ederseniz hafızasını yok edersiniz.
Hafızasını yok ederseniz direncini kırarsınız.
Direncini kırarsanız geleceğini esir alırsınız.
Bu yüzden kitap, yalnızca kâğıt ve mürekkepten ibaret değildir.
Kitap, milletin aklıdır.
Kitap, milletin vicdanıdır.
Kitap, milletin zamanlar ötesine gönderdiği mektuptur.
Bugün tanıttığımız bu eser de Türk dünyasının gelecek nesillere gönderdiği büyük bir mektuptur.
Bu mektupta acı vardır.
Ama yalnızca acı yoktur.
Direniş vardır.
Şahitlik vardır.
İbret vardır.
Uyanış vardır.
Birlik çağrısı vardır.
Ve en önemlisi, güçlü bir gelecek iradesi vardır.
Değerli Misafirler,
Bugün burada yapacağımız her konuşma, vereceğimiz her teşekkür belgesi, duyacağımız her alkış; aslında bu büyük emeğin yanında mütevazı bir nişanedir.
Asıl teşekkür, bu eseri okumaktır.
Asıl teşekkür, bu eseri gençlere ulaştırmaktır.
Asıl teşekkür, bu hafızayı diri tutmaktır.
Asıl teşekkür, Türk dünyasının acılarını yalnızca anma günlerinde değil; yılın her günü vicdanımızda taşımaktır.
Bugün bizlere düşen görev, geçmişi kinle değil; şuurla okumaktır.
Acıları nefret üretmek için değil; adalet bilincini güçlendirmek için anlatmaktır.
Soykırımları, sürgünleri ve zulümleri yalnızca ağlamak için değil; bir daha yaşanmaması için belgelemek, öğretmek ve hatırlatmaktır.
Kıymetli Katılımcılar,
Sözlerimi tamamlarken, bu büyük eserde emeği geçen bütün akademisyenlerimize, yazarlarımıza, araştırmacılarımıza, katkı sunan kurumlarımıza, destek veren gönül dostlarımıza ve bu çalışmanın ortaya çıkmasında emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Özellikle Türk dünyasının soykırım hafızasını tek bir eserde toplama vizyonunu ortaya koyan BULTÜRK Genel Başkanı Sayın Rafet ULUTÜRK’e şükranlarımı sunuyorum.
Kendisini bir kez daha tebrik ediyor; Türk dünyasına, tarihimize, kültürümüze ve ortak hafızamıza hizmet yolundaki çalışmalarının bereketle devam etmesini diliyorum.
Cenab-ı Hak bu yolda emek verenlerin gayretlerini kabul eylesin.
Kalemlerini daim, ilimlerini bereketli, hizmetlerini makbul eylesin.
Bu eseri gelecek nesiller için hayırlı bir miras kılsın.
Bizleri geçmişin ibretleriyle geleceğe hazırlananlardan eylesin.
Milletimizi birlik, beraberlik ve ilim yolunda daim kılsın.
Unutmayalım:
Geçmişini bilen milletler geleceğini inşa eder.
Hafızasını koruyan milletler tarih sahnesinden silinmez.
Kalem susarsa hafıza ölür; hafıza ölürse milletin ruhu yaralanır.
Bu nedenle bugün burada yalnızca bir kitabı değil; bir milletin hafızasını, bir medeniyetin vicdanını ve Türk dünyasının ortak geleceğini selamlıyoruz.
Hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyor; katılımınız için teşekkür ediyorum.
Sağ olun, var olun.

